Coronavirüs gizli ve test edilmiş bir silah mı? 5G teknolojisi ve Coronavirüs ilişkisi

Coronavirüs gizli ve test edilmiş bir silah mı? 5G teknolojisi ve Coronavirüs ilişkisi

5G sisteminin zararı yıllardır tartışılmaktadır. Yayacağı radyasyonun kanser yaptığı, kuşları öldürdüğü gibi haberler çokça yer almış, küresel baronların elinde bulundurduğu basın ve medya kuruluşları bunları sürekli yalanlamıştı fakat biz bugün 5G'ye farklı bir yönden bakacağız. Sadece 5G değil, aşılar, nüfus planlaması ve coronavirüs'te buna dahil olacak. Fakat aşı ve nüfus planlaması konuları daha çok aşağıdaki videoda olacak.



Biz ise bu yazıda 5G üzerine yoğunlaşacağız. Öncelikle 5G'nin hakkındaki iddiaları anlatan yazıyı sizlerle paylaşalım. İşte o yazı...

60Ghz'de 5G, oksijen molekülü ile rezonansa girer ve oksijene, insan vücudu için çok daha az kullanılabilir olmasını sağlayan ters bir polarite verir. Yüksek konsantrasyonlarda 5G kullanımı, sokak seviyesinde insanların boğulmasını sağlar. Ve daha düşük dozlarda, bu düşük oksijen alımı ile griple aynı semptomlar olan grip benzeri semptomlar alırsınız. Ancak 5G'nin öldürme şekli çok daha ilginç.

Vücudumuzun içinde bizi besleyen trilyonlarca parazit organizma vardır ve bazıları birçok yararlı işlev yaparak yaşamamıza yardımcı olduğunu söylüyor. Ancak bu bakteriler, mantarlar ve parazitler herhangi bir WIFI mikrodalga radyasyonuna maruz kaldıklarında zarar görürler ve kendilerini savunmak için toksinler üretmeye başlarlar. Bu organizmalar hayatta kalmalarını sağlamak için hızla üremeye başlarlar. Ve böylece hızlı bir şekilde üreyen ve toksinler salgılayan WIFI mikrodalga radyasyonlarının saldırısı altında olan bu iç parazit organizmalarından grip benzeri semptomlar alıyoruz. İnsanların biyo-silahlı koronavirüs almadığı gerçek hastalık budur.

2G'nin kendisine atanan on mikrodalga frekansı vardır, 3G'nin de on vardır, 4G'nin bazı çakışmalarla beş frekansı vardır, ancak 5G'nin FCC tarafından atanan 3000 mikrodalga frekansı vardır. Neden bu kadar çok? Yani 5G gerçekten 5G değil 297G olarak adlandırılmalıdır. Çin, Kore, İtalya, İran ve kruvazör gemilerindeki bu 5G'nin piyasaya sürülmesiyle dünyadaki en büyük 5G kullanım konsantrasyonlarına ve en büyük hastalık ve ölüm konsantrasyonlarına sahibiz. İç parazitlerimiz bir madendeki kanaryalar gibidir ve bu 5G kullanımından hızla öldürülmektedir. Bu çok hızlı olduğunda, vücut artan toksinlerden kurtulamaz ve konakçı (siz) toksemiden ölür. İnsan hücrelerimiz birbirine bağlı ve çok daha güçlü bir birliktelik oluşturuyor, ancak içimizdeki birçok parazitik konakçımız içimizde çok daha izole ve bu WIFI mikrodalga radyasyonlarına karşı çok daha savunmasız. Hızla çoğaltarak ve zarardan korumak için toksinler yaparak hayatta kalmaya çalışırlar, ancak faydası yoktur ve 5G ile ölürler. Ve hızlı ölümleri ile vücudumuz (en azından yaşlı ve daha az sağlıklı insanlar) toksinler tarafından çok hızlı bir şekilde bunalır ve 5G'den düşük oksijen alımının ve aynı zamanda büyük aşırı popülasyondan kaynaklanan kombine etkilerinden ölür ve daha sonra ezici toksemi oluşturan mikropların ve parazitlerin biyokütlesi içten ölür.

Çinliler Wuhan'daki insanları kilitlediklerinde yeni 5G telefonlarına ve internet bağlantılarına döndüler ve böylece şehir çok daha fazla 5G WIFI radyasyonuyla dolup taştı ve çok daha fazla insan hastalandı ve öldü. Birçok insan, daha önce hiç hastalığı olmayan oksijen eksikliğinden sokakta anında hastalandı. Büyük 5G 60Ghz mikrodalga radyasyon bulutu, havadaki oksijenin hayatta kalmak için kritik seviyelerin altına düşmesine neden oldu. Dün tüm Asya 5G'lerini kapattı ve iletişim kurmak için sadece 3G ve 4G sistemlerini bıraktı, böylece 5G'nin hastalıkların gerçek nedeni olduğunu biliyorlar.

Bu yüzden akıllı telefonlarınızı kapatın veya kendinize ve diğer herkese radyasyon maruziyetini azaltmak için bunları kullanmanız gerekene kadar bir alüminyum torbaya koyun. Başkalarını korumak için ellerinizi yıkamak yerine yapmanız gereken gerçek şey budur.

Faraday kafesi - Coronavirüs - sadecegercek.net

Ve yaşlılarınızı ve büyük ebeveynlerinizi iyileştirirseniz, onları özellikle hastanelerde etrafımızdaki WIFI sinyalleri ile sürekli maruz kalmayacakları bir Faraday kafesine (yukarıdaki resim) koyun. Daha sonra, toksemi vücutlarından temizlendikçe hasta vücutları zamanla iyileşebilir.

- WIFI ÖLÜMÜ J.E. Ante

Bu iddiaları dikkate almak gerekirse, şöyle bir gerçekte bulunmakta. Virüsün ilk günlerinde karantinaya alınan Diamond Prenses adlı gemide bir kruvazördür ve geminin tanıtımında 5G teknolojisinin kullanıldığı belirtilmektedir. Ayrıca 5G teknolojisi Mart 2020'de test olarak İstanbul Havalimanı'nda başlayacak ve Haziran 2020'de tüm Türkiye'de altyapısı olan yerlerde kullanılmaya başlanacaktı. Tabi bu bakanın açıklamasıydı. Şu anki durum ne onu bilemiyoruz. İşin komplosu bir yana 5G teknolojisinin masumiyeti yıllardır tartışılmakta ve birçok iddialar da ortaya atılmaktadır. Ayrıca yukarıdaki verdiğimiz videoda 5G teknolojisini savunanların bile 5G'nin zararlarını araştırmadıklarını kendileri de itiraf etmektedir. Takdir okuyucuların, bizler sadece iddiaları sizlere ulaştırdık.

Din tektir. Bu ise tevhid dinidir.

Din tektir. Bu ise tevhid dinidir.

İslam dinine Yahudilik veya başka dinlerden birçok batıl inancın sokulmaya çalışılması tarihin bazı dönemlerinde olmuştur. Ancak buna değinmeden önce insanlık tarihine değinmemiz gerekir. İnsanlık tarihi İslam inancına göre Hz.Adem ile başlar. Şüphesiz ki şahsım buna inanmaktadır. Zaten diğer türlü bir yaratılışa inanan Müslüman değildir. Bu tartışmaya açık değildir.

Gelelim İslam dininde olup da diğer dinlerde de olan şeylere... 

Bu gayet normal bir şeydir. Allah din olarak Tevhid akidesini ve dinin nasıl uygulanmasını bilmemiz için peygamberlerini göndermiştir. Dört büyük peygambere gönderdiği kitaplar haricinde, onlardan önceki peygamberlere de suhuflar göndermiştir. Hepsi tevhid yani Allah'ın varlığını ve birliğini ve gönderdiği elçileri, kitapları kabul etmeye davet etmiştir. Dolayısıyla diğer dinlerle benzerlikler olması gayet doğaldır. Bunun yanında ayrılıklar da olması gayet doğaldır. Allah, önceki ümmetlere yasak getirmediği konularda, sonradan peygamberi vasıtasıyla yasak getirebilmektedir.

Örneğin önceki dönemlerde Hz. Nuh döneminde heykel yapılması caizdi. İnsanlar; Allah için sevdiği, saydığı kişilerin heykelini yapar, yılın belli zamanlarında etrafında toplanıp onu yad eder ve o kişi sayesinde Allah'ı anar ve hatırlardı fakat daha sonraki nesiller bunu unutup, aslından saptırıp, bu heykellere tapınmaya başlamış ve putperestlik ortaya çıkmıştır. Sonraki ümmetlerde ve İslam dininde de heykel bu yüzden yasaklanmıştır.

Mesela sapkın Yahudiler, Üzeyr peygambere Allah'ın oğlu demiş, sapkın Hristiyanlar da Hz. İsa'ya demiştir. Burada ince nokta şudur. Din tektir. Tevhid dini. Ancak insanlar buna Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dini adını vermiştir. Çünkü zamanla insanlar bunları bozmuştur. Musevilik bozulunca, İsevilik, İsevilik bozulunca da tüm peygamberlerin serveri ve tevhid dininin tamamını kapsayan Muhammedilik yani İslam gelmiştir. Bu son ve tek hak dindir.

Yahudileşme temayülü diye ortaya çıkanlar, neyi amaçlıyor?


Musevilik'te de namaz vardır fakat zamanla unutulmuş, aslına aykırı bir şekilde ufak bir kesim olan Samîriler tarafından farklı da olsa hala devam etmektedir. Şimdi namaz Yahudilerin, İslam dininde yok mu demeliyiz?

Mesela hicri aylardan olan Muharrem ayındaki, aşure günüde tutulan oruç. Köken olarak Yahudilerden gelmektedir. Kökeni hakkında da açıklama yapalım. Rasulüllah Efendimiz (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını gördü. Sebebini sorduğunda Yahudiler: “Bugün hayırlı, faydalı ve büyük bir gündür. Allah Teala, bugünde Beni İsrail’i düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.), (Allah’a şükür için) o gün oruç tuttu.” dediler.

Bunun üzerine Rasul-i Ekrem Efendimiz: “Ben Musa’ya sizden daha yakınım.” buyurdular. O gün oruç tuttular ve müminlere de oruç tutmalarını emrettiler. (Buhari, Savm, 69, Enbiya, 24; Müslim, Sıyam, 127.)

Fakat bu orucu alırken Yahudilere muhalefet edilmesini de rivayet etti Peygamber efendimiz. Bu orucu tutarken, sadece Yahudiler gibi aşure günü değil, aşure günü ve ondan sonraki gün ya da aşure günü ve ondan önceki gün olarak iki gün tutulmasını tavsiye etmiştir. Yahudiler ise bir gün tutmaktadır. Şimdi bu oruç Yahudilerden geldi tutmakla Yahudilere mi benzemiş oluruz?

Budizm ve tesbih konusu. Tesbih Budizm'den mi gelmiştir?


Budizm'den gelen tesbih, İslam'a girdi diye batıl mı saymalıyız? Tesbihin şeklinden ziyade ne amaçla kullanıldığı önemlidir. Tesbih öncesinde Allah'ın esmalarını 33'er kez söylemek için taşlar kullanılıyordu. Tesbih ise Hindu Müslümanlar sayesinde hayırlı bir iş için kullanılmaya başlanmıştır ve taşlardan daha kullanışlı bir eşyadır. Bunu kullanmak sapıklık değildir veya İslam'ı bozmak değildir.

İslam dini temel esaslara zarar vermeyen, dinin özüne kötülük etmeyen yeniliklere açık bir dindir.


Hicretin dokuzuncu yılında Temim heyeti ile birlikte Medine'ye gelen ve yanında birkaç kandil ile fitil ve yağ getiren Temim ed-Dâri, bir Cuma gecesi hizmetçisine Mescid'de kandilleri astırarak yaktırır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mescid'e gelince bunları kimin yaktığını sorar. Temim ed-Dâri'nin yaptırdığını öğrenince ona şunları söyler: "Sen İslam'ı nurlandırdın. İslam'ın mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve ahirette nurlandırsın." Bu olay Allah Resûlü'nü o kadar etkiler ki, Temim ed-Dârî'ye kandilleri asan hizmetçinin adını sorar. Fetih olduğunu öğrenince ismini Sirâc (kandil) olarak değiştirir. Sahabe arasında yer alan Sirâc, Mescid-i Nebevi'yi aydınlatma ve isim değiştirme olayını bizzat kendisi anlatmıştır.

Semavi din denilen dinler ve mitolojik efsanelerin benzerlikleri


Mitolojik kaynaklarda olan bazı şeyler, kişi ve yer isimleri değişik olarak kutsal kitaplarda da var. Dolayısı ile bunlar; "insanların kendi oluşturduğu bir kitap, ilahi kitap değildir" iddiası vardır. İnsanlık tarihinden itibaren peygamberler gelmiş, bunlara kitap ve suhuf gelmiş. Bir rivayete göre 124 bin peygamber gelmiştir. Mitolojik efsanelerin, geçmişteki peygamberlerin anlattıklarının çarptırılarak anlatıldığı mitler olduğu nedense hiç düşünülmez..! Mesela Hermes diye bildiğin kişi, aslında İdris Peygamberdir. Bu yazma eserlerde bile mevcuttur.

Ama doğruyu konuşmak gerekirse bunun tam tersi olduğu dönemlerde olmuştur. Yani mitolojik efsaneler üzerinde bir din inşa etme gibi... Bunu da İsevilik'te yaptılar. İsevilik'te haç sembolü yoktur fakat eski pagan yani putperest inançlardan, bu sembol İsevilik'e sokularak tahrifat yapılmıştır. Sunday (Pazar) günü güneş günü demektir. Sunday'den kasıt Akhenaton'a ithaftır. Akhenaton tanrının tek olduğunu ve sembolü olarakta güneş olduğunu kabul etmektedir. Yani bu da eski Mısır'dan İsevilik dinine geçen bir başka şeydir. Bu örnekleri bir bir sıralayabiliriz fakat yazının gereksiz uzamasına yol açar. Yani özetle "semavi dinler" kavramı yanlıştır. Şu an ve kıyamete kadar tek semavi din var o da tevhidi doğru bir şekilde anlatan ve yaşatan İslam dinidir. 

Fazla bilinmeyen bazı dini konular.


Mesela Babil tanrılarından olan İştar, putperestlerin taptığı heykellerden birisidir. İştar'ın putperest saltanatı ise Hz. Yakup peygamber ile birlikte Allah'ın yardımıyla yıkılmıştır. Putperestlik daha önce de belirttiğimiz gibi ilk defa Hz. Nuh döneminde çıkmıştır.

Dini doğru yerden, kişi ve kitaplardan öğrenmek gereklidir. Mesela aslen Yahudi olan, Hitler'i keşfederek dünya sahnesine çıkartan, sonra Hitler'le arası bozulunca Türkiye'ye kaçan ve yüksek dereceli bir mason olan ve Türkiye'de de özünden kopmuş, bozulmuş Bektaşilik tarikatına katılan ve bir Bektaşi olan Baron Rudolf Von Sebottendorf; Eski Türk Masonlarının Uygulamaları adlı kitabında, Peygamber Efendimize iftira atarak, Hz. Muhammed'in din bilgilerini bir hahamdan öğrendiği yalanını söylemektedir. Oysa bu tamamen mesnetsiz bir iftiradan başkası değildir.

Din eğer doğru yerden, doğru şekilde öğrenilmez ise hak yoldan kayıp gitmek çok kolaydır. Sürekli vücuduna zehir giren adam bununla ne kadar başa çıkabilir ki? İşte yanlış inanç söylemleri de bu şekilde bir zehirdir. O yüzden doğru kitaplar okunmalı, doğru insanlar dinlenmeli ve doğrunun ne olduğu bilinmelidir. Bunlar bilindikten sonra, yanlışa düşmemek için daha dirençli olunur.

Mesela İslam dinini doğrudan tahrif edemeyenler, bunu mezhepler yoluyla yapmaya çalışmıştır. İslam dininin en doğru temsilcileri ise Allah Rasulü ve onun ashabının yolundan giderek, cemaatten ayrılmayanlardır. Bunlara ise Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat denir. Bu konularda daha ayrıntılı bilgi almak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz.



İslam dinindeki hak mezhep sayısı 4'tür. Bunlar Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleridir. İslam dinini bozmak isteyenler ise bunların yanında birçok mezhebi ortaya çıkarmış fakat bunların çoğu unutulup gitmiştir. Geriye bu batıl mezheplerden; Mutezile, Şia ve Vehhabilik kalmıştır. İslam dinini doğrudan bozamayanlar, mesela Şia mezhebi ile Hz. Ali'yi; Allah, peygamber yerine koymuştur. Hz. Hüseyin'i Allah'ın oğlu yerine koymuştur. Hz. Fatıma annemize sahifeler indiğini Kur'an eksik olduğu gibi iftiraları atmışlardır.

Bu kadar bahisten sonra; "Allah bu dinlerin bozulmasını neden murad etti?" diyebilirsiniz. Tekrar söylüyorum din tektir. Allah'ı tek ve bir bilmek, eşinin veya oğlunun olmadığını bilmek ve kabul etmek, dindir. Bunun yanında gönderdiği elçileri ve kitapları da kabul etmek dindir. Dini olduğu halden çıkaran, bozan, parçalayan insanlardır. Allah her dönem bu dini tekrar hatırlatmak için elçiler göndermiştir fakat insanoğlu unutkandır, nankördür.

Hz. Süleyman peygamber döneminde de heykel yapımı caiz ve serbestti fakat insanların çoğu her seferinde nefislerine hoş gelen bir yaratıcıya inanmayı istedikleri için kendi yaptıkları heykele, kendi yakıp söndürdükleri ateşe, gündüz gelip gece yok olan güneşe tapmaya inandılar. Çünkü bu tanrılar hesap sormuyor, herhangi bir emir ve yasak getirmiyordu. Yani aslında insanlar kendi nefislerine tapıyor fakat heykel, ateş, güneş gibi şeyleri buna perde olarak belirtiyordu.

Sonuç olarak söylemek gerekirse din tektir. Allah Hz. Musa'yı gönderdi ve onunla konuştu. Hz. Musa'ya inanan Müslümanlar, dinini kabul ederken La ilahe illallah Musa Kelimullah dediler. Hz. İsa'ya yetişen ve inanan Müslümanlar; La ilahe illallah İsa Ruhullah dediler ve Allah'a iman ettiler. Hz. Muhammed'e inanan ve yetişenler ise kıyamete kadar devam edecek olup; La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah dediler ve iman ettiler. Din tektir, tevhid dinidir. Bu dine inananlar ise her dönemde Müslümanlardır. Müslüman ise kelime kökeni olarak teslim olan demektir. Allah'ın hükümlerine teslim olan, boyun eğen insanlar....

Bu arada tekrar üstüne basarak söyleyeyim tevhidi sadece İslam dini devam ettirmektedir. Diğer dinler batıldır, sapkındır, hükmü kalkmıştır.

3 (Üç) Deniz İnisiyatifi Projesi nedir?

3 (Üç) Deniz İnisiyatifi Projesi nedir?

Geçtiğimiz günlerde daha net bir tarih vermek gerekirse 14 ve 16 Şubat tarihlerinde bu yıl elli altıncısı düzenlenen Münih Konferansı, şunu gösterdi ki; Batı diye adlandırılan ittifakta çatırdamalar var. "Üç Deniz İnisiyatifi Nedir" konusuna girmeden önce, bu projenin Münih Konferansı'nda gündeme gelmesi sebebiyle, kısaca Münih Konferansı'nın tarihçesini ve amacını da belirtmeliyiz.

Münih Güvenlik Konferansı nedir?

"Diyalog yoluyla barış" sloganıyla, 1963 yılında kurulan bu organizasyona; Devlet başkanları, hükümetlerin temsilcileri olarak; bakanlar, milletvekilleri, silahlı kuvvetlerden üst düzey temsilciler, uluslararası kuruluşların üst düzey temsilcileri, medya ve bazı sivil toplum kuruluşları da katılım sağlamaktadır.

Konferans her yıl Şubat ayında yapılır ve dünya çapında 70'ten fazla ülkeden 350 civarında katılımcının bulunduğu, dünyanın en büyük toplantısıdır. Konferansta uluslararası güvenlik sorunları ele alınarak, çözüme kavuşturulmaya çalışılır. Ayrıca zaman zaman yeni küresel projelerin de gündeme geldiği bir konferanstır.

Bu yıl yapılan 56. Münih Güvenlik Konferansı'nda ise 3 Deniz İnisiyatifi Projesi, ABD tarafından tekrar gündeme getirilmiştir. Peki nedir bu 3 Deniz İnisiyatifi Projesi?


Rusların Türk Akımı varsa Amerika'nın 3 Deniz İnisiyatifi var!

Rusların Karadeniz üzerinden Avrupa'ya doğalgaz aktarımı olan Türk Akımı Projesi, Azerbaycan'ın Türkiye üzerinden TANAP'ı gibi projeler Türkiye'ye her ne kadar fayda sağlasa da ABD, Avrupa'nın Rusya'dan gelecek enerjiye bağımlı kalmasını istememektedir. Bu projenin çıkış noktalarından birisi budur.

Üç deniz inisiyatifi ülkeleri ve Trump - sadecegerceknet

3 Deniz İnisiyatifi Projesi; Şimdilik 11'i NATO üyesi olan 12 Avrupa Birliği üyesi ülkeyi kapsıyor. Bu ülkeler: Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Estonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya'dır.

Amerika tarafından hazırlanan projenin en temel amacı; Avrupa ülkelerini Rusya'nın enerji bağımlığından çıkartmak, Rusya'nın ve Çin'in proje kapsamındaki deniz ve ülkelerdeki askeri, ekonomik, teknolojik etkinliğinin artmasını önlemek.

Üç Deniz İnisiyatifi Projesi'nin hedefleri

Proje ilk olarak 2015 yılında gündeme getirildi. Bu dönemde ABD; Almanya'nın Rusya ile birlikte yaptığı Kuzey Akım 2 projesinden çekilmesini dayatmış aksi halde yaptırımlar uygulanacağını açıklamıştı. Amerika, aynı açıklamasında Türkiye'yi de, Rusya ile yürüttüğü Türk Akım projesinden çekilmesini aksi halde yaptırım uygulanacağını belirtmişti.


Almanya ve Rusya arasındaki anlaşmanın sonucunda başlanan Kuzey Akımı 2 projesi hedef olarak; Baltık denizi üzerinden Almanya'yı üs edinecek, ileride daha fazla olarak Avrupa'nın içlerine kadar ulaşacaktı.

Türk akımı güzergahı Rusya - sadecegercek.net

Türk Akımı ise Güney Akımı ise şu şekilde belirlendi. Anapa'dan çıkacak doğalgaz hattı, İstanbul'a gelecek oradan ise ikiye ayrılacak enerji hattının birisi İstanbul Kıyıköy'de depolanacak, diğer hat olan Güney Akımı Projesi ise İstanbul'dan ayrılıp Bulgaristan üzerinden diğer Slav ülkelerine aktarılacaktı.

Türk akımının öncesinde de doksanlı yıllarda televizyon efsaneleri arasına giren Deli Yürek dizisinde de bir başka proje daha diziye konu edilmişti. Bu proje ise Mavi Geçiş Projesi olarak dizide işleniyordu. Hakikatte ise Mavi Akım Projesi'ydi. Yine Rusya üzerinden kadar döşenecek enerji projesinin boru hat güzergahıydı Ankara idi.

Deli Yürek, Kurtlar Vadisi ve Türk Akımı Projesi hakkında daha fazla detay için yukarıdaki resme tıklayın.


Türk Akımı Projesi ile ilgili detaylı bilgileri verdiğimiz, yazımızın linkini sizinle paylaştıktan sonra 3 Deniz inisiyatifi konumuza geri dönelim.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo; Enerjide Marshall Planı olarak tanımlanan bu projenin altyapı yatırımı için 1 milyar dolarlık bir bütçe hazırlandığını açıkladı. Tıpkı, Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Projesi'nde yaptığı gibi, 3 Deniz İnisiyatifi projesinin altyapı maaliyetleri ABD tarafından karşılanacak. Yukarıda da belirttiğim gibi proje ile, ABD'nin iki küresel rakibinin; Rusya ve Çin'in aşağıdaki alanlarda durdurulması hedefliyor:

1- Rusya'nın Avrupa ülkeleri üzerindeki enerji egemenliği, 
2- Çin'in Bir Kuşak Bir Yol projesi, 
3- Rusya ve Çin'in sözü edilen bölgelerde ticari ve askeri deniz hareketliliği, 
4- Rusya ve Çin'in sözü edilen ülkelerdeki ekonomik etkinliği, 
5- Çin'in Avrupa'daki teknolojik etkinliği.


Bunlar neden önemli ve neden ABD, Rusya ve Çin'in bu adımlarını bertaraf etmek için kesenin ağzını düşünmeden açabiliyor:

1- Yukarıda saydığımız her bir unsur, AB ülkelerinin Rusya ve Çin'e bağımlılığını artırıyor.

2- Çin ve Rusya'nın yukarıdaki alanlar üzerinden Avrupa Birliği ülkelerindeki etkinliklerinin artması, aynı zamanda NATO paktının da geleceğini ve mevcut gücünü etkiliyor.

3- Yukarıdaki etkinlik alanları ve karşılıklı ekonomik-askeri-teknolojik geçişgenlik; ABD'nin uzun yıllardır yürüttüğü AB/Avrupa ülkelerini Rusya ve Çin'den kopartarak, bu iki ülkeyi temel tehdit unsuru haline getirerek kendisine yedekleme politikasının altını boşaltıyor. 

Elbette Almanya, Fransa, İngiltere vd Rusya ve Çin ile rekabet halindeler ve tehdit olarak görüyorlar. Ancak bunu, ABD'din dayattığı gibi bir yarılma, ayrışma, izolasyon konusu haline getirmek istedikleri şüpheli. Belki burada kısmen İngiltere'nin ABD ile aynı noktada olduğunu söyleyebiliriz.Bu proje, Türkiye'nin dışta tutulması, Türk Akım üzerinden tehdit edilmesi, bypass edilmesini gündeme getirmesi bakımından da oldukça önemli. Zira sözü edilen 3 denizden birisi, bizim kıyıdaşı olduğumuz Karadeniz'dir. Bir diğeri ise Adriyatik Denizi'dir. Bu durum:

1- Karadeniz'de güvenlik risklerinin oluşmasını beraberinde getirebilir.

2- Türkiye'nin içinde yer almayacağı yeni enerji nakil hatlarını gündeme getirecektir.

3- Türkiye'nin bir şekilde projeye-sürece dahil olmaması halinde Türkiye-ABD ayrışmasını daha da derinleştirebilir.

Dahil olabilmesi durumunda ise Rusya ile ilişkileri ve enerji ortaklığı tartışmaya açılacaktır. Buyurun size Doğu Akdeniz'deki sorunlu süreci tamamlayarak çok daha büyük bir çıkmaz yaratacak yeni bir sorun!


Doğu Akdeniz'le ilgili tüm sorunlara ülke ülke detaylı bir şekilde değindiğimiz yazımıza aşağıdaki resme tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Çünkü şuan İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve İtalya'nın imza attıkları EastMed enerji nakil boru hattı da 3 Deniz İnisiyatifi projesine entegre edilecek. Bu da, Akdeniz'de enerji ve Münhasır ekonomik bölge* konusunda yaşanacak bir anlaşmazlıkta EastMed ülkeleri ve 3 Deniz inisiyatifi üyesi ülkeler ve ABD ile muhatap olmak zorunda olmak anlamına geliyor. Yani açık bir ifadeyle bu 3 Deniz İnisayitifi projesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ellerini güçlendirecek.

Türkiye'nin bir şekilde bu sürecin bir parçası olması, denge siyaseti açısından da, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin eline geçek bir kozu boşa düşürmek açısından da oldukça önemli. Bunun için de Türkiye'nin bir an evvel Suriye'de durumu bir sonuca ulaştırması, Libya'ya odaklanması ve kesinlikle İsrail ve ABD ile ilişkileri düzeltmesi gerekiyor.

Şimdilik kullanıma hazır olan bütçe. Muhtemelen süreç içinde artırılacaktır. ABD kendisini ve koltuğunu korumak istiyorsa, bu tarz projeler için kesesinden çok daha fazla harcamaya ve çok daha fazla fedarlıkta bulunmaya kendisini hazırlamalı.Dengeler değişiyor, kartlar yeniden karılıyor. Türkiye'nin durumu ise geçmişte yapılan basiretsizlikler sebebiyle, yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumunda.


Dipnotlar

* Münhasır Ekonomik Bölge: Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devletin deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanılmasında su ve rüzgar enerjisi de dahil olmak üzere özel haklara sahip olduğu deniz bölgeleridir.

Afganistan İslam Emirliği veya Taliban adlı örgütlenme nedir? Afganistan'daki etnik unsurlar nelerdir?

Afganistan İslam Emirliği veya Taliban adlı örgütlenme nedir? Afganistan'daki etnik unsurlar nelerdir?

Öncelikle Afganistan İslam Emirliği bayrağını tanıyalım. Yukarıdaki resimde de görüldüğü üzere beyaz zemin üzerinde Kelime-i Tevhid'in (La ilahe İllallah Muhammeden Rasulullah) yazılı olduğu bayrağı kullanmaktalar.

Afganistan'lı Müslümanlar Sovyetleri püskürtüp, 1992 yılında Sovyet yanlısı Cumhurbaşkanı Doktor Necibullah önderliğindeki komünist rejimi devirmişti.


Doktor Necibullah

Necibullah'ın devrilmesinin akabinde, Burhaneddin Rabbani hükûmeti iktidara gelmiş, fakat ortada sovyetler filan kalmayınca mücahit gruplar birbirleriyle iç çekişmelere başlamış, ülkenin birçok yerinde kan gövdeyi götürmüştü. Afgan savaş ağaları bu durumu istismar ediyor, halk perişan haldeydi.


Burhaneddin Rabbani

Bu kargaşanın yaşandığı sıralarda kısa sürede halkı etkileyecek yeni bir lider doğuyordu. Henüz yirmili yaşlarında; Hareketi İnkılab-ı İslamiyye'ye katılmış, kısa sürede birçok cephede Sovyetlere karşı direnmiş ve komutanlık vazifesini üstlenmiş, Kandahar doğumlu medrese talebesi olan Molla Ömer.


Molla Ömer

Molla Ömer, 1979 yılında ilim öğrenmek maksadıyla Pakistan Camia el ulum el İslamiyye'ye gitmiş, Hanefi/Maturidi/Diyobend geleneği üzere eğitim almıştır. Fakat eğitimini tamamlayamadan Afganistan'a dönüp Sovyetler'e karşı savaşmış, ve hatta 1 gözünü kaybetmiştir.


Molla Ömer'in halkı nasıl etkilediğine dair birçok rivayet vardır. Savaş ağalarına karşı yürüttüğü faaliyetler bunların başında gelir. Halka; "sizleri sömürgeden kurtaracağım" vaatleri de tabi ki... Bu nedenle batılılar dahi Taliban'ın Robin Hood görevini üstlendiğini belirtiler.

Buna, mevzu olan bölgede zulüm ve çocuk istismarıyla tanınan bir savaş ağasının, Molla Ömer'in etkilediği yaklaşık 50 medrese talebesinin saldırısıyla öldürüldüğü ve cesedinin bir tankın namlusuna asılmasını örnek gösterilebilir.

Kandahar'da Taliban'ı kuran Molla Ömer, kısa bir süre içerisinde bölgede tanındı. 1000'den fazla İslam aliminin toplanıp, Allah Rasulü'nün hırkası olarak belirtilen hırkayla düzenledikleri törende Molla Ömer'e biat etmeleri ise sürecin en büyük dönüm noktalarındandır. Molla Ömer sıradan bir Peştun İslami önderi değil, Arapça'ya da gayet hakim birisiydi. Pakistan'da tanıştığı Abdullah Azzam'ın da onu etkilediği söylenir. Kısa sürede Kandahar dahil Afganistan'ın birçok yerinde güçlenen Taliban, nihayetinde başkent Kâbil'e harekat başlattı. 
1996 yılında başkent Kâbil'e giren ve ülkeye hakim olan Taliban'ın ilk işlerinden biri, Sovyet yanlısı eski Cumhurbaşkanı Dr. Necibullah'ı idam etmek oldu.

Taliban, artık yönetimi ele almıştı. Çocuklar ellerinde, sonradan Taliban'ın resmi yayın organı olan Hiwad gazetesi'nin "İslam Emirliği ilan edildi" haberini duyurduğu baskısı ile Kâbil sokaklarında geziyor, büyüklerini haberdar ediyorlardı. Zira emirlik ilan edilmişti. Ve Taliban başkent Kâbil'i ele geçirmiş, geçit töreni düzenleyen bir devlet olmuştu.

Hiwad Gazetesi - Afganistan İslam Emirliği - Taliban - Sadece Gerçek

ABD'nin 2001'deki işgaline kadar Afganistan'ı yöneten Taliban'ın birçok hatası olmuştur. Devlet olmaya alışamamış Taliban, ülkeyi hâlâ islami bir örgüt kafasında yönetmiştir. Açık konuşmak gerekirse, ekonomik ve sosyal alanda birçok fire vermiştir. ABD işgalinde kısa sürede Kabil'den çekilen ve savaşçıların toplu halde ölümünü engelleyen Taliban, ülkenin kırsal kesimine çekilmiş, bugün gelinen noktada, ülkenin %50'sine hakim olmuştur.

Afganistan haritası ve Taliban'ın savaş bölgeleri - Sadece Gerçek

Yukarıdaki üç farklı renkteki harita Afganistan haritasıdır. Haritada belirtilen taraflar ise şöyle;

Beyaz bölgeler: Taliban'ın elindeki yerler

Siyah bölgeler: ABD destekli Afgan hükûmeti

Mavi bölgeler:
Tartışmalı/çekişmeli bölgeler


2015'te Molla Ömer'in (eceliyle) ölümü sonrasında İslam emirliği'nin başına Molla Ahtar Mansur gelmiştir. Onun da ABD tarafından öldürülmesinin akabinde; "Emirul Mu'mimin Şeyh Heybetullah Akhundzade" gelmiştir. Kendisi halen hayattadır. Hadis alimi olduğu için Şeyhul hadis olarak anılır.

Gelinen noktada ABD'nin Afgan ordusuna gönderdiği silahlar da Afganistan İslam emirliği eline geçmiş, ve Taliban, Afganistan toprakları üzerinde helikopter dahi uçurmaz hale gelmişlerdir. Çatışma detayları ise yazımızın konusu değil. ABD destekli Afgan hükûmetini bölgeye sokmayan Taliban, emirlik toprakları içerisinde güvenliği de şeriat kanunları dahilinde had safhada tutmuştur. Taciz, tecavüz, cinayet, hırsızlık, IŞİD vakıaları bölgede en alt düzeydedir.

El Kaide ve Taliban başlarda bir olsa da Suriye savaşı gibi olaylarda ayrılığa düştükleri olmuştur. Ayrıca IŞİD ya da diğer adıyla DAEŞ'in bir kolu da El Kaide'den ayrılmış ve onlardan farklı yollara sapmıştır. Afganistan'da DAEŞ ya da IŞİD tutunamaz. Her ne kadar El Kaide'de Selefi akidesine bağlı olanlar olsa da Taliban Hanefi/Maturidi çizgisinde sabit kalmaya çalışan bir örgüttür, yani IŞİD'le düşmandır.

Afganistan'daki etnik unsurlar nelerdir?

Peştunlar

Ülkenin temel etnik unsuru olan Peştunlar, nüfusun en az yüzde 42'lik bir bölümünü oluşturuyor. Ülkenin güneyini de nüfus olarak domine eden etnik grup, Afganistan'ın neredeyse tamamında yerleşik durumda.Peştu nüfusun tamamına yakınının dini inancı, Afganistan'ın nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ında olduğu gibi, Sünni İslam. Sınırın Pakistan tarafında da yoğun biçimde yaşayan Peştunlar, Taliban hareketinin de köklerini teşkil ediyor.

Afganistan siyasetinde Peştunların rolü daima ön planda. Her ne kadar ABD'nin Afganistan işgalinde birlikte hareket ettiği Kuzey İttifakı içerisinde neredeyse hiç Peştun bulunmasa da, ülkede ABD öncülüğünde kurulan hükümetin lideri daima Peştun nüfus içerisinden çıkıyor.Bunun nedeni de halk tarafından meşru görülme isteği. Bu doğrultuda Eşref Gani, Hamid Karzai gibi isimler güney Peştunlarından seçilmiş. Ülkedeki siyasi atmosferde tanınan Molla Muhammed Ömer, Molla Heybetullah, Celaleddin Hakkani, Gulbeddin Hikmetyar, Muhammed Necibullah gibi isimler de Peştun.


Afganistan'daki etnik unsurlar haritası - Sadece Gerçek

Beluçlar

Ülkedeki nüfusun yaklaşık yüzde 2'sini teşkil eden Beluçların merkezi de Peştunlar gibi ülkenin güneyi. Beluç nüfus sınır ötesine, İran ve Pakistan'a kadar uzanıyor. Beluçların da tamamına yakınını Sünni Müslümanlar oluşturuyor.

Kandahar, Hilmend ve Nimruz illerinde varlık gösteren Afgan Beluçları'nın, Peştunlar ile iç içe bir görünüm arz ettiğini söylemek mümkün. Afganistan içerisinde ise Beluç nüfusun azlığı paralelinde, etnik bir siyasi iddiaları bulunmuyor. 


Hazaralar

Afganistan'ın merkezinde yoğunlaşmış olan Hazara nüfusu ülkenin toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 9'unu oluşturuyor. Hazara halkının tamamına yakını Şii inancına mensup. Bunların arasında İmamiye mezhebinden olanlar çoğunluktayken, İsmaili mezhebi de varlık gösteriyor. Aymak kökenli Hazaralar ise, Sünni olan tek Hazara nüfusunu oluşturuyor.

Hazaraların Moğol kökenli olduğuna inanılıyor. Hazara nüfusun, Cengiz Han'ın Afganistan'a girmesiyle bölgeye gelen, daha sonra imparatorluğun dağılmasıyla yerleşik hayata geçerek zamanla İslam'ı seçen bir halk olduğu dile getiriliyor.

Yoğun olarak yaşadıkları iller ise Bamyan, Gur, Gazni, Vardak, Daykundi ve Uruzgan. Hazaralar ülke yönetiminde üst makamlarda yoğun olarak bulunuyor ve ülkenin kurumlarında ciddi bir varlıkları mevcut.İran ile olan mezhepsel ilişkileri paralelinde kurdukları siyasi bağlantıları dikkat çeken Hazaralar, Hizb-i Vahdet adlı siyasi partiyle tanınıyorlar. Hazaraların ülkede kalan nüfusu her ne kadar ön planda olmasa da, Hazara diasporası oldukça ağırlık sahibi. Server Daniş, Kerim Halili , Abdul Ali Mezari gibi isimler İran ile olan bağlantıları nedeniyle ülke içinde ve dışında önem kazanmış kişiler. 


Tacikler

Peştunlardan sonra ülkenin en kalabalık nüfusunu Tacikler oluşturuyor. Afganistan'ın yüzde 27'sini teşkil eden Taciklerin tamamına yakını Sünni. Tacik nüfus ülkenin siyasi ve kültürel atmosferinin en etkili parçalarından biri. Her ne kadar Tacikistan adlı ülke Tacik denilince akla gelen ilk ülke olsa da, Afganistan'daki Tacik sayısının Tacikistan nüfusundan çok daha fazla olduğu biliniyor.

Tacik nüfus ülkenin kuzeydoğusunda yoğunlaşmış durumda, ancak Afganistan'ın Ferah, Herat, Gazni gibi birçok yerinde Tacik nüfusa rastlamak mümkün.

Ülke siyasetinde üst makamlara kadar gelmiş Ahmed Şah Mesud, Burhaneddin Rabbani gibi isimler Tacik kökenli.

ABD'nin Afganistan işgalinde Taliban'a karşı savaşan Kuzey İttifakı oluşumunun büyük bir bölümü Taciklerden oluşuyordu. Bunun bir sonucu olarak, günümüz siyasi atmosferinde Tacikler ciddi bir rol oynuyor. Kabil hükümetini oluşturan farklı taraflar arasında Tacikler ön plana çıkıyor.

Ülkedeki en üst düzey Tacik, İcra Heyeti Başkanı, yani Kabil yönetiminin ikinci ismi olan Abdullah Abdullah.Abdullah Peştu bir baba ve Tacik bir anneye sahip olsa da, Tacik nüfusun bir temsilcisi addediliyor.

Buna ek olarak, Taliban'ın da son yıllarda özellikle ülkenin kuzeyinde Tacik nüfus içerisinde de büyük ölçüde kök saldığı ifade ediliyor. 


Özbekler

Afganistan'ın, kökeni sınır ötesine uzanan bir diğer etnik unsuru da Özbekler. Halkın yaklaşık yüzde 9'unu oluşturan Özbekler çoğunlukla Sünni.

Ülkenin kuzey kesiminde yaşayan Özbekler, Taliban öncesi dönemde çoğunlukla Taciklerle birlikte bir siyasi pozisyon aldı. Taliban'a karşı kurulan Kuzey İttifakı'nda ikinci önemli grup olan Özbeklerin adı en çok duyulan siyasi figürü Abdurreşid Dostum.

Her ne kadar geçmişte Taliban karşıtı pozisyonlarıyla anılsalar da, 2001 sonrası Özbek nüfus içerisinde Taliban'ın organize olduğu biliniyor. Hatta Özbekler, günümüzde Taliban'ın kuzeydeki varlığının önemli bir parçası halini almış durumda. 


Aymaklar

Türk ve Moğol kökenli bir topluluk olan Aymaklar ülkenin yaklaşık yüzde 4'ünü teşkil ediyor. Afganistan'ın kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde yaşayan Aymaklar farklı kabile ve gruplardan müteşekkil. Aymaklar arasında zamanla Hazaralaşanlar ve Peştunlaşanlar da bulunuyor. Aymaklar ülke siyasetinde görünür bir yere sahip değil. 

Paşailer ve Nuristaniler

Paşailer ve Nuristaniler, Afganistan nüfusunun yaklaşık yüzde 2'sini oluşturuyor. İki etnik unsur, ağırlıklı olarak ülkenin kuzeydoğusundaki Nuristan'da yaşıyor.

Farklı kökenlere sahip iki grubu yaşadıkları coğrafya birleştiriyor. Nuristanilerin azınlık olarak yaşadıkları bölgede çoğunluk Paşailerde. Paşailer 16. yüzyıldan, Nuristaniler ise yakın bir zamandan, 19. yüzyıldan itibaren İslamlaşmaya başlamış.

Kendine has iki etnik grup olan Paşailer ve Nuristanilerin kökeninin Avrupa halklarının kökenine dayandığı da iddialar arasında.

Ülkenin siyasi atmosferinde kendisini çok fazla göstermeyen iki halkın en öne çıkan ismi Hazret Ali isimli komutan. Taliban karşıtı ittifakın mensubu olan Ali, ABD güçleriyle yaptığı ittifak ve El Kaide'ye karşı yapılan saldırılara katılımıyla biliniyor.

İki halkın yaşadığı ve Pakistan sınırlarına uzanan bölge, Afganistan'da Taliban'ın en çok aktif olduğu bölgelerden biri. 


Pamiriler

Afganistan'ın kuzeydoğusundaki Badahşan'da yaşayan Pamiriler, ismini Pamir Dağları'ndan alıyor. Afganistan'ın yüzde 1'inden azı Pamiri. Pamiriler arasında Şii ve Sünniler mevcut. Bölgeye Şii inancı 11. yüzyılda ulaşmış. Pamiriler ülke siyasetinde görünür bir yere sahip değil. 

Türkmenler

Ülkenin yaklaşık yüzde 4'ünü oluşturan Türkmenler, kuzeybatı sınır hattında ağırlıklı olarak yerleşmiş durumda. Sünni inanca sahip Türkmenler ülke siyasetinde görünür bir yere sahip değil. 

Kırgızlar

Afganistan'ın kuzeydoğu ucunda, Çin sınırında yer alan Kırgız nüfus yüzde 1'den az bir orana sahip. Kırgız halkın ülke siyasetinde görünür bir pozisyonu bulunmuyor.