Reklam Alanı

İmran Hüseyin kimdir?

İmran Hüseyin kimdir?

Şeyh (!) İmran Hüseyin tam adıyla Imran Nazar Hosein. 1942 yılında Karayipler’de ki Trinidad adasında doğmuştur. Sözleşmeli işçi olarak bu adaya gelmiş Hindistan asıllı bir ailenin çocuğudur. Karaçi’de ki Aleemiyah İslam Etütleri Enstitüsü'nden mezun olmuş sonrasında ileri düzey araştırma ve eğitimini aralarında Karaçi Üniversitesi, Batı Hint Adaları Üniversitesi, El-Ezher Üniversitesi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (İsviçre)'nün de bulunduğu pek çok kuruluşta gerçekleştirmiştir.


Trinidad & Tobago Dışişleri Bakanlığı'nda dış hizmetler memuru olarak çalışmış, 1985 yılında görevinden istifa ederek kendini tamamen İslami faaliyetlere vermiştir. Dünya siyaseti, ekonomi ve eskatoloji alanında uzmanlaşmış Hindistan asıllı İslam düşünürü, akademisyen ve yazar. [1]

İmran Hüseyin adlı şeyhin (!) biyografisi kısaca böyle. Ancak bizi ilgilendiren biyografisi veya kariyeri değil, söylemleridir. Şüphesiz İmran Hüseyin'in İstanbul'un fethi ve Fatih Sultan Mehmet han hazretleri hakkında söyledikleri, yenilir yutulur cinsten değildir. İmran Hüseyin'in 4 Temmuz 2012 yılında Malezya'da verdiği konferans serilerinden olan Konstantinopolis'in fethi ile ilgili konferansın videosunda söz ettiklerine bir bakalım.

Gerçekte bir âlim veya bir fakih olmayan, sadece bir yazar ve akademisyen unvanı taşıyan İmran Hüseyin, İstanbul'un fethini kendince yorumluyor.

İmran Hüseyin'in kendi ifadesiyle; İstanbul, yaklaşık 100 yıl önce Mustafa Kemal'le birlikte kâfirlerin yönetimi ve idaresi altına geçmiş, halife sürülmüştür. Ardından, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni ilan etmiştir. Hepsi bu kadar da değil, başkenti de taşıdılar. Konstantinopolis olan şehrin adını Ermenice veya Yunancadan gelen İstanbul ile değiştirdiler diyerek, İmran Hüseyin görüşlerini aktarmaya devam ediyor.

Konstantiniyye'nin fethi ile ilgili açık hadisleri kabul ettiğini, ancak İstanbul'un fethi ile ilgili yorumlanması gereken sahih hadisleri almadığını ve kabul etmediğini aşağıdaki videonun 19. dakikasında kendisi beyan ediyor. Hadisleri kendi reyine göre yorumlamak, işine geleni almak veya almamak, işte bu kafa reformist bir zihniyetin ürünüdür. Sözde sünneti koruyorum diyerek, sünnetin emrettiği İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha düsturlarını bir kenara atarak, kendi söylediğiyle çelişiyor. Bizde, böyle âlim müsveddelerini reddediyoruz.

Aşağıdaki videonun 20. dakikasında işi biraz daha ileri götürerek ve haddi aşarak, 29 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in ordusuyla yaptığı fethi kabul etmeyerek Fatih Sultan Mehmet'in yaptığı fethi reddediyor. Videonun 1:02:00 ile 1:03:00 arasında Fatih Sultan Mehmet'e hakaret ediyor. Peki bu adam, bu fethi reddetmekle daha başka neleri reddediyor? Neleri reddettiğini hemen belirtelim;

Öncelikle İstanbul'un fethini Hacı Bayram Veli hazretlerine (k.s) soran 2. Murat'a Hacı Bayram Veli hazretlerinin, köse olan Ak Şemseddin’i ve o zaman henüz kundaktaki Fatih'i kastederek; ‘’ Fetih şu kundaktakiyle, şu bizim köseye nasip olacak. ’’ diye buyurduğu ve gösterdiği kerametini ve dolayısıyla Hacı Bayram Veli hazretlerini reddediyor. Yetmiyor Akşemseddin hazretlerini reddediyor. Hatta Fatih'e ve Akşemseddin gibi âlimlere, hadis-i şeriflere aykırı davrandılar diyerek, farkında olmadan, 90 küsur yaşında İstanbul surlarına fetih için gelen büyük sahabe Ebu Eyüp el Ensari hazretlerini de (Halid İbni Zeyd) reddediyor.



Videonun ilerleyen dakikalarında, Konstantinopolis'in henüz feth edilmediğinden bahsediyor. Giriş kısmında yaptığı mantıklı açıklamalar ve düzenin İslami olmaması dolayısıyla da önceden kendi tezini sağlamlaştırmış oluyor. Hadis-i şeriflerde, ikinci kez yapılacak fetihten bahsedilir. Ancak, ehlisünnet âlimlerine göre; iki farklı görüş vardır ve bu görüşlerden ikisi de Konstantinopolis'in 1453'teki fethini kabul eder.

Bu iki görüşe göre;

* İkinci fetihten kastın, Batı Roma İmparatorluğu'nun başkenti Roma'yı kastederler ve ikinci fethin Roma'yı fethetmek olduğundan bahseder.

* Diğer görüşe göre ise; İstanbul yani Konstantiniyye'nin silahsız, manevi bir fetih şeklinde ve tekbirlerle olacağı yönündedir.


Ancak dediğimiz gibi bu iki görüşteki âlimlerin cümlesi, 1453'teki fethi kabul eder. Bu nursuz herif, Türkiyeli Müslümanların yanlış yolda olduğunu videoda belirterek, Malezyalılara hitaben;

‘’ Türkiyeli Müslümanları uyarın ve mesaj atın ‘’ diyerek kendince yorum yapıyor. Mesele sadece bu da değil. Böyle açıklamalarıyla birlikte Türkiye'deki tüm halkı zan altında bırakarak, İstanbul'un, IŞİD gibi radikal gruplar tarafından hedef olarak alınmasına da vesile oluyor. İmran Hüseyin, Gelenler (The Arrivals) adlı belgeselde, dikkat çekici yorumlarda bulunmuş ve bu belgesel sayesinde Türkiye'de tanınmıştır. Ancak o belgeselde sağlam değildir. Gelenler belgeseli gerçeği için, bknz: http://goo.gl/U6Ws4S

Bu herif, cahilliğine bakmadan, kaynakları okumadan, Fatih Sultan Mehmet'e ve onun uygulamalarına karşı çıkarak, Fatih'in Ayasofya'yı Hristiyanlardan gasp ettiğini ve bunun İslam'a aykırı olduğunu savunuyor. Ancak bunun hiçbir tutar yanı yoktur ve bu büyük bir iftiradır. Buna tövbe etmeden ölürse, aldığı vebal çok büyüktür. Gelelim attığı bu iftiranın tutarsız olduğunu ispatlamaya...

İşin aslı şöyledir;

Ayasofya en başından beri bizimdi! Nasıl mı?


Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde; Ayasofya'nın Rasulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin doğum tarihi olan 571 miladi yılında geçirdiği bir depremden bahsedilirken, kubbesinin onarılışı ile ilgili şu ilginç rivayet göze çarpar:

"Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın doğduğu gece vuku bulan zelzeleden; Kisra sarayı, Kızılelma ve Ayasofya'nın kubbesi yıkılmış idi. Bir müddet zaman geçtikten sonra Hızır Aleyhisselam'ın hatırlatması ile Bursa'da ikamet eden üç yüz keşiş, Rahip Bahira'nın öncülüğünde Mekke'ye geldiler. O zaman küçük yaşta olan Hazreti Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın ağzından bir miktar tükürük ile mübarek ellerinin suretini aldılar. Ebu Talib'in el yazısı ile ceylan derisi üzerine resmedilen bu suret, halen bir kutuda saklıdır. Velhasıl Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem’in) ağız suyundan ve Mekke'nin pak toprağından bir miktar alan papazlar İstanbul'a geldiler. Ayasofya'nın yıkık olan kısmını bununla tamir ettiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam'ın Tükürüğü ile yapılan yer, kubbenin kıble cihetinde, otuz iki nakışlı olarak halen bellidir. Bunu bilenler o yere nazar ettiklerinde: "Allâhümme salli ala Muhammed!" derler. Zira bu kısım, kubbenin diğer yerlerinden daha parlaktır. Fetihten sonra Fatih: "Bu kubbe Hazret-i Peygamberimizin (SallAllâhu aleyhi ve sellem) ağız suyu ile ayakta tutuldu!" diye, ta kubbenin ortasına zincir ile altın bir top asmıştır ki, bunun içi elli Rum kilesi buğday alır. Bu top altında Hızır'ın ara sıra salih Müslümanlar ile buluştuğunu söylerler." [2]

Ayasofya'nın Kubbesi


Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya geldiğinde Medâyin'de Nuşirevan-ı Âdil'in tâk-i kisrası (köşkünün kubbesi) zelzeleden aşağıya göçtü. Acem vilayetinde ateşperestlerin ateşi söndü. Ayasofya'nın kubbesi çatladı. İmparator o kubbeyi tekrar yaptırdı ve her yaptırışında yıkıldı. Neticede âciz kaldılar ve rahipler ittifak edip imparatora gelerek durumu anlattılar: 'Arap diyarında bir Peygamber zuhur etmiştir, adı Muhammed'dir, onun dünyaya gelmesiyle bu kubbe yıkılmıştır, derman ancak ondan gelir' dediler.

İmparator Herakliyus hemen itibarlı bir elçiyi hediyelerle Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.) gönderdi. Elçi mektupla varıp durumu bildirdi. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ağız suyunu alıp güzel bir taşa sürdü ve elçiye verdi: "BU TAŞI KUBBEYE KOYUNUZ" buyurdu. Elçi de taşı Herakliyus'a götürdü. Herakliyus taşı bina ustalarına verdi, onlar da kubbeyi yeni baştan inşa ederken bu taşı kubbeye yerleştirdiler. Kubbe bir daha yıkılmadı. [3]

Bakın! Ayasofya'nın yapılışından itibaren bizim yani Müslümanların, daha doğrusu Peygamber efendimizin payı vardır. Dolayısıyla Ayasofya, Rasulullah’dan (Sallallahu aleyhi ve sellem) bize kazanılması gereken bir mirastır. Tarih ve din bilgisi yok denecek kadar az olan dengesiz herifler şunu okusun ve daha sonra da Fatih Sultan Mehmed Han'ın kendi parasıyla Ayasofya'yı aldığını, gasp etmediğini ve bir de Ayasofya vakıfnamesi yayımladığını iyi araştırsın. Okumuş merkeplerden olmayın !

Ayasofya ile ilgili daha fazla detay için, bknz: http://goo.gl/1sd0Dm

Kaldığımız yerden devam edelim. Kendince akli olarak yorumladığı hadis-i şeriflerden yorum çıkartarak, fethedilen bir şehrin, tekrar nasıl fethedileceğini alaylı bir şekilde sorarak, aslında başta Ak Şemseddin olmak üzere diğer muteber büyük âlimlerin icmasıyla dalga geçmektedir. Fethin tekrarının nasıl olacağını yukarıda iki görüş olarak belirtmiştik. Ayrıca bu haddini bilmez ahmak herif, Fatih Sultan Mehmet'in yaptıklarına '' aptalca '' diyerek haddini aşma sınırlarını zorlamıştır. Fatih'e aptal dersen, bu hakaret sadece Fatih Sultan Mehmet'le kalmaz, Ak Şemseddin hazretlerine, Hacı Bayram Veli hazretlerine ve fetih ordusunda bulunan tüm salih zatlara yapılan hakarettir. Ayrıca eğer bu ahmağın, yanlışta olduğunu Akşemseddin hazretlerinin, Eyüp Sultan hazretlerinin asırlardır kayıp olan kabrini, kerametiyle bulması bile, kimin doğru, kimin sapık olduğunu anlamaya yeter...

Yukarıdaki videonun 01.02.00 ile 01.03.00 dakikaları arasında Fatih Sultan Mehmet'e aptal dediğini sizde kendiniz dinleyebilirsiniz. Bu kadar delil ve ispata rağmen, bu ahmak herifi savunan kişilerle aramızda kapanmayacak bir mesafe oluşmuş demektir.






Dipnotlar: 

1- http://www.imranhosein.org
2- Evliya Çelebi Seyahatnamesi: c.1 , s.89
3- Yusuf b. Abdullâh, Tevârih-i Âl-i Osman

5 yorum:

  1. İSTANBULUN ADINI DEĞİŞTİRMİŞİZ VEDE AYASOFYA YI CAMİ YAPARAK ORTADOKSLARIN KALBİNİ KIRMIŞIZ GÖNÜLLERİNİ ALMAK İÇİN GERİ ONLARA VERECEKMİŞİZ !!! BAK BAK BAAKK... SENİN MANTIĞINA GÖRE HAZRETİ ÖMER R.A. EFENDİMİZİN HUMUS TAKİ AZİZ JOHN KİLİSESİNİDE CAMİYE ÇEVİRMESİ BÜYÜK NEZAKETSİZLİK OLSA GEREK BRE GAFİL !!! KAPI GİBİ HAZRETİ ÖMER EFENDİMİZDEN RUHSATIMIZ VAR O KONUDA ELHAMDULİLLAH EBA EYYÜB EL ENSARİ HAZRETLERİ O GÜZEL KUMANDAN İLTİFATINA MAZHAR OLMAK İÇİN ŞEHİD OLDU İSTANBULDA SEN KİMSİNKİ O MUBAREK KOMUTANA DİL UZATIRSIN GAFİL !!! İSTANBUL ESAS RUSLARA GEÇİNCE FETH OLACAKMIŞ HELE DÜRZÜYE HELE....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üslubunuz yanlış değerli kardeşim. Daha yapıcı, saygılı konuşabiliriz.

      Bende bir yerden duydum; Selçuklular bir yeri fethettikleri zaman o yerdeki en büyük binada cuma namazı kılarlarmış (selçuklu geleneği).
      ve o yerlerdeki en büyük binalar -genelde - kiliseler olurmuş. Ayasofyayı F.S.Mehmet'in şahsi servetinden alıp islama bağışladığını da okumuştum.

      Kaynak veremiyorum, söylenti gibi aktardım. Merak eden araştırabilir.

      En doğrusunu Allah bilir.

      Sil
  2. Bu adama dikkat etmek lazim baya inanani var

    YanıtlaSil
  3. Sizi mınafıklar bu adam Allahın dostu sizin gibi münafık mı Allah buyuruyor ehli kitapla dost olan onlardandır siz utanmadan şimdi Türkiye'de İslami hüküm var diyorsunuz ABD AB Rus uşakları

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Münafık öyle mi? Türkiye'de İslami hüküm olduğunu kim söyledi? Bizler Tanzimat fermanı ile birlikte Osmanlı'da bile İslami hükmün kalmadığını söylüyoruz. Bizi tanımadan giydirmek kolay. Herif Fatih'e aptal diyor. Dolayısıyla Akşemseddin, hatta Ebu Eyyüp El-Ensari hazretlerine bile gidiyor bu laf. Yazık, yazık. Sizin gibilere laf anlatılmaz.

      Sil

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.