Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar

Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar


Muazzez İlmiye Çığ’nın bu kitapları Tarih, Antropoloji ve Sosyoloji başta olmak üzere pek çok disiplini çarpıtarak yanlış bilgi vermektedir. Eskiçağ dünyası bu kitaplardan doğru öğrenilemez çünkü kendisi eserlerini ideolojik ve taraflı bir şekilde kaleme almıştır. Bu durum Eskiçağ dünyasının da yanlış öğrenilmesine sebebiyet vermektedir. Başta Sumerler olmak üzere, Mezopotamya’yı doğru anlamak istiyorsanız, Muazzez İlmiye Çığ okumayın.




Hz İbrahim’in böyle bir rüyası Ne Tevrat’ta ne de Kuran-ı Kerim’de bulunmaktadır. Bunun yanında kutsal evlilik arasında herhangi bir benzerlik bulunmamakla birlikte hikaye zorlama bir şekilde Sümerler’e dayandırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Kutsal evlilik kozmosun yenilenmesini yani bereketi temsil etmekle birlikte bu hikayenin varsaysak bile birbirlerinden çok farklıdır. Ek olarak Hz. İbrahim’in eşi Sare kimseyle evlenmediği gibi Firavun’un sarayında da kalmamıştır.




Tarih öncesi hakkında kesin bilgilere sahip olmamakla birlikte, Muazzez İlmiye Çığ’nın yine kaynak göstermeden söylediği şeylerin hiçbirinin doğruluğu olmamakla birlikte bir kanıtta yoktur. Ana tanrıça heykelleri ve doğurganlık, erkek ya da fırtına tanrısı döllemeden işlevsizdir; bu durumda bir fırtına tanrısı inancı oluşmadan, ana tanrıça inancı oluşamayacağını göstermektedir. Yani kadın ima ettiği gibi erkekten yüce değil aynı zamanda kutsal da değildir.




Aşağıda kitabın bir başka bölümünde ise Sümerli fahişelerin başını örttüğünden ve bunun sadece onlara ait olduğunu iddia ediyor. Aslında böyle bir durum söz konusu değildir. 



Sebahattin Bayram aşağıdaki linkte bulunan bu makalesinde Muazzez İlmiye Çığ’ın ipe sapa gelmez iddialarını bütünüyle çürütmüştür.





Sebahattin Bayram'ın makalesinin tamamı için tıklayın; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/753836


Tevrat’ta hiçbir şekilde fahişeliğe atıf yapılmadığı gibi adanmış kadın ise dine adanmış olarak ifade edilmektedir. Başta Tevrat olmak üzere Talmud’da Zina yapmak yasak olmakla birlikte mabetlerde böyle bir fahişeliğe izin verilmemektedir yine tamamen sallama bir bilgi.


Toplum içinde fuhuş olması bunun kutsal olduğunu göstermez. Yahudilikte klasik dönemde mabete kadınlar giremezler, bundan dolayı kutsal fahişelik olma gibi bir durum söz konusu değildir. Diğer satırda ise fuhuştan kazanılanın mabede verilememesi erkek erkeğe ilişki olduğunu göstermemekle birlikte, fuhuştan kazanılan paranın kirli olması tanrıya sunu yapılmasını engellemektedir. Yahudilerde cinsel ilişkiye giren kutsal erkekler yoktur.


Burada fuhşa vakfeden erkeklerden kasıt kendi istekleri ile zina yapan ve günaha giren erkekleri kast etmektedir. Hangi akla hizmet kutsal fahişelik var olduğu söylenebilir akıl alır gibi değil. Yahudi kaynakları zaten olmadığını açıkça belirtmektedir. Kitap genel olarak örnekler üzerinden İlahi dinlerin Sümer kökenli olmasına dayandırılmaya çalışılmıştır. Fakat verilen bilgiler yanlış olmakla birlikte, yapılan benzetmelerde oldukça zorlamadır. İlmiye Çığ ideolojik takıntıları ile bilimi yanlış kullanmaktadır. (1)

Kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır.

Kutsal kitaplar Hz.Havva'nın Hz. Adem'in (as) kaburga kemiğinden yaratıldığını yazıyor. Peki neden kaburga kemiği?

"RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. (Tevrat, Tekvin 2:21-22)


Sahih bir hadis-i şerifte de aynen şu ifadeler geçer:

"Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır."(Müslim, Reda 64; Nesai, Nikah 15; Ahmed b. Hanbel, II/168)

Sümer dininde, Nin-ti (𒊩𒌆𒋾) Ninhusarg tarafından Enki'nin vücudunu tedavi için yaratılan 8 şifacı tanrıçadan biriydi. Özel şifa alanı kaburgaydı. Sümerce ti hem kaburga, hem yaşatma anlamına gelir. Havva isminin Hayy yani yaşayan kökünden geldiği düşünülürse, Ninti'nin isminin özel olarak seçildiği anlaşılır. Kaburga kelimesi Hayat anlamında kullanılmaya başlamıştır. (Bu arada Muazzez teyzenin anlayamadığı gizem tevhid bakışı ile çözülmüş oldu.)

Enki yasak çiçekleri yemiş ve daha sonra diğer tanrılar tarafından kendisini iyileştirmeye ikna edilen Ninhursag tarafından lanetlenmiştir. Peki Hz.Havva'nın yaradılışı için neden Hz.Adem'in (as) kaburga kemiği kullanıldı? Bunun birkaç cevabı var.

Her şeyden önce ilginç bir şekilde, kaburgaların inanılmaz rejeneratif özellikleri vardır. Kemik grefti cerrahisinde çıkarılan kaburga kemiği ve kıkırdak kısımları, kaburga perikondriyumu sağlam kaldığı sürece birkaç ay içinde yeniden büyüyecektir. Bu, Hz.Adem’in (as) kaburga kaybının yalnızca geçici olduğu anlamına gelir; hayatının geri kalanını tamamlanmamış bir iskelet sistemi ile geçirmek zorunda kalmamıştı. Eğe kemiği, erkeğin göğüs kafesinde yer alır; akciğeri çevreler, kalbi darbelerden korur. Bu konumuyla eğe kemiği, kadına benzer. Kadın da tıpkı eğe kemikleri gibi erkeğine nefes alacak bir yuva sunar, onun hayatına genişlik, göğsüne ferahlık kazandırır. Eğe kemiklerakciğeri çevreleyerek kalbe giden hayat yollarını açık tuttuğu gibi, doğrudan kalbi de korur. Öyle ki, eğe kemiği kırılmadıkça kalbe zarar gelmez. Eğe kemiğinin yapısı da kadına benzer. Güçlü fakat ince ve narindir. Kadın da sabırlıdır, acıya, ayrılığa ve vefasızlığa sabreder.



Bununla birlikte, kolayca kırılıverecekmiş gibi inceciktir, çevreleyip saran zarif bir biçimi vardır. Eğe kemiğe erkeğin yan tarafında yer alır. Eşinin yanında durması gibi. Kadının eğe kemiğinden yaratılmasının elbette bilinmeyen daha nice hikmeti ortaya çıkacaktır. Biri de çıkıp demiyor ki, Tevrat Sümer kökenli ise neden Çıkış kıssasındaki kahramanların adı Eski Mısır dilinden. Bu kıssanın arka planını Mısır'a götürmez mi?

Kaynak yayınları ve Doğu Perinçek


Kaynak yayınları her ne kadar Atatürk devrimleri ve Kemalizm ardına saklanarak ideolojik saplantıları olan insanların eserlerini neşretse de özünde İslam düşmanı bir yayınevidir. Yine Muazzez İlmiyi Çığ, Doğu Perinçek, Turan Dursun, İlhan Arsel ve Hasan Yalçın gibi hayatlarını din karşıtlığına adayanların bir araya geldiği bir çatı gibidir.

Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar


İddialara göre bu yayınevinin de Doğu Perinçek'e ait olduğu söylenmektedir. Doğu Perinçek'in dünün apocusu, sonrasının kemalisti ve yine sonrasında da hangi söylemlerle ekranlara çıktığı herkesin malumudur.

Bir diğer mevzu ise Muazzez İlmiye Çığ ve kardeşi Turan İtil'in HZİ adlı bir vakıf kurarak geçmişte komünizme kayan mahkumlar üzerinde insan haklarına aykırı deneyler yaptığı da iddia edilmektedir.(3) Üstelik bunu yaparken de CIA yani Amerikan istihbaratıyla da iltisaklı olmaları da bir başka iddia konusudur. (4)




Kaynaklar:

0 Yorumlar

Yorum Gönder

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.