Reklam Alanı

Besmele-i şerife hakkında

Besmele-i şerife hakkında


Besmelenin açıklaması


"Bismillah..." üzerinde duralım...

Atıyye Ufî ve Ebu Said el-Hudri (ra) yolu ile gelen rivayette, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:

" - Meryem, oğlu İsa'yı bir şeyler öğrenmesi için mektebe yolladı.

Hocası: Bismillahirrahmanirrahim, diyerek oku, deyince, İsa Aleyhisselâm hocasına:

"Bismillah ne demektir?" diye sordu.

Bunun üzerine, İsa (a.s) şöyle anlattı:

- "Ba" harfi, Yüce Allah'ın üstünlüğünü, değerini, bahasını, "Sin" harfi Yüce Allah'ın yüceliğini belirtir; "Mim" harfi dahi, Yüce Allah'ın mülklerini söyler." (1)

Ebu Bekir Verrak şöyle anlattı:

"Bismillah, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Bunda her harfin kendisine göre yorumu vardır."


"Ba" harfi altı şekilde yorumlanmaktadır. 


1-) 'Bari' manasını ifade eder. Şunu ifade eder: Yerin çekirdek noktasından, ta arşa kadar halkını yaratandır, var edendir. Bunun açık beyanı şu ayet-i kerimede gelmiştir: "O'dur Halik ve Baki Allah..." (2)

Yani; yerin en dip noktasından ta arşa kadar her şeyi yaratan var edendir.

2-) 'Basir' manasını taşır ki, şu demeye gelir: Allah yarattıklarını görür. Yerin derinliğinden ta arşa kadar. Bu manada, Allah (c.c) şöyle buyurdu: "Allah yaptıklarını görür." (3)


3-) 'Bâsît' manasına gelir ki, şu demektir: Allah, yerin dibinden ta arşa kadar tüm halkının rızkını verir. Bunun daha açık manası şu ayet-i kerimede vardır: "Allah, dilediğinin rızkını bol verdiği gibi, kısarda." (4)

4-) 'Bâkî' manasını ifade eder. Şu demektir: Yerin dibinden ta arşın yüksekliğine kadar tüm halkı yok olduktan sonra, Allah'ın zâtı kalır. Bunun daha açık manası şu ayet-i kerimede vardır: "Yeryüzünde her ne var ise, fani olacak; Celâl ve İkram sahibi Rabbinin yüzü baki kalacak." (5)

5-) 'Bais' manasını anlatır. Şunu ifade eder: Allah (c.c) yerin dibindekilerden ta arşa kadar olan tüm halkını öldükten sonra  diriltecektir. Ta ki, onlara  yaptıklarının karşılığı olarak sevap veya ceza vere... Bunun daha açık manasını, şu ayet-i kerimede buluruz: "Allah kabirdekileri diriltecektir." (6)

6-) 'Barr' manasına gelir ki, şu demektir: Yerin derinliğinden, ta arşa kadar bütün mümin kullarına iyilik eder. Bunun delilini, şu ayet-i kerime de buluruz: "İyiliği ve ihsanı bol merhametlidir." (7)


"Sin" harfinin yorumu beş türlüdür.


1-) "Semi" manasını ifade eder ki, şu manaya gelir: Allah (c.c) yerin altından ta arşa kadar olan tüm yarattıklarının sesini duyar. Bunun daha açık manası şu ayet-i kerimede vardır: "Onlar öyle mi sanıyor ki, gizlice, fısıltı halinde konuştuklarını biz duymuyoruz." (8)

2-) "Seyyid" manasını ifade eder. Açıklaması şudur: Yüce Allah her şeyin sahibi ve efendisidir. Onun bu efendiliği ve sahipliği, arştan başlar;  yerin derinliklerine kadar kim varsa, hepsinin üzerinde geçerlidir. Onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur; yarattıklarının hepsi de O'na muhtaçtır. Bu manada, Allah (c.c) İhlas Suresi'nde şöyle buyurdu: "Allah Samed'dir." (9) Yani hiç kimseye ihtiyacı yoktur.

3-) "Seri" manasına gelir. Şu demektir: Allah kullarının hesabını çabuk görür. Yerin derinliğinden, arşa kadar kim varsa, hepsinin hesabını tezce bitirir. Bu manada, şu ayet-i kerime vardır: "Allah hesabını çabuk yapandır." (10)

4-) "Selam" manasını ifade eder. Şu manaya gelir: Allah (c.c), yerin derinliğinden itibaren ta arşa kadar yarattıklarının tümünü zulmetten selamete çıkarandır. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Selam ve selametin kendisidir." (11)

5-) "Satir" manasını ifade eder ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden, ta arşa varıncaya kadar Allah bütün kullarının günahlarını örter. Bu manayı şu ayet-i kerimede açık olarak görürüz: "Allah günahı bağışlar(örter) tevbeyi kabul eder." (12)

"Mim" harfinin yorumu on iki türlüdür.


Bunun yorumu dahi on iki yönlüdür. Aşağıda sırası ile anlatılacaktır:

1-) "Melik" Şu demeye gelir: Yarattıklarının hükümdarıdır. Arştan yerin derinliğine kadar ne varsa, hepsinin sultanıdır. Bu manada şu ayet-i kerime vardır: "Meliktir, Kuddüstür." (13)

2-) "Malik", halkının, doğrudan doğruya sahibidir. Yani, yerin derinliğinden ta arşa kadar ne varsa. Bunun beyanı şu ayet-i kerimede var: "Şöyle söyle: Allah'ım, ey mülkün sahibi!" (14)

3-) "Mennan..." Bunun manası şudur: Yüce Allah, halkının tümüne iyilik eder. Arştan tut ta yerin derinliğine kadar ne varsa... Bunun açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Elbette, size iyilikler yağdıran Allah'tır." (15)

4-) "Mecid" manasınadır ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden ta arşa kadar tüm yarattıkları üzerine büyük şan sahibidir. Bunun beyanını şu ayet-i kerimede buluruz: "Arşın sahibi şanı yücedir." (16)

5-) "Mü'min" manasını taşır ki, şu demeye gelir: Yerin derinliğinden ta arş yüksekliğine kadar tüm halkına güven verir. Bunun beyanını şu ayet-i kerimede buluruz: "Onları korkudan emin kıldı." (17)

6-) "Muktedir" manasına da gelir. Şöyle demektir: Yüce Allah, halkının tümüne gücü yetendir. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Sadakat otağında, güçlü padişahın katında." (18)

7-) "Mukît" manasını da taşır ki, şu demektir: Halkının tümüne bakar, sahip olur. Hem de yerin dibindekilerden, ta arşın üstündekilere kadar. Şu ayet-i kerime bu manayı açık anlatır: "Allah, her şeye bakar, gözetir." (19)

8-) "Mükerrim" manasını da ifade eder ki, şu demeye gelir: Allah kendisini sevenlere bilhassa ikramını bol eder. Yerin altından ta arşa varıncaya kadar ne varsa. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Biz Ademoğullarını keremli kıldık." (20)

9-) "Mün'im" demeye de gelir ki, şu manayı ifade eder: Allah, halkının tümüne nimet verir. Nerede olursa olsun, ister yerin dibinde isterse arşı üstünde... Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluruz: "Allah sizi nimetlerine daldırdı; hem dışta, hem de içte..." (21)

10-) "Mufaddıl" manasını dahi taşır ki, şu demeye gelir: Allah, yarattıklarının tümüne, fazlını ve ihsanını gönderir. İster arştakileri olsun; isterse yerin dibinde...Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz: "Allah, insanlara fazlını gönderendir." (22)

11-) "Müheymin" manasını da ifade eder. Şu demeye gelir: Yüce Allah, tüm yarattıklarının hallerine muttalidir. Bunun daha açık beyanını şu ayet-i kerimede buluruz: "O emniyet veren ve halkının tüm hallerine muttali olandır." (23)

12-) "Musavvir" manasını ifade eder ki, şu demeye gelir: Halkının tümünü şekillendiren odur. Hem yerdekileri, hem de arştakileri. Bunun daha açık manasını şu ayet-i kerimede buluyoruz: "O yaratan ve suret veren." (24)

Hakikat ehli zatlar şöyle dedi: 'Bismillahirrahmanirrahim' manasına aldığımız ayet-i kerimenin ifade ettiği asıl mana şudur: 'Uğur ve bereket temenni etmek.' 

Bu mana icabıdır ki; hemen bütün insanları, bilhassa inananları, sözlerinin ve işlerinin başında iken "Bismillah..." demeye teşvik etmişlerdir. Nitekim şanı büyük Allah dahi, kitabının başını bu besmele ile açtı.

Allah esması...


Bilesin ki, bu isim üzerine, bilenler değişik görüş ileri sürdüler. Halil b. Ahmed ve Arap diline vakıf olanlardan bir cemaat şöyle dedi: "Bu isim, yani Allah adı, yalnız Aziz ve Celil Allah içindir. Hiçbir şekilde bu isme, ondan başkası ortak olamaz."

Bu manada şu ayet-i kerime vardır: "Hiç sen onunla aynı ismi taşıyan başka birini biliyor musun?" (25)

Burada anlatılmak istenen mana şudur: Yüce Allah'ın isimlerinden hemen her bir ismi, halkı ile arasında müşterek bir manaya sahiptir. O isimler, hakikatte Yüce Allah'ın olup, mecazen dış manada kullarına da verilir... Ancak, bu isim hariç, zira bu isim yalnız Yüce Allah'ındır.

Onda Rububiyet manası olduğu gibi, kalan manaların da tümü bu ismin altında gizlidir.

Görmez misin ki, Allah isminden baştaki  "Elif"i kaldırsan, "Lillah" kalır. ('Allah için,' olur.)

"Lillah"ın başından birinci "Lam"ı kaldırdığın zaman, "Leh" kalır. ('Onun için,' manasını taşır.)

"Leh" başından ikinci "Lam"ı da kaldırdığımız zaman, "H" kalır. "Hu" olur. ('O, ' manasını taşır.)

Bu Yüce Allah ismi üzerinde, dil bilginleri, değişik görüş ileri sürdüler. Bunlardan Nadir b. Şümeyl'in görüşünü anlatalım. Demiştir ki:

"Bu isim, "Teellüh" kökünden gelmektedir ve şu manayı ifade eder: Bir şeyi âdet edinip ibadet haline getirmek."

Anlatılan manadan şöyle denir: "Falanün, elehe ilheten..." Yani, falan kimsei bir ibadet meydana getirdi.

Bir başka zümre şöyle demiştir:

Bu, "Eleh" (veya "İlah") kökünden gelmektedir ki, itimat manasını taşır. Bu manadan olanlara şöyle denir: "Elehet (Elehte) ila fülanin elehen (veya ilahen)..." Yani, falan kimseye dayandı sığındı ve ona itimat etti. (Yahut ettin.)

Bunun daha açık manası şu demeye gelir:

Halk sızlanıp bir yere sığınır. O sığındıkları makama tazarru edip yalvarırlar. Bilhassa tehlikeli hadiselerde ve muhtaç bulundukları bir şeyde... O sığındıkları  makam dahi, onların ilahı olur, kendilerini korur.

İşte, üstte anlatılan mana icabı olarak, Yüce Allah için, "İlah" tabiri kullanıldı. Nitekim kendisi ile işin bitmesi ve tamama ermesi olan kimseye de "İmam" tabiri kullanılır. Şöyle dendiği de olur:

"El-ibadü müellihune ileyhi..." (Yani, menfaat ve mazarrat işlerinde halk ona mecburen yönelirler.)

Tıpkı haline mağlup olup zorda kalan kimse gibi.

Ebu Amr b. Alâ, "ilah" manası üzerine şöyle dedi:

" O, kendisine karşı leh düştüğün şeydir." Yani, hakkında şaşıp kaldığın ve bir türlü ona yol bulamadığın zat.

Üstteki cümleleri manalandırıp Yüce Hakk'a verdiğimiz zaman şu mana çıkar: Akılların, O'nun sıfatının ve azametinin özünü bulmakta şaşıp kaldığı, keyfiyetini kavramaktan aciz kaldığı zat.

Ve bu zat "İlah"tır. Böyle (ilah) söylenir. Nitekim mektup için "Kitap" denir. Mahsup için dahi, "Hisap" denir.

Müberrid dedi ki: "Bu kelime (yani, Eleh, İlah") Arapçadır. Mesela, "Elehte ila falanin..." dendiği zaman, şu mana çıkar: Sen falana yönelip sükûnet buldun... İş bu manadan ötürü yaratılmışlar, Yüce Allah'a sığınıp kalmak sureti ile onun varlığı ile sükûnete ere ve bir manevi doyuma ulaşırlar. Nitekim bu manada, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu: "Evet, bilin ki, kalpler ancak Allah zikirle doyuma ulaşır." (26)

Bazıları da şöyle demiştir: "Allah" lafza-i celâlinin aslı "Veleh" kelimesi kökünden gelmektedir. "Veleh" demek ise şu manadadır: Kendisi için, çok değerli bir şeyi yitirip zayi etmekten dolayı aklın gitmesi.

Allah adı, üstte anlatılan manaya verilmiş gibidir. Zira kalpler, onun sevgisinden dalıp gitmektedirler. Onun zikri sırasında zatına iştiyak duyar, mustarip bir hal alırlar.

"İlah" manasında denmiştir ki: O, "Muhtecep" (kapanmak) manasını ifade eder. Şunun için ki; Araplar, bir şey kendilerine görünüp de sonradan onu gözlerinden kaybedince , şöyle derler: "Lahe" (Yani, "Kaybolup gitti.")

Hatta bir gelin, örtünüp kapanıp gözden kaybolduğu zaman, şöyle derler: "Lahet'il Arusü Televvehe Levhen" Yani, bir hal içinde kapandı, kaybolup gitti.

Yüce Allah için verilecek son mana şudur: O, delillerle alâmetlerle Rububiyet şanında zahir olmaktadır. Keyfiyet(şekil) ciheti vehimlere kapalı durmaktadır.

Denilmiştir ki: "İlah" manası, "müteâli..." (yüksek) manasınadır. Bu manadan olarak, güneş yükseldiğinden ona, "İlahe..." adını vermişlerdir.

Denilmiştir ki: "İlah"ın manası, hiçbir âlete muhtaç olmadan yaratmaktır. "İlah" manası üzerinde şöyle dendiği de olmuştur: "Seyyid..." (Efendi ve sahip)



"Rahmanirrahim" lafızları üzerine


Bilenlerden bir cemaat demiştir ki: Her iki lafızda aynı manaya gelir ki, şu demektir: Merhamet sahibi... Her ikisi de Yüce Allah'ın Zatî sıfatlarındandır.

Denilmiştir ki: Her iki lafızda "cezayı hak edene ceza vermeyi bırakmak, iyiliğe hak kazanmaya dahi iyilik ulaştırmak," anlamına gelir. Bu manaya göre, her iki lafızda fiilî sıfatlardan olur.

Yukarıda anlatılan iki zümre arasından bir grup ayrıldı ve şöyle dedi: "Rahman" şümüllü bir mana taşır. O kadar ki, Yüce Allah'ın rahmetinin her şeyi kapsamına aldığının manasıdır. "Rahim," lafzı ise mertebe itibarı ile "Rahman"dan alttır.

Onlardan bazıları da şöyle demiştir: "Rahman" şu manadadır: Mümin ve kafir, iyi ve kötü ayırt edilmeden cümle halka ihsan edilmesi. Şöyle ki: Onları yaratmıştır, rızıklarını da verir. "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır." (27) mealindeki ayet-i kerime de bu manadadır. Yani, "Rahman" manasını kapsamı içine alır.

"Rahim" lafzına gelince... Bu, bir başka özellik taşır. Şu manaya gelir: Özellikle dünyada iman, hidayet ve başarı vermek; ahirette ise zatını görme nimetine erdirmek.

Bu manada Allah (c.c) şöyle buyurdu: "Müminlere Rahim'dir." (28)

"Rahman," lafız olarak bu özelliği taşır; ama mana olarak çok kapsamlıdır. "Rahim" lafzı ise lafız olarak umumî bir mana taşımasına rağmen mana olarak başka bir özelliğe sahiptir. Şöyle ki: "Rahman," Yüce Allah'a ait has isimlerden olup, bir başkasına verilemez.

Şu yoldan dahi, umumî bir mana taşır: "Bütün mevcudatı kapsamına alır; ama yaratma, rızıklandırma, fayda ve zararları def etme" noktasında...

"Rahim" ise umumî bir lafızdır; mana yolu ile halkın da bu isme iştiraki vardır. Zira bu mana, iyiliğe ve başarıya giden bir mana kapısı açar.

İbn-i Abbas, her iki lafız üzerine şöyle dedi: "Bunlar, biri diğerinden daha incelik taşıyan iki isimdir."

Mücahid (ra) şöyle dedi: "Rahman," dünya ehline mahsustur; "Rahim" ise ahiret ehline göredir."

Dua edilirken şöyle denmiştir:

"Ya Rahman'üd Dünya ya Rahim-ül Ahire." (Ey dünyanın Rahmanı ve ahiretin Rahimi)

Dahhâk (ra) şöyle dedi: "Rahman," sema ehline mahsustur. Şöyle ki: Onları semaya yerleştirdi, itaat vazifesini onlara verdi; kendilerinden afetleri aldı, kendilerinden tamah ve yersiz lezzetleri aldı.

"Rahim" ise yer ehline mahsustur. Şöyle ki: Onlara peygamberler yolladı, gelen peygamberler de kitaplar getirdi.

İkrime şöyle anlattı: "Rahman" derken, bir "rahmet manası ifade eder. Ama "Rahim"  dendiği zaman, yüz "rahmet" manasını ifade eder.

Ebu Hureyre (ra) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: "Aziz ve Celil  Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu yüz rahmetten birini yeryüzüne gönderdi. ve onu halkı arasında pay etti. Aralarındaki şefkat ve merhamet duygusu o bir rahmetin eseridir. Kalan doksan dokuz taneyi de zatı için saklamıştır; kıyamet günü onlarla kullarına rahmetini yağdıracaktır." (29)

Bir başka rivayette ise Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah, (cc) dünyadaki bu bir rahmeti de kıyamet günü doksan dokuza ekledikten sonra, kullarına öyle rahmetini yağdıracaktır. 

Şöyle anlatıldı:

"Rahman" odur ki, kendisinden bir şey istendiği zaman verir.

"Rahim"de odur ki, kendisinden bir şey istenmez ise öfkelenir, kızar...

Ebu Hureyre (ra) yolu ile gelen bir rivayette, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Bir kimse, Allah'tan (cc) bulunmaz ise Allah ona gazap eder." (30)

Bir şair şöyle dedi: Kendisinden istekler terk edildiğinde Allah (c.c) kızar. Kendinden bir şey istenirse Âdemoğlu kızar.

"Rahman", daha ziyade nimetlere dairdir; kullarına o yoldan nimet ihsan edip verir. "Rahim", elemlerle sıkıntılarla ilgilidir. Sıkıntıdan giderir.

"Rahman", daha ziyade, cehennem ateşine girmekten koruma anlamında bir sıfattır. Nitekim bu manada, Allah (c.c) şöyle buyurdu: "Siz, ateş çukurunun ucuna gelmişken, sizi ona düşmekten korudu." (31)

"Rahim" ise cennete girdirme anlamındadır. Nitekim bu manada, Allah (cc) şöyle buyurdu: "Selametle, emniyet duygusu içinde cennete giriniz. (32)

"Rahman" nefislere rahmet etmektir.

"Rahim" kalplere rahmet vermektedir.

"Rahman" sıkıntıları giderir.

"Rahim" günahları bağışlar.

"Rahman" yol gösterir.

"Rahim" korur ve başarı ihsan eyler.

"Rahman" kulların geçimlerini sağlar.

"Rahim" kulların ahiret hayatını temin eyler.

"Rahman" o zattır ki, merhamet eder, zararı gidermeye ve şerri def etmeye güçlüdür.

"Rahim" o zattır ki, rızık ihsan eder, kendi yemez, kullarına yedirir.

Allah (cc) şöyle buyurdu:

"Allah, rızk verendir; kuvvet sahibi metindir." (33)

"Rahman" kendisine karşı geleni ezmeye hazırdır; "Rahim", zatını tevhid edene kanat gerer.

"Rahman" inkâr edene ceza keser; "Rahim", şükredene sevap yazar.

"Rahman" 'Onun dengi vardır.' diyeni reddeder; "Rahim" 'O tek eşsiz zattır,' diyeni över.



Kaynak: Kötülük Davetçisi Şeytanla Mücadele, Abdülkadir Geylani (k.s), Medine yayıncılık, Abdülkadir Geylani külliyatı: 7, 1.Baskı, İstanbul-2012, Sayfa: 73-87

Önemli!: Abdülkadir Geylani Hazretlerinin bu adla (Kötülük Davetçisi Şeytanla Mücadele) yazmış olduğu bir eseri yoktur. Ancak adını verdiğimiz bu kitap, Abdülkadir Geylani hazretlerinin eserlerinden alınarak bir risale şeklinde yayınlanmıştır. Bu risale ise; Abdülkadir Geylani Hazretlerinin; "Gunyetu't Talibin" adlı eserinden alıntılanarak yayınlanmıştır. 


Dipnotlar

1-) Taberi, 1/41-42
2-) Haşr Suresi 24 
3-) Bakara Suresi 96
4-) Ra'd Suresi 26
5-) Rahman Suresi 26-27
6-) Hac Suresi 7
7-) Tur Suresi 28
8-) Zuhruf Suresi 80
9-) İhlas Suresi 2
10-) Nur Suresi 39
11-) Haşr Suresi 23
12-) Mümin Suresi 3
13-) Haşr Suresi 23
14-) Al-i İmran Suresi 23
15-) Hucurat Suresi 7
16-) Buruc Suresi 15
17-) Kureyş Suresi 4
18-) Kamer Suresi 55
19-) Nisa Suresi 85
20-) İsra Suresi 70
21-) Lokman Suresi 20
22-) Bakara Suresi 243
23-) Kaf Suresi 23
24-) Haşr Suresi 24
25-) Meryem Suresi 65
26-) Ra'd Suresi 28
27-) A'raf Suresi 156
28-) Ahzab Suresi 43
29-) Müslim, Tevbe, 19; Beyhaki 4293; Ahmed b. Hanbel, 526. 
30-) Ahmed b. Hanbel, 2/442
31-) Al-i İmran Suresi 103
32-) Hicr Suresi 46
33-) Zariyat Suresi 58



Hiç yorum yok

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.