Yakın zamanda eş adayınızı flört siteleri ve sosyal medya üzerinden yapay zeka seçecek. Peki ne kadar güvenilir?

Yakın zamanda eş adayınızı flört siteleri ve sosyal medya üzerinden yapay zeka seçecek. Peki ne kadar güvenilir?

2012'de bilboardlara; "DNA'NIZ sizin verileriniz olacaktır. Fırsat dolu bir gelecek." sloganıyla mikroçiplerin insan vücuduna takılacağı, otonom, sürücüsüz araçların olacağı, flörtleşmelerin bile yapay zeka seçimi ile gerçekleşeceğine vurgu yaptığı aşağıdaki afiş, o günlerden günümüzü, hatta 2030'a kadar gerçekleşecek Great Reset adlı sürecin ön habercisiydi ama bizler, görmezden geldik. 

Great Reset nedir? Detaylarını öğrenmek istersen, resime tıklayarak yazıya ulaşabilirsin.

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

HSBC'nin teknoloji araştırmaları ve insanların teknolojiye karşı güvenle ilgili sorunlarına dair 2017'de 36 sayfalık bastırdığı bir kitapçık var. Bu kitapçıkta insanların teknolojiye adaptasyonu, teknolojinin insan ilişkilerine dair oluşturduğu veri havuzunun ileride oluşturacağı etkilerden bahsedilen bir sürü yazı, araştırma ve anket sonuçları bulunmakta. 

DNA'NIZ sizin verileriniz olacaktır. Fırsat dolu bir gelecek.

Hatta ileride flört ve eş seçiminde bile yapay zekanın, ağırlığını ortaya koyacağına dair araştırmalara da değinilmiş. HSCB'sinin kitapçığından size bir yazı paylaşmadan önce bir başka araştırma sonucunu sizlere aşağıda sunmak istiyorum.

Yakın gelecekte eşiyle internette tanışanlar reelde tanışanları geçecek.


Stanford Üniversitesi'nin gerçekleştirdiği son anket çalışmasına katılan 3510 çiftin %39'u "Nasıl tanıştınız?" sorusuna "internetten" cevabını vermiş.

Bu sayı 1995'te %2'ymiş.

Eşinizle/Sevgilinizle nasıl tanıştınız? sorusuna verilen cevapların yıllara göre değişimi aşağıdaki şekilde. "İnternette tanıştık" diyenler büyük bir artışta. Onun arkasında "barda/kafede tanıştık" diyenler geliyor. Diğer tanışma şekilleri düşüş trendinde.

Yakın gelecekte eşiyle internette tanışanlar reelde tanışanları geçecek.

Daha hala internetten tanışmaya güvenilir mi diyenlere duyurulur. İşin bu yanı bir tarafa, ileride eş konusu da tartışmaya açılacak gibi. Kur'an-ı Kerim'de; onlar biz ıslah edicileriz diye iddia edenlerin, ekini ve nesli bozduğu ve asıl bozguncuların onlar olduğu bildirilmekte.

Aile katlediliyor. Aile yok olursa toplum da yok olur. Toplum yok olursa devlet düzeni çöker. Düzenin çöktüğü yere kaos hakim olur. Sonrasında ise Ordo Ab Chao düsturuna inananlar; Kaostan düzen doğar düsturunu uygulayarak istedikleri tek dünya devleti hedefini uygular. Tabi bu şeytan ve avenesinin senaryosu. Allah, fırsat vermesin ama çok şeytani planlar, adeta ilmek ilmek işleniyor.

Dönelim HSBC'nin o ilginç araştırmaları raporladığı kitapçığın içine. Kitapçığın içerisindeki ana başlıklar ise şöyle;

03 - Neden güvenin doğasını incelemeliyiz
04 - Bugün teknolojiye olan güven durumu
12 - Aşk, şehvet ve rahatlık
14 - Güvenlik korkuları güveni nasıl zayıflatır
18 - Robo danışmanları için dava
20 - Teknolojinin dış sınırlarına güven
24 - H2M ve H2H: makine etkileşimleri nasıl insan ilişkilerinden farklı
27 - Sonuç: yüksek güvene giden yol

İçeriğindeki ana başlıkları belirttikten sonra, o kitapçıktan bir yazıyı sizlere tercüme ederek paylaşıyoruz. Yazının içeriği flörtleşme ile ilgili.

Örnek olay 1: Bir aile üyesiyle randevu ayarlayacak bir makineye güvenir miydiniz?


Yapay zeka daha sofistike hale geldikçe, insan yargısının üstün olduğu alemler küçülüyor. Yine de, kişisel dokunuşun bir yapay zekanın soğuk sayısal becerilerini geçtiği bazı alanlar var mı?

Flört klasik bir durumdur. Bir algoritma, bir partner romantizmi seçerken insan yargısını yenebilir mi?

Araştırmamız öyle olmadığını söylüyor. Ankete katılanların %48'i doğru kişiyi bulmak için bir arkadaşa güveniyor ve üçte birinden fazlası bir aile üyesine güveniyor (%37). Ankete katılanların sadece %8'i, ilişki uzmanları tarafından programlanan insansı bir robota güveniyor.

Yanıtlayanların tekrar düşünmesini sağlayabilir miyiz? Aslında makinenin şansını derinlemesine analiz edebiliriz. İnternet randevularının popülaritesi, elde etmek için geniş veri rezervlerine sahip olduğumuz anlamına gelir ve sonuçlar gerçekten şaşırtıcıdır. Bize hayatımıza rehberlik etmek için makinelerin gücünden bahsediyorlar, hatta bilinçsiz arzularımızdan bahsediyorlar.

Christian Rudder, internet buluşmasının öncülerinden biridir. Match.com ve Plenty of Fish'i de yöneten, artık IAC'ye ait olan arkadaşlık sitesi OK Cupid'i kurdu. Rudder, Harvard'ta Matematik okudu ve verilerdeki kalıpları aramaya takıntılı hale geldi. IAC’ın siteleri ona 55 milyon Amerikalı kullanıcıyı sunuyordu. Bu da ABD’deki her iki kişi için bir hesap demekti.

“Gidip 100.000 beyaz erkek ve 100.000 siyah kadın özel olarak etkileşimde bulunduğunda gerçekte ne olduğuna bakabilirim. Veriler tam orada bizim sunucularımızda duruyordu. Karşı konulamaz bir sosyolojik fırsattı." Sonuçları Dataclysm'de yayınladı: Kimsenin bakmadığını düşündüğümüzde kimiz?

Rudder, hangi özelliklerin önemli olduğunu belirlemek için geniş veri havuzlarında, elemeler yaptı. Sonuçlara bakınca, çekici ve cazibeli insanların talep gördüğünü saptadı. Onlar; orantısız bir ilgi görüyorlar, çok daha fazla mesaj alıyorlar ve kendi mesajlarına daha yüksek cevap oranı alıyorlar.

Yine de, OK Cupid bir 'kör randevu' şeması yürüttüğünde, görüntüleri saklayarak ve eşleşmeler oluşturmak için yalnızca bir uyumluluk puanı kullandığında, memnuniyet oranları yükseldi. Görünüşler alakasızdı. Rudder; “Hangi kişinin daha iyi göründüğünün önemi yok - kör bir kişinin nakavt olduğu ve diğerinin oldukça sade olduğu durumlarda bile - randevulara pozitif puan veren insanların yüzdesi sabitti. Çekicilik önemli değildi.”

Aynı şey iş ortağı kontrol listesinde de geçerlidir. Din, siyaset ve sigara içme gibi öncelikler genellikle "zorunlu" olarak derecelendirilir. Yine de iki dolaylı soru üstün tahmin gücüne sahiptir:

Korku filmlerini sever misin? ve hiç başka bir ülkeye yalnız seyahat ettiniz mi? Uzun süreli çiftlerin dörtte üçü aynı şekilde yanıt verdi, her ikisine de evet ya da hayır. Rudder, "İnsanlar büyük, çarpıcı şeyleri fazla vurgulama eğilimindedir: inanç, politika ve kesinlikle görünüş, ancak neredeyse herkesin düşündüğü kadar önemli değiller. Bazen hiç önemli değiller."

Veriler net: Bir iş ortağı için ne istediğimizi ve neyin önemli olduğunu bilmiyoruz. Bir makine bunu düzeltebilir. Bir aile üyesi, önceliklerinizi dinleyerek bir randevu seçiyorsa, iyi bir eşleşme şansı daha düşüktür.

Faydalanılan kaynak; "HSBC Trust in technology raporu" adlı kitapçık s.23 

https://www.hsbc.com/-/files/hsbc/media/media-release/2017/170609-updated-trust-in-technology-final-report.pdf?download=1

Kripto paralar ve elektronik paralar arasındaki fark nedir? Bitcoin nedir? Bitcoin madenciliği nedir? Bitcoin haram mıdır?

Kripto paralar ve elektronik paralar arasındaki fark nedir? Bitcoin nedir? Bitcoin madenciliği nedir? Bitcoin haram mıdır?

Kripto para ve Elektronik para farkı


Banka hesapları, internet üzerinden alışveriş yapma sistemi, dijital hesaplar ve cüzdanlar, elektronik para olarak kabul edilir. Elektronik para daha eski bir teknolojidir; kripto para ise, nispeten daha yenidir. Elektronik paraların ise denetimli, merkeze bağlı olma özelliği vardır. Mesela SWIFT denilen ağ sistemi ile bankalararası ve uluslarası döviz transferleri gerçekleşir. Sen bir bankadan döviz çekeceğin zaman SWIFT devreye girer ve o işlem yürütülür. Sen eline gerçek kağıt parayı alana kadar aslında, arka plandaki işlemler SWIFT yani elektronik para ağıyla yürütülür. Sen paranı alacağın zaman ise bankanın rezervinde bulunan ve ATM'sine eklediği dövizi alıyorsun. Arka plandaki sistemde ise bu para SWIFT işlemlerine yansıyor.

Kripto para, blockchain teknolojisi üzerinde oluşturulmuş paradır. Yatırım yapılabilir, direkt olarak harcamalarda kullanılmaz fakat reel paraya çevrilebilir. Kripto para denetimsizdir. Hiçbir denetim otoritesi tarafından kontrol edilemez. Ancak yeni geliştirilen yazılımlar ve devletlerin ekonomik regülasyonları neticesinde, kripto paraların büyük bir kısmının takibi yapılabiliyor. Yani kim, nereye, ne zaman, ne kadar miktar kripto para göndermiş, bunun artık büyük bir kısmı takip edilebiliyor. Ancak bunu şöyle yapıyorlar. Kripto paralar henüz günlük kullanıma yayılmadığı için kripto para borsaları üzerinden alınıp-satılabiliyor ve bozdurulup Türk lirasına veya dövize çevrilebiliyor. İşte bu aşamada devletler, borsalardan, kullanıcı bilgilerini istiyor. Bu bilgiler ise TC kimlik numaran, ad ve soyadın, adres bilgilerini içermekte.

Bu aslında devletlerin kimin ne kadar kazandığını, borsalarda kimin ne işlem yaptığını ve yüklü kazanç sağlayanlara vergilendirme getirilmesi için atılmış bir adımdır. Onun haricinde devletler, doğrudan blockchain teknolojisine, Bitcoin'in yazılımına müdahale edemez, değiştiremez. Çünkü blockchain teknolojisi geleceğin teknolojisidir. Onu sadece kripto para dünyasının bir aracı olarak düşünmeyin. Blockchain adeta teknolojik bir devrimdir. Bu aşamada müdahale için internetin tüm dünyada tamamen kesilmesi gerekiyor ki bu da kimsenin istemeyeceği, göze alamayacağı bir şeydir.

Peki devletler, neden bu takip etme konusu üzerinde duruyor? Çünkü vergi kaybı oluşmasını istemiyorlar. İnsanların ne kadar maddi gücünün olduğunu bilmek istiyorlar. Bunun içinde Bitcoin'i artık küresel ölçekte büyük firmalar, bankalar bile kabul etmeye başladı. Dünyadaki rezil ekonomi neticesinde mevcut sisteme güvenini kaybedenler; Altın, Gümüş ve Kripto paralar içinde en değerlisi Bitcoin'e yöneliyor.

Çünkü sınırsız basılan kağıt paralar önceden altına endeksli olarak basılırken ve gerçek değerini korurken, artık sınırsız bir şekilde ve altından bağımsız şekilde basılıyor. Bu da o kağıt paraların yıllar içerisinde altın karşısında değersiz bir kağıt parçası olmasını sağlıyor. 

Bitcoin nedir?


2008 yılında "eşler arası elektronik nakit sistemi" tanımlamasıyla ortaya çıkan Bitcoin (BTC), herhangi bir merkezî otorite tarafından yönetilmeyen, Blockchain teknolojisi üzerine kurulu olan ve geleneksel para birimlerinden farklı çalışan bir dijital para birimidir. Kriptografik olarak güvence altına alındığı için Bitcoin bir "kripto para birimi" olarak anılmaktadır.

31 Ekim 2008 tarihinde Satoshi Nakamoto takma isimli bir kişi ya da grubun "Bitcoin: Eşten Eşe Elektronik Nakit Sistemi" isimli bir teknik doküman (whitepaper) yayımlamasıyla ortaya çıkan Bitcoin, üçüncü parti ödeme sistemlerine, bankalara ve aracı kurumlara güvenme ihtiyacını ortadan kaldırma ilkesiyle doğmuştur. Günümüzde finansal aracı kurumların güven sağlama rolü, Bitcoin'in altında yatan teknoloji sayesinde iki tarafın birbiriyle doğrudan bağlantı kurmasıyla zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Bitcoin teknik dokümanının yazarı Satoshi Nakamoto'nun kim olduğu bilinmemektedir.

Bitcoin neden bu kadar değerlendi?


Bitcoin'i değerli kılan unsurların başında ise "sınırlı arz" gelir. Geleneksel finansal düzenin baş aktörleri Dolar, Euro, Türk lirası gibi itibari para birimleri sınırsız sayıda basılabilir. Ancak Bitcoin'in üretimi 21 milyon adetle sınırlandırılmıştır. Yani altın gibi sınırlı sayıdadır.

Bitcoin anonim midir?


Bitcoin'in tamamen anonim olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Bunun yerine yarı anonim olarak tanımlanabilir. Geleneksel finans siteminde kullanıcılar kimliklerini beyan etmek durumundadır. Bankalar üzerinden isimsiz olarak para transferi yapmak mümkün değildir. Ancak Bitcoin kullanıcıları bir merkezi otoriteye bağlı olmaksızın doğrudan birbirlerine para gönderebildikleri için isimlerini belirtmek zorunda değildir.

Kullanıcıların bu süreçte kimlik namına beyan ettikleri tek bilgi, benzersiz cüzdan kodlarıdır. Taraflardan biri bu cüzdan kodunu kullanarak diğer tarafa doğrudan gönderim sağlayabilir. Ancak bu cüzdanların kolaylıkla takip edilebileceğini belirtmek önemlidir. Bitcoin kullanmak size hiçbir yasayı delme hakkı vermeyeceği gibi böyle bir girişiminiz halinde güvenlik güçlerinin radarına kolaylıkla takılabilirsiniz. Yani kara para aklama veya suç için kullanıldığı zamanlarda başınız ağrıyabilir.

Kripto paralar ilk kez piyasaya çıktığında, gizlilik ve mahremiyet ana çekincelerinden bazılarıydı. Ancak piyasa geliştikçe kripto para kullanıcılarının gizliliği, bozulmaya devam etti. Birçok yönden açık defterler finansal sistemin en şeffaf ödeme geçmişini sunmasından Bitcoin işlemleri anonimliğini kaybetme başladı. Kripto cüzdanlarına doğrudan ekli olan resmi adlar olmamasına rağmen, kullanıcıların gizliliklerini sağlamak için atması gereken birçok adım bulunuyor. Bu yazıda Bitcoin odaklı devam edeceğimiz için gizlilik coinleri, altcoinler ve merkeziyetsiz borsalar gibi konuları sonraki yazı dizilerinde aktaracağız.

Bitcoin caiz mi? Bitcoin konusunda diyanet ne diyor?


Bitcoin ve diğer kripto paraların caiz olma meselesi, birçok insanın bu piyasadan uzak durmasının ana nedenidir. Diyanetin verdiği fetvalar caiz olmadığı yönünde. Hatta iki tane imamı bu işle uğraştığı için yanlış hatırlamıyorsam açığa bile aldı. Ama trajikomik olan ne biliyor musunuz? Aynı fetvanın Dolar, Euro gibi paralar içinde geçerli olması gerekirken onlar caiz görülüyor.

Banknotlar, önceden Altın karşılığında basılıyordu. Yani ne kadar Altın'ın varsa o kadar para basabilir ve piyasaya sürerdin. Ancak ABD bunu 1971'den itibaren kaldırdı ve karşılığı olmayan para basma metodunu getirdi. Üstelik bunu Merkez bankası olan ülkelerin neredeyse hepsi yapmaya başladı.

Karşılığı olmayan ve sınırsızca basılan banknot caiz ama karşılığı olan, altın gibi sınırlı sayıda olan Bitcoin caiz değil. Bizim din adamlarımızın bu teknolojilerden, bu dalaverelerden bihaber olduğu için böyle fetvaları normal karşılıyorum. Hadi dediğiniz gibi olsun. Peki bir iki sene sonra banknotlar kalkıp; Dolar, Euro, Lira yerine elektronik paralar çıkınca ve tüm sistem sanal olunca ne diyeceksiniz? Bunu düşünün önce. Kaldı ki o sistemde de karşılıksız para üretme mümkün. Kripto paralar içerisinde de sınırlı olmayan ve üretilmesi devam edecek olan coinler de vardır ama Bitcoin yazılı ve değiştirilemez kaynak kodlarıyla beraber sınırlıdır, tıpkı altın ve gümüşün sınırlı olması gibi. Onu değerli kılan da bu sınırlı olması ve 21 milyon adetten fazla olmayacak olmasıdır. 14 Ekim 2019 tarihli verilere göre ise piyasaya çıkarılmış Bitcoin adeti ise 17.991.750 adettir. Peki bunu piyasaya kim çıkartır? Elbette Bitcoin madencileri...

Bitcoin madenciliği nedir? Neden ve nasıl yapılır?


Bitcoin madenciliği, Bitcoin piyasası içinde yapılan finansal işlemleri onaylamak, transferleri sağlamak ve yeni Bitcoin'ler üretmek içindir. Blockchain temelinde, merkezi olmayan bir sistemle çalışan Bitcoin madenciliği en hızlı blok üreten ve işlemleri onaylayan kullanıcıya ödül verir. Her yeni Bitcoin üretildiğinde oluşan blokların zorluk seviyeleri de artmaktadır ve bu nedenle madencilik(mining) için çok güçlü işlemcilere sahip bilgisayarlar, antminer gibi cihazlar gerekmektedir.

Özetle madenciler, toplamda 21 milyon Bitcoin'in tamamını çıkarmanın yanısıra, bir adresten başka bir adrese Bitcoin göndermenizi sağlayan aracılar, bir nevi banka gibidir. Bitcoin'in bu sistemi, Blockchain teknolojisinin ilk prototipi ve en eski sistemidir. Zaman geçtikçe daha hızlı ve daha az ücretle bir yerden bir yere kripto para gönderimi de sağlanmıştır ve sağlanmaya da devam etmektedir. Peki madencilerin bundan kârı nedir?

Madenciler, yeni Bitcoin kazımı ile Bitcoin kazanımı sağlamanın yanısıra sistemin de işleyişini sağlamaktadır. Yani Bitcoin madenciliği hem blok zincirine işlemler katmakta hem de yeni Bitcoin'i serbest bırakmaktadır. Madencilik süreci, son işlemleri blok halinde derlemek ve hesaplamada zor bir matematiksel bulmacayı çözmeye çalışmakla ilgilidir. Bulmacayı çözen ilk katılımcı, bir sonraki bloğu blok zincirine yerleştirip ödülleri topluyor. Ödüller madenciliği teşvik ediyor ve hem işlem ücretlerini (Bitcoin şeklinde madene ödenen) hem de yeni çıkan Bitcoin'i içeriyor.

Tüm Bitcoin alım-satım, transfer işlemleri Bitcoin'in bağlı olduğu Blockchain kayıtlarına işlenir ve üyelerden yapılan her işlemin onaylanması istenir. Yapılan Bitcoin işlemleri üyeler tarafından onaylandığında ilgili tutar cüzdanınızdan düşülür ve karşı tarafa eklenir. Bitcoin'lerinizi bir dijital cüzdan aracılığı ile tutar ve saklarsınız. Bu cüzdanın adresine herkes ulaşabilir ve bakiyenizi bile görüntüleyebilirler ancak sizin kim olduğunuzu bilemezler. Tabi bu cüzdanınızla kimlik doğrulama isteyen borsalarda alım-satım yapmamış ve borsalara Bitcoin gönderme gibi işlemler yapmamışsanız. Cüzdanın şifrelenmesi de iki farklı katman ile yapılır. Birisi genel bir şifre ile ulaşabilirsiniz, bir de sadece size özel bir şifre ile alım-gönderim işlemi yapılabilir. 

Madencilik(mining) sayesinde bu transfer işlemleri Blok zincirlerine eklenir ve işlenir, bu zamana kadar yapılan ve gelecekte yapılacak olan tüm Bitcoin işlemleri blockchain kayıtları üzerinden herkes tarafından görüntülenebilir. Madenci de bu işlem sonunda bloğu tamamladığı için ödül olarak belirli bir miktarda ödül BTC alır. Bitcoin'de yapılan işlemlerin sayısı her geçen gün arttıkça blok uzunlukları da oldukça fazla olmakta(defterde tutulan kayıtlar gibi düşünün). Maksimum BTC sayısına yaklaşıldıkça da blok başı dağıtılan ödül BTC miktarları zamanla düşmektedir. Tüm bu sistemi Bitcoin'in üretildiği ve işlemlerinin yapıldığı yazılımsal altyapıda takip edilir ve onaylanır.

Madencilik ve blok işlemleri artış yaşadığı ve madencilik zorluğu arttıkça, madencilik yapan cihazların harcadığı elektrik miktarı da artar. Böyle şeyler de uzun vadede Bitcoin'in değerinin daha da artmasına sebep olur. Çünkü işlem ne kadar artarsa ve sınırlı sayı olan Bitcoin miktarına ne kadar yaklaşılırsa, Bitcoin'in değeri de o kadar artacaktır. Çünkü sınırlı olması sebebiyle, tıpkı altın ve gümüş gibi değerlenmektedir. 21 milyona ulaştıktan sonra bile madencilik devam edecektir. Ancak bundan sonraki süreçte yeni Bitcoin çıkarılamayacak, sadece bir cüzdandan başka bir cüzdana gönderilecek Bitcoin işlemlerini onaylayan bir banka gibi çalışacak bir sistemdir madencilik...

Bir de bulut madenciliği vardır ki o da belli başlı siteler üzerinden yapılır. Bir sistem kuran oluşuma belli bir miktar yatırım yaparsınız. O yatırımla size kazım gücü verilir. O güçle siz de belli bir miktar kazanırsınız ama Bitcoin için bulut madenciliği de artık fayda etmez. Zira kazım gücü çok zorlaştığı için çok yüklü bir miktar yatırmanız gerekir ki o da zaten kendi sisteminizi kuracak bir meblağ eder. Kaldı ki bulut madenciliği yapan sitelerin birçoğu güven vermemektedir.

Bitcoin madenciliği yapmak şu saatten sonra, çok masraflı ve komplike bir iştir. Hatta o kadar ki devlet desteği bile şarttır. ABD bu işte liderliği Çin'e kaptırmıştır. İran bile madencilik için özel destekler vermeye başlamıştır. Zamanında Çiftlikbank diye ortaya çıkan tosuncuk bile, Bitcoin madenciliği ile gelir elde ediyordu. Verilen paralarla madencilik düzeneği kurmuş, göstermelik birkaç tesis açarak da çiftlik ürünleri üretimi yaptığını söyleyerek milleti bu sisteme çekmişti. Çektiği zamanlarda Bitcoin'in tanesi 70-80 bin TL civarlarında olduğu için insanlara ödemeleri rahatlıkla yapabiliyordu. Ama sonrasında Bitcoin düşünce, insanlara sunduğu göstermelik çiftlik entegrasyonları da gümledi. Bitcoin'den ettiği kârla ödemeleri yapan tosuncuk, Bitcoin'in değeri düşünce, ödemeleri yapamadı ve tası tarağı toplayarak ardında binlerce mağdur bıraktı. Hayali düzenek kurmuştu. Oysa insanlar üretim yaptığını sanıyorken, o sadece madencilik yapıyordu. İşin bu kısmını medya pek görmedi.

Tüm bu anlatılanları sindirip anladıktan sonra, diğer yazı dizilerimizde, kripto para borsaları nedir? Altcoin, gizlilik coinler, merkeziyetsiz borsalar nedir? Bitcoin nasıl alınır ve satılır gibi konuları sırasıyla işleyeceğiz.

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

Aslında bu Great Reset Temmuz 2020 gibi planlanmış fakat planın deşifre olması veya aksaması gibi birkaç komplike nedenler sebebiyle Ocak 2021'e kadar ertelenmişti. Great Reset ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel birçok alanın zincirleme olarak yeniden dizayn edilmesi, elitlerin istediği gibi bir dünyaya geçişin mihenk taşıdır. Covid dediğiniz, Sağlık Bakanı'nın mevsimsel grip dediği virüste bunun için ortaya çıkarılmış laboratuvar virüsüdür. Bunlara inanmayabilirsin, gidip aşını da olabilirsin, komplo teorisi, saçmalık diyerek gülüp geçebilir, böyle bir ortamda bile aptalca rahatlık ve gevşeklik içeren davranışlarını sergileyebilirsin. Eğer sen de onlardansan, bu yazıyı hiç okumayabilirsin ve kurban edileceğin günü bekleyen bir koyun olabilirsin.

Gariptir Covid haberlerini milletin gözüne, kulağına, gönlüne korku imparatorluğu oluşturacak kadar abartarak sunan medya organları, bu Great reset olayından söz etmiyorlar bile. Çünkü onlar da elitlerin kontrolünde ya da sponsorları o insan düşmanı, insanlık düşmanı elitler.

Great Reset'in bir diğer ayağı olan ve küresel iklim kaynaklı dönüşüm olarak lanse edilen Green Reset'in bir başka ayağı olan Green Deal (Yeşil Mutabakat) adlı yazı da gerçekten okunulması gerekir. Great Reset yazımızdan sonra Green Deal yazısını da okumanızı tavsiye ederiz.


Grean Deal (Yeşil Mutabakat) nedir? Yeni yiyecek tercihleriniz; böcekler mi, algler (yosun) mi, yoksa yapay et mi?

Artırılmış gerçeklik yemekleri ve üç boyutlu yazıcıların ürettiği yiyeceklerin geleceği nedir? Fosil yakıtların yerini ne alacak? Otomotiv sektörünü neler bekliyor? Akıllı şehirler, Kanal İstanbul ve hava kirliliğine çözüm arayışı.

Yapay et, her kan grubuna uyumlu yapay kan ve terleyen robot çalışmaları ile transhümanizm dönemine geçişin adımları ve daha fazlası bu yazıda. Detaylar için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz; 

https://www.sadecegercek.net/2020/12/green-deal-ile-menulerde-yapay-et-ve-bocekler-olacak.html


İş Yaşamının Geleceğini Resetleme Raporu ve Kitapçığı


Ekim 2020'de yayınlanan bu 31 sayfalık belge, WEF'in kurucularından Klaus Schwab (1974'te WEF'İN kuruluşundan bu yana) ve ortağı Thierry Malleret tarafından “Covid 19 – The Great Reset” (Temmuz 2020) olacağı için “yürütme” nin nasıl yapılacağına dair aşamalı bir plan gibi görünüyor. “Geleceğe Beyaz bir Kağıt Sıfırlama”, oldukça son sürüm değil yani diyorlar. İnsanların tepkilerini ölçmek için bir çeşit taslak, bir deneme balonu.

Dünya Ekonomik Forumu'(World Economic Forum) yayınladığı bu kitapçıkta, (hayatta kalacak) nüfusun %80'ine korkunç bir gelecek vaat ediyor. George Orwell'in 1984 adlı distopik dünyayı anlatan romanı "1984" bile, Dünya Ekonomik Forumu'nun insanlık için aklında ne olduğuna kıyasla iyi huylu bir fantezi gibi okunabilir.

Kanadalı araştırmacı Peter Koenig, bu 31 sayfalık kitapçığın özetini ve can alıcı noktalarını madde madde aşağıdaki gibi sıralamış durumda. Gerçekten bir cellatın hikayesini gibi okur gibi okuyacaksınız. Birçok insan onu kitapçığı okumak şöyle dursun, böyle bir kitapçığın olduğunun farkında bile değildir. Eğer farkında olsalardı, WEF (Dünya Ekonomik Forumu) tarafından dünyaya sunulan, bu son Nazi girişimiyle savaşmak için silahlanırlardı. İşte o üzücü ve insanlar uyanıp, gereken karşılığı bu elitlere vermezse, olacakların sıralandığı özet şu şekilde;

Covid-19'a yanıt olarak planlanan iş önlemleri:


Önce sizlere çeviri olan maddeleri verecek, sonrasında ise eksik kalan, devrik cümlelerin oluşturduğu anlam bozukluğunu ve anlama sorununu giderecek açıklamayı maddelerin sonunda tek tek yapacağım.

Zaman çerçevesi on yıldır-2030 yılına kadar-BM gündemi 2021-2030 uygulanmalıdır.

1- Dijitalleştirilmiş iş süreçlerinin hızlandırılması, tüm iş süreçlerinin %84'ünün dijital veya sanal/video konferans olarak yol açar.

2- İnsanların yaklaşık %83'ünün uzaktan çalışması planlanıyor. Yani meslektaşları arasında daha fazla etkileşim yok. Mutlak sosyal mesafe, insanlığın insan temasından ayrılması.

3- Tüm görevlerin yaklaşık %50'sinin otomatikleştirilmesi planlanmaktadır. Başka bir deyişle, uzaktan çalışırken bile insan etkisi büyük ölçüde azalacaktır.

4- Upskilling / reskilling sayısallaştırmasını hızlandırın (örneğin, eğitim teknolojisi sağlayıcıları) – Beceri geliştirme veya yeni beceriler için eğitimin %42'si dijitalleştirilecek, başka bir deyişle, insan teması yok-hepsi bilgisayar, yapay zeka (AI), algoritmalar üzerinde.

5- Upskilling / reskilling programlarının uygulanmasını hızlandırın-becerilerin %35'inin “yeniden işlenmesi” planlanmaktadır – yani mevcut becerilerin terk edilmesi planlanmaktadır – feshedilmiş ilan edilmiştir.

6- (Örneğin yeniden yapılanma) devam eden örgütsel dönüşümleri hızlandırmak – mevcut örgütsel set %34-ups – ya da bir başka deyişle, mevcut kurumsal yapıları eski örgütsel çerçeveleri, tüm faaliyetleri üzerinde büyük bir kontrol sağlayan dijital yapıların yeni ayarlar için yer açmak için ilan edilecektir “yeniden’ planlanmaktadır.

7- İşçileri geçici olarak farklı görevlere yeniden atayın. Bunun iş gücünün %30'una ulaşması bekleniyor. Bu aynı zamanda tamamen farklı ücret ölçekleri anlamına gelir-büyük olasılıkla, aynı zamanda planlanan “evrensel temel maaş” veya “temel gelir” i yapacak olan yaşanmaz ücretler, zorlukla hayatta kalmanıza izin veren bir ücret, bariz bir ihtiyaç. Ama bu sizi tamamen sisteme bağımlı hale getirecektir-herhangi bir kontrolünüz olmayan dijital bir sistem.

8- İşgücünü geçici olarak azaltmak. Bunun nüfusun %28'ini etkilediği tahmin edilmektedir. Bu, “geçici olarak” asla tam zamanlı olarak geri dönmeyeceği için, kılık değiştirmiş ek bir işsizlik rakamıdır.

9- İşgücünü kalıcı olarak azaltın-işgücünü %13 kalıcı olarak azaltın.

10- İşgücünü geçici olarak artırın – %5 – ne tür bir işgücüne atıfta bulunulmaz. Muhtemelen er ya da geç otomasyon, AI (yapay zeka) ve işyerinin robotizasyonu ile değiştirilecek vasıfsız emek ve elemanlar.

11- İşgücünü sürekli olarak artırın-sadece %1'i “işgücünü sürekli olarak artırın”olarak tahmin ediliyor. Bunlar şaka değil.

Peki bu maddeler ne anlama geliyor?



1- Özetlemek gerekirse sırayla giderek açıklayalım. 10 yıl içerisinde, çalışanların neredeyse %84'ü evden sanal konferanslar üzerinden çalışmaya başlayacağını, insanlar arasındaki iletişimin, bağın daha da koparılarak bir makine gibi düşünmesini sağlayacak, ortamlar oluşturulması hedefleniyor. 

2- İnsanların ezici çoğunluğu olan ve %83'e tekabül eden bir hedefle insanları uzaktan çalışmaya zorlayacaklar. Ayrıca evden çalışacağı için mesai saatleri belirsiz ve çalışma süresi de buna bağlı olarak daha fazla ama ücret daha az olacak. İşverenler ise maliyetlerden kurtulacak. Buna uymayan, direnen işverenler ve firmalar, adeta yok edilecek, hatta devletleştirilecek demektir.

3- Fabrikaların birçoğu zaten otomasyon teknolojisini benimsemiş durumda. Ama bunu diğer tüm sektörlere yayacaklar. Restoran sektörünü adeta bitirmek, insanların bir arada buluşup bir şeyler konuşup, paylaşmasına engel olma yönünde adımlar atmaktalar. Artık global şirketlerin kuryeleri ile söylenen gıda ve ihtiyaç malzemelerini sağlayarak, insanların aldığı en ufak bir ihtiyaç malzemesinin ne olduğunu bile öğrenmeyi hedefliyorlar.

4- Türkiye'de çoktan perişan olmaya başlayan öğretmenleri, eğiticileri ilgilendiren bir madde. Artık eğitimde de insana gerek kalmayacak. Eğitimde de ilerleyen süreçte insan öğretmenlerin yerini robotlar alacak. Yani insan iletişimini giderek koparmak, zaten pamuk ipliğine dönen öğretmen - öğrenci bağını tamamen yok ederek, insanları robotlaştırmaya bir adım daha atacaklar.

5- Eğitimi veren kişilerin değişeceği gibi eğitimde çeşitli metod ve yöntemlerin de değişeceğini belirtmekteler. Hatta mevcut becerilerin yaklaşık %35'e tekabül eden miktarının yeniden düzenlenip dönüştürülmesini belirtmekteler.

6- Bu madde beşinci maddenin devamı gibi görünse de aslında, içerisinde devlet işleyişini, devlet dairelerinin dönüşümü ve değişimini konu alıyor. Sanal icra dairesi, video konferans ile işlem yapan devlet memurları, bankacılık sektörünün değişip dönüştüğü, kripto ve dijital paralar ile herkesin artık bizzat kendisinin bankacı olduğu dönemler için yapılması gerekenler anlatılıyor.

7- Çalışma sistemi ve süresi, tam gün mesai yerine, yarım gün veya dönüşümlü mesai gibi uygulamalarla çalışma saati azaltıldığı için, işçi açığını elindeki elemanı başka pozisyonlarda görevlendirerek kapatmaya çalışma uygulaması. Bunun dünya üzerinde neredeyse %30'a ulaşacak bir sıkıntı olduğu belirtilmekte. Bununla birlikte çalışma ücretleri de yarım gün mesai sebebiyle tekrardan gözden geçirilerek daha düşük, sadece yaşamsal faaliyetlerini karşılayacak kadar cüz'i bir miktara indirgenecek. Bu da ileride sizin mallarınızın, mülklerinizin olmamasına, sana ne verilirse onunla yaşamaya kadar götürecek bir sistemdir. İleride mülkün olmayacak, sana verdikleri temel asgari geçim ücreti ile yaşamını idame ettirmeye çalışacak, sisteme tamamen ve göbekten bağlı bir köle olacaksın.

8- %28' e varan geçici işsizlik olacak. Her ne kadar geçici dense de %13'e yakın bir kısım, gelişen otomasyon teknolojisi ve yeni çalışma düzeni sebebiyle, işine geri dönemeyecek.

9-  Dünya nüfusunun %13'ü civarına tekabül eden işgücü azaltma planı. Bu da dünyadaki %13'e yakın nüfusun, işsiz kalması demek. Yani bu da yukarıdaki maddede geçen %28'lik geçici işsizlikle birlikte hesap edilirse, her on kişiden 1 veya 3 işini kaybedecek demektir. 

10- Sadece yeni gelecek olan otomasyon teknolojileri sayesinde; vasıfsız, haklarından vazgeçmiş %5'lik iş gücünü geçici olarak artırma olarak sunulan raporda, üstü kapalı ve süslü cümlelerle belirtiliyor. Yani efendilerinin robotlarına yardımcı olan, ayak işleriyle uğraşan bir kesim.

11- Bunların haricinde seçkin; biyomühendis, kimyager, mühendis, yazılım mühendisi, mekotronik gibi alanlarda efendilerinin planları için çalışacak satılmış bilim insanları olacak. Bunlar da %1'lik işgücünün arttırılması arkasındaki karar. Ama onlar da para ve gelecek kaygısı taşımamalarına rağmen, köle olacaklar.

Bu, meselenin özeti budur. "Büyük Sıfırlama" uygulaması. Büyük sıfırlama ayrıca, tüm kişisel borçların “affedileceği” bir kredi planının – tüm kişisel varlıkların bir idari organa veya kuruma devredilmesine karşı – muhtemelen IMF (Uluslararası Para Fonu) olabileceğini öngörüyor. Yani, hiçbir şeye sahip olmazsın ve mutlu olursun. Çünkü tüm ihtiyaçlarınız karşılanacaktır. Ama, sisteme katılmamanız gerekir, çünkü-şimdiye kadar her biriniz barkodlu yani sertifikalı Covid aşılarıyla mühürleneceksiniz. İleride belki nano botların aşı içerisinde vücuda enjekte edileceği de bir başka iddia. 

Yapay zeka, Coronavirüs, İmplant Çipler ve Transhümanizm

Bunlara komplo teorisi demeyin. DARPA-Savunma gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı, Pentagon'un bir parçası-ve yıllar önce teknolojiyi geliştirdi. Bunu uygulamak sadece bir zaman meselesidir. Ve eğer biz, insanlar, protesto etmezsek, gerçek düşmanın kim olduğunun farkına varıp gereğini yapmazsak bu daha geç değil, daha erken olacaktır. Bu konulardaki detayları aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Bizim bu yazıdaki önceliğimiz Great Reset çünkü.

https://www.sadecegercek.net/2020/03/yapay-zeka-transhumanizm-coronavirus-5G-ve-yeni-dunya-duzeni.html

Sanal ve merkeziyetsiz uluslar


Great Reset'i incelerken bir diğer konu ise toplulukların, hatta devletlerin sanallaşması, akıllı hükümetler, Yönetişim 2.0 Sanayi 4.0 Para 4.0 gibi konular da incelenmelidir. Bunu da bir diğer yazımız olan Bitnation nedir adlı yazımızdan detaylıca öğrenebilirsiniz. Yazının linki hemen aşağıda;

https://www.sadecegercek.net/2021/06/merkeziyetsiz-sanal-devletler-donemi-bitnation-yonetim-2.0-nedir.html


Merkeziyetsiz, sanal devletler - Bitnation nedir?


ID2020 projesi Covid-19 aşı sertifikası bağlantısı




Great Reset'in yol haritasının bir durağı da ID2020'dir. Bu proje ile 10 yıl içinde 1.3 milyar civarında insana dijital kimlik verilmesi hedefleniyor. Üstelik bu kimlikler göz retinası ile eşleşecek bir teknoloji olacak. Ama 1.3 milyar gibi devasa bir nüfusun nasıl mülteci durumuna düşeceği de merak konusu...

ID2020 projesi ve destekçilerini öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Biz Great Reset yazımıza devam edelim.


https://www.sadecegercek.net/2020/12/id2020-projesi-nedir-dijital-dunya-ve-polis-devleti.html


Açlık Oyunları evreni ve Great Reset'in nihai hedefinin benzerliği


Açlık Oyunları Evreni, Amerikalı televizyon yazarı ve romancı Suzanne Collins tarafından yazılmış Açlık Oyunları kitap üçlemesi'nde geçen kurgusal bir distopyadır.

Açlık Oyunları evreni ve Great Reset'in nihai hedefinin benzerliği

Capitol Açlık Oyunları sistemini Panem halkının isyanının cezasını çektirmek, Capitol'ün kesin gücünü göstermek ve karşı ayaklanmanın sonucunu göstermek için geliştirildi. Alaycı Kuş kitabında, Panem kelimesinin Latince Panem et Circenses'den geldiği söylenmektedir; anlamı ekmek ve sirklerdir.

Bu Roman'ın bir de seri olarak filmleri çekildi. Başrolünde Jennifer Lawrence'ın olduğu film, distopik filmler arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu bilgileri verdikten sonra Panem ve film hakkında biraz daha detaylar vermiş olalım.

Film yakın gelecekte Kuzey Amerika’da 12 devletten oluşan Panem adlı bir ülkede geçiyor. Panem her yıl, bu devletlerden bir genç kız ve bir genç erkeği içlerinden sadece bir kişinin sağ kalacağı amansız bir mücadeleye sokuyordu hatırlasanız. Panem adı ise Eski Roma İmparatorluğu‘nda halkı oyalamak için halka ekmek dağıtıp gladyatörleri arenada dövüştürdükleri uygulamalar için kullanılan bir kavramdır. Bu kavram ‘Panem Et Circensen‘ deyiminden geliyor. Filmde Panem adını bu deyime gönderme olarak kullanılıyor. (1)

Filmi izleyenlerin bildiği üzere Panem ve onun lideri Başkan Snow, 13 mıntıkadan oluşan bu devletlerin hepsini dizginlemiş, kontrol altına almış, geçmişteki isyanları sebebiyle 13. mıntıkayı toptan yok ettmiştir. Tüm bu olaylardan ötürü ve köle oldukları bilincini onların kabullenmesi için Panem her yıl, bu devletlerden bir genç kız ve bir genç erkeği içlerinden sadece bir kişinin sağ kalacağı amansız bir mücadeleye sokuyordu. Tam bir Eski Roma'daki köle düzeni ve gladyatör mantığı.

Başkan Snow adeta bir polis devleti kurmuş, Açlık Oyunları yarışlarına katılan yarışmacıları bile çiple takibine varana kadar otoriterleşmiştir. Sonunda insanların öldüğü bu oyunlara, başkent Capitol ve içerisindeki seçkinlere ve Snow'a karşı isyana kalkmaya karşı en ufak bir teşebbüs bile en ağır şekilde cezalandırılıp, isyan kanlı bir şekilde bastırılıyordu. İşte böyle kölelik düzeninin yaşandığı filmde, isyan ateşini yakan birçok olay yaşanmış, sonunda ise isyan gerçekten başlamıştır.

Filmde bunlar yaşanırken, biz de adım adım bu distopik dünyanın benzerini oluşturmaya çalışan küresel elitlerin planlarıyla karşı karşıyayız. Ya uyanıp gereğini yapacak ve bu köle ve sömürü düzeninin önüne geçeceğiz ya da giderek daha fazla köleleşeceğiz.

Great Reset sürecinde bizi neler bekliyor?


Tasarlanan yeni nesil şehirlerde, 4 komşu aileye bir araba düşüyorken, Mars'a gitmeyi bekleyen insanları, trajikomik bir şekilde bisiklet kıtlığı bekliyorken, yeni nesil enerji kaynakları arasında petrol yokken, insanların araba diye tutturması ayrı bir komedi. Araba lükstü, artık daha da lüks olacak.

Bisiklet tedarik edin, yedek parçalarını da bulundurun, zamanı gelince sebebini anlarsınız. Üretebildiğiniz kadar gıdalarınızı kendiniz üretmenin yoluna bakının. Tarım, hayvancılık gibi sektörleri profesyonel olmasa bile en azından gıdanızı çıkarmak adına öğrenin ve en kısa sürede yapmaya başlayın.

Cüzdanın, gelirin, sosyal skorun, seyahat izni, gıda tüketim izni için zorunlu olacak. HES kodu gibi uygulamalar, bu geçiş evresine alıştırma için pilot programlardan sadece birisi.

Dizi, film, saçma salak programlarla sizi uyutan, yine belli zümrelerin yayın politikalarına sadık kalan, onlar onay vermeden bir istifa haberini bile veremeyen tv kanallarından, kendisi ve hayatı için önemli bir haber alacağını sananlar, gün gelip uyandıklarında başlarındaki ağrı çok şiddetli olacak.

ABD seçimlerini Biden kazandı görünse de işin sonunda kaos var. Kargaşa, anarşi, yeniden düzenleme, kısacası Davos'ta karara bağlanan big reset bu seçimin sonu. Yani şu an kazanan Biden olsa da bir bakmışsın ibre Trump'a dönmüş ya da Trump destekçileri sokağa dökülmüş.

Virüs meselesi ile ilgili Dünya bankasının, ani bir karar değişikliği olmazsa 2025'e kadar yürürlükte olacak planları var. Daha öncede söyledim bu seçim, Dolar'ın değerli bir para birimi olarak girdiği son seçimdi. Bundan sonra Dolar çöküşe geçecek ama buna daha zaman var. ABD'deki meşhur FEMA kampları boşuna yapılmadı. Zamanı gelince oralar yeni düzene asi olanlarla doldurulacak.

Türkiye'de son 1 yılda yem hammaddelerinde (çoğu ithal) fiyat artışı ortalama yüzde 77. Süt yeminde %63 Besi yeminde %60, Dolardaki artış yüzde 46, Çiğ süt fiyatındaki artış (0)sıfır. (2) Gün gelecek buğdayı altınla alacağız ve yine gün gelecek alacağın gıda ürünlerine kota sınırı koyulacak. Bunlara hazırlıklı mısınız?

Polis Devleti ihtimali gerçekten var mı?


Sever ya da sevmezsiniz ama merhum Necmettin Erbakan bunu yıllar önceden söyledi ve uyardı ve şunu ekledi; "Akp'yi iş başında tutmak Siyonizm'in ana vazifesidir." Peki bu ne demek?

Bu; Akp'nin Siyonistlerin planlarını hayata geçirecek bir oluşum olduğunu belirtmektir. Sadece bu da değil; "küresel sosyalizm" olarak adlandırılacak bu yeni düzen, aslında polis devletinin özüdür. Polislikte bir kavram vardır; komiser... Bu kavram ayrıca komünizmde de vardır. Bu bir yana artan polis, asker, bekçi sayıları boşuna değildir. Dünya üzerinde müthiş bir silahlanma yarışı vardır. Bunlar da boşuna değildir.

Dijital kimlikler, TC kimlik numarası, E-nabız, E-devlet gibi hizmetler kolaylığın yanında, takip edilmenizi, arşivlenmenizi ve hakkınızdaki her detayın kayıt altına alınması demektir. Bu hizmetlerin kolaylığına lafım yok ama bu kolaylık, bizlerin ve sizlerin kabul etmesi ve aldatılması için görünen yüzü. İşin arka yüzünde daha karanlık mevzular var.

Bugün gelinen noktada Akp hükümeti, Bill Gates'in GAVI'si ile bazı konularda antlaşmaya bile vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da , “Türkiye'nin salgın sonrası döneme ilişkin çalışmalarda Küresel Aşı İttifakı İnisiyatifi (GAVİ) ve diğer paydaşlarla iş birliği içerisinde hareket etmeye hazır olduğunu” vurguladı. GAVI kimdir, nedir, Hindistan'da ve daha birçok ülkede, aşı üzerinden çocukların sakat kalmasında payı nedir iyice bir araştırın derim.

Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı da Bill ve Melinda Gates vakfı ile ortak bir çalıştay gerçekleştirdi. Alınan kararlar neydi? Araştırıp öğrenmek size düşüyor.

Nüfus kontrolü, gıda kıtlığı, su savaşları ve daha fazlası


Küresel eliltlerin hayata geçirmeyi planladığı bir diğer konuda küresel ısınmayla mücadeledir. Bunun en büyük sebebini bu sıralar çok konuşulan Bill Gates defalarca belirtiş ve nüfus azaltımı hakkında defalarca demeç vermiştir.

2019 Aralık ayının son günlerinde ortaya çıkan Coronavirüs ortalığı kasıp kavururken, Ocak ayında, tam tarihi ile 22-25 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu ya da halk arasında bilinen adıyla DAVOS'ta yapılan konuşmaların genel çerçevesi, iklim krizi, nüfus artışı ve gelir dağılımı gibi konular oldu.

Videodaki konuşmayı yapan kişi nüfus azlığını çevresel sorunların çözümü olarak gören bu kişi ise Jane Goodall'dır. İngiliz primatolog, etolog ve antropolog olan Goodall, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından taltif edilmiş, Dame unvanı verilmiş, evrimci birisidir. Dame unvanı ise kadın şovalye demektir. Tapınak Şovalyeleri devam mı ediyor acaba? Yoksa sadece taltif unvanı mı? Bunun kararı size kalmış.



Jane Goodall konuşmasında; "Dünya nüfusu 500 sene önceki gibi olsaydı, bu sorunların hiçbirini konuşmuyorduk." diyor. Ne yapalım? Aşılarla insanları kısırlaştıralım olur mu? Ya da salgın hastalıklar, kanlı ve büyük savaşlar yapalım. O da mı olmadı? Peki şu nasıl? Evlilik ve nikah haricindeki tüm sapkın ilişkileri teşvik edelim. Evlilikleri zorlaştıralım. Erkek ve kadın arasında gizli bir rekabet savaşı çıkararak doğum oranını azaltalım. Bunun yanında; erkek-erkeğe, kadın-kadına, robot-insan ve en sonunda da pedofili ve zoofiliyi teşvik mi edelim? Nasıl olsa bu anormal ilişkilerin hiçbirinde çocuk olmuyor, yani nüfus artmıyor. Bunu da mı beğenmediniz? O zaman bu sayılanların hepsini yapalım. İşte bu oldu değil mi Goodall hanım?

Aslında Goodall'ın çalıştığı elit zümre aynen yukarıdaki önerileri istiyor ve bunların hayata geçmesi için de tüm hamleleri yapıyorlar. Ekini ve nesli bozuyorlar. Böylelerinden daha zalim, daha cani kim olabilir? İşte küreselcilerin zihniyeti bu. Siz de kafanızı kuma gömerek kadınlar ve çocukların önemsendiğini düşünmeye devam edin.

Gıdalara kota sınırı mı gelecek?


14 Nisan 2020 tarihli bu haberde Vietnam'daki küresel sosyalizm ve mülksüzleştirme örneklerine kanıt olacak bir görüntü var adeta. Bu haber, insanları bekleyen gıda kıtlığı sebebiyle, gıdaya kota konması, fiyatlarının fahiş şekilde artması gibi ileride yaşanacakların deneyi aslında.

Gıdalara kota sınırı mı gelecek?

Vietnam'da koronavirüs salgınında işsiz kalan binlerce yoksula yardım için bazı kentlerde pek çok noktaya ücretsiz pirinç dağıtan otomatlar yerleştirildi. Hue kentinde bu makinelerden sabah 08.00'le akşam 17.00 arasında iki kiloya kadar pirinç alınabiliyor. Yaklaşık dokuz milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık şehri olan Ho Chi Minh Kenti'nde ise "pirinç ATM'leri" günde 24 saat hizmet veriyor.

Otomatlarda kuyruğa girenlerin aralarında 1,5 metre boşluk bırakmaları ve makinelere dokunmadan önce el dezenfektanı kullanmaları gerekiyor. Vietnamlı yetkililer, pirinç otomatlarının sayısını artıracaklarını söylüyor.

Şimdiye kadar 265 koronavirüs vakasının görüldüğü Vietnam'da bu hastalıktan henüz hiç kimsenin ölmediği açıklandı. Ancak hükümet, salgının büyümesini önlemek için halkı evde kalmaya teşvik ediyor. Ülkede iş yerlerinin çoğunun kapanması nedeniyle çok sayıda kişinin işini kaybettiği belirtiliyor.

Böcek tüketimine teşvik, kırmızı et tüketimine vergiye hazırlanılıyor


Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi, böceklerin satışını “yeni gıda” olarak onayladı, yani yıl sonuna kadar kıtada insan tüketimi için seri olarak üretilmeleri muhtemel.

1997'den bu yana AB, insanlar tarafından tüketilme tarihi olmayan ürünlerin satışına izin vermek için “yeni bir gıda” sınıflandırması gerektirdi, yani İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde yirmi yılı aşkın bir süredir böcek satışı yasaktı.

Böcek tüketimine teşvik, kırmızı et tüketimine vergiye hazırlanılıyor

Bununla birlikte, yeni onayla, böcek bazlı gıdaların seri üretimi bu yılın ilerleyen dönemlerinde hızlanacak. Bu ise çekirgelerin, sonbaharda süpermarket raflarında görünebileceği anlamına gelmekte.

Christophe Derrien, böceklerin hem bağımsız bir gıda olarak satılmasını hem de mevcut ürünlere dahil edilmesini dört gözle bekliyor, böceklerin büyük bir protein kaynağı olduklarını ve böcek gıdalarının üretiminin gezegene zarar vermediğini savunuyor. “Yiyecekler, tüm böceklerin aperatif olarak barlarda sunulmasına veya makarnalarda ve böceklerden yapılmış burgerlere ve işlenmiş gıdalara kadar uzanıyor” dedi.

Daha önce de vurguladığımız gibi, insanlar son yıllarda kültürel kurumlar ve medya tarafından büyük ölçüde teşvik edildi. Çünkü insanlar küresel felakete karşı 'Yeşil Yeni Fırsat' programları adı altında önemli ölçüde daha düşük yaşam standartlarını kabul etmeye hazırlanıyor.

Tüm bunların yanında Danimarka 2016'dan bu yana ete ek vergiler koymayı tartışmaktaydı. Aynı süreç Almanya gibi Avrupa Birliği'nin demirbaşı olan bir ülkede de 2019 yılında tartışmaya açıldı. İlerleyen süreçte nüfusu artışını azaltmak, küresel ısınma ve  hayvanlardaki salgın hastalıklar gibi bahanelerle, kırmızı et üretimini azaltacak ve kalan kısmına da ek vergiler getirilecek.

Bu, koronavirüs salgınının neden olduğu beklenen ekonomik durgunluk ve hatta resesyon ile daha da kötüleşecektir. Ekonomist gibi küreselci yayınların, onu okuyan elitlerin asla kriket(çekirge) veya yemek kurtlarını katır kutur yemeyeceklerini bilmemize rağmen, bizlere böcek yeme fikrini alternatif olarak teşvik etmelerinin nedeni budur.

Bireysel silahlanma, anarşi ve yağma ihtimali 


Eğer devletler 2030'a kadar ki bu uzun süreçte, kontrolü yitirir, halkı sefalete düşürür, sosyal patlamalara zemin hazırlayacak doğrultuda politikalar izlerse, şüphesiz anarşi ve yağma kaçınılmazdır.

İngilterede dükkanları yağmalayanlar, ABD seçimi sırasında, yağma tehlikesine karşı dükkanlarını kapatan işletmeciler, hepimizin aklında. Ayrıca Coronavirüs'ün ABD'de yayılmasından sonra, sadece ABD'de silah satışları %800 artmış durumda.

25 Mart tarihli haberde; Koronavirüs (Covid-19) vakalarının yoğunlaştığı ABD'nin Oklahoma eyaletinde silah mağazası sahibi olan David Stone, "Satışlarda yüzde 800 civarında bir artış gördük" diyerek yakında elindeki stokların tükeneceğini ifade etti.

Washington eyaletindeki Lynnwood Gun'un sahibi olan Tiffany Teasdale ise ilk kez mağazasının önünde kuyruk oluştuğuna dikkat çekerek, "Eskiden en iyi günlerde 20 ila 25 silah satabiliyorduk. Bu aralar bu rakam 150’ye kadar çıkıyor. İnsanlar krizin büyüyerek, evlerinin soyulmasından korkuyor, bu yüzde buradalar" ifadelerini kullandı.

Sözün özü; Coronavirüs, Big Reset'in başlatma butonudur.


Sistem çökmüyor daha da güçleniyor. Avrupa'da; Fransa, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde sokaklara dökülmüş çiftçiler başta olmak üzere, birçok topluluk aylardır sokakta eylemdeydi. Normalde orduyla bile içeriye tıkamayacakları toplulukları virüsün korkusuyla ve gönüllü olarak içeriye tıktılar.

Sıkı yönetimde bile yapmanın zor olduğu ve halkların normal şartlarda asla istemeyeceği ordunun şehirlerde boy göstermesi ve asayişi sağlaması, olası yağma, hırsızlık ve cinayete karşı halk tarafından istenir ve beklenir oldu.

Virüsle başlayan değişim süreci ilerleyen zamanlarda sosyal skorlama uygulamasının birçok ülkede önünü açacak. İnsanlar aldıkları puanlara göre A, B, C ve D olarak dört farklı kademede ölçülecek. Bin puan ve üzerinde notu olan vatandaşlara "A" verilecek ve bu kişiler örnek vatandaş olarak bilinecek. Notu kötü olanlar kredi alamayacak, restoranlara ve otellere kabul edilmeyecek.

Dijital kimlikler ile damgalanacak, sonrasında ise birçok insanın vücuduna gönüllü olarak alacağı çiplerle, bizzat çipli köleler olacaksınız. Bunu da çipli aşılar üzerinden yapacaklar. Her an takip edilecek, sosyal skorlamada ceza alırsanız çipler üzerinden vücudunuzda istemsiz tepkimelere maruz kalacaksınız.

Bugün alkışladığınız ve değer verdiğiniz doktorların yerini ameliyat yapan, teşhis koyan, tedavi yapan robotlar alacak ve robotların bu konuda daha iyi olduğunu konuşacaksınız.

Zaten baronların kontrolünde olan medyanın yalanları daha yoğun şekilde beyinleri yıkayacak. Sosyal medyada ise cadı avı başlayacak. Doğru konuşanlar, duyulmasını istemedikleri şeyleri duyuranlar, tek tek paketlenecek.

İşsizlik ve ekonomik bağımlılık daha da artacak. Devletler para dağıtacak. Önemli şirketler değersizleştirilip bitirelerek devletleştirilecek, birçok devlet, daha otoriter bir yapıya bürünecek. Sonraki süreçte uluslararası kuruluşlar üzerinden devletler teslim alınacak, küresel bir yönetim kurulacak. Planlanan ve istenilen düzen budur. Bu düzen, siz ve biz uyumaya devam edersek, emeline ulaşacaktır.

Bu arada sözlerimize şüphe ile bakanlar, 31 sayfalık Dünya Ekonomik Forumu'nun çıkardığı kitapçığı kendileri de okuyabilir.


2-) Türkiye Yem Sanayicileri Birliği

Kur'an'ı Kerim'de Nasih ve Mensuh meselesi. Kur'an'da recm ayeti var mı?

Kur'an'ı Kerim'de Nasih ve Mensuh meselesi. Kur'an'da recm ayeti var mı?

Parlak İslam Şeriatı, insanların maslahatlarını gerçekleştirmek üzere ve zaman içerisindeki gelişmelere paralel olacak şekilde, her zaman ve mekana elverişli olacak tarzda gelmiştir. Allah Teâla kullarına ziyadesiyle merhametli olduğu için onlara göndermiş olduğu hükümleri tedrici olarak, kademe kademe ve alıştıra alıştıra göndermiştir. Böylelikle kalpler; şer’i hükümleri rıza, kanaat ve huzurla beraber kabul edebilmek için en mükemmel kabiliyet üzere kalmış; bıkkınlık, yorgunluk, sıkıntı ve zorluk hissetmemişlerdir.

Böyle olunca İslam Şeriatı Mevlâ Teâla’nın murat ettiği gibi -hoşgörülü, kolay, zorluk içermeyen, kapalılık arz etmeyen, karışıklık bulunmayan, eksiklik olmayan ve ağır bir yük olarak görülmeyen bir din olmuş olur. Nitekim Mevla Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.”[1]

“O. dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”[2]

Malumdur ki hükümler sadece kulların maslahatı için vaaz edilmiştir. Bu maslahat, zaman ve mekâna göre değişir. Bir vakitte bir hüküm getirildiğinde o hükme ihtiyaç duyulabilir, daha sonra o ihtiyaç ortadan kalktığında hikmetin gereği o hükmün diğer vakte uygun olan bir hükümle neshedilmesi ve değiştirilmesidir. İşte bu değişiklik, maslahatı gerçekleştirir, gayeye ulaştırır ve kullara faydalı olanı gerçekleştirir. Bu durum şuna benzer: Bir tabip, hastanın mizacına, kabiliyetine ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde hastanın aldığı gıdaları ve ilaçları değiştirebilir. Bu değişiklik hastanın yararınadır.

Peygamberler kalp doktorları, ruhun ıslah edicileridir. Bu yüzden bütün şeriatlar zaman ve mekânlara tabi olarak farklı şekillerde gelmiş, hükümlerde tedricilik prensibi getirilmiştir. Zira getirilen hükümler bedenler için ilaçlar konumundadır. Bu hükümler içerisinde bir zaman faydalı olanlar, başka bir zamanda zararlı olabilir. Bir toplumun yararına olabilen bir hüküm. başka bir toplum için olmayabilir. Bu. her şeyi ziyadesiyle bilen, hikmet sahibi, her zaman ve mekâna göre yararlı hükümler vazeden Allah Teâlâ’nın hikmetidir. 

NESİH HAKKINDA KÂSIMÎ’NİN GÜZEL BİR SÖZÜ


Üstad Cemaleddin el-Kâsımî'nin ‘Mehâsinu’t-Te’vil’ isimli tefsirinde güzel bir sözü vardır. Bu sözü buraya almayı uygun gördük. Üstad Kâsımî merhum diyor ki: “Yüce yaratan, başka toplumlarda -toplumsal etkenler aracılığıyla- yüzyıllarca süren uzun zaman dilimlerinde mümkün olan bir eğitimi ve terbiyeyi, yirmi üç senede Arap toplumuna alıştıra alıştıra vermiştir. Bu yüzden toplumlara vazedilen şer’î hükümler, o toplumların kabiliyetlerine göre konuluyordu. Toplumun kabiliyeti terakki ettiğinde Allah Teâlâ o hükmü başka bir hükümle değiştirmiştir. Bu. yüce yaratıcının fertlerde ve toplumlarda eşit şekilde uyguladığı kanunudur. Sen, canlı olan kainata baktığında neshin (değişimin) maddi ve edebi şeylerde hissedilebilir doğal bir kanun olduğunu görürsün. İnsan hücresinin önce cenine, sonra sırasıyla çocuğa, ergene, gence, orta yaşlıya ve en son olarak ihtiyara geçişi ve bu dönemler içerisinde birbirini takip eden her bir dönem, en büyük delili gözlerinin önüne serer: Kainatta değişim, kesin olan doğal bir kanundur.

Nesih, kainatta reddedilmeyen bir şey olunca, yavaş yavaş gelişmekte ve en düşük konumdan en yüksek dereceye yükselmekte olan toplumlarda bir hükmün neshedilip başka bir hükümle değiştirilmesi nasıl inkar edilebilir?

Aklı babında olan bir insan, Arapların, insani terakkinin ve beşeri olgunluğun zirvesinde kendilerinde bulunmaları gereken bir nitelikle, daha işin başındayken mükellef (yükümlü) tutulmalarında bir hikmet görebilir mi?

Varlık aleminde bulunan aklı başında hiç kimse böyle bir şey söylemeyince. hüküm verenlerin en güzeli olan Allah Teâla nın, çocukluk çağını yaşayan bir ümmete, gençlik ve olgunluk çağında kaldırabilecekleri yükleri onlara yükleyebileceğini nasıl caiz görür?

İki şeyden hangisi daha üstündür? Bizzat Allah Teâlâ'nın sınırlarını belirlediği, ilmiyle dilediğini neshetliği, insanların ve cinlerin bir harfini dahi eksiltemeyecek şekilde her zamana ve mekâna uygun olarak tamamladığı, insanın hiçbir haline aykırı olmayan bizim şeriatımız mı, yoksa papazlarının tahrif ettiği, her yönüyle beşeri hayatın gereklerine aykırı olduğu için amel etmeye imkan bırakmayacak şekilde hükümlerinin kaldırıldığı diğer dini şeriatlar mı? [3] 

NESHİN SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI


Nesih, sözlükte bir şeyi izale etmek, gidermek, uzaklaştırmak, yerinden ayırmak anlamlarına gelmektedir. Araplar; "Güneş gölgeyi izale etti" derler.“Ama Allah, şeytanın katıp bırakmalarını giderir”[4] ayetinde de gidermek ve iptal etmek manası maksuttur. Ayrıca bir yazıyı bir yerden başka bir yere nakletmek (kopyalamak) manasında kullanılır. Arapların kitabın kopyasını aldım sözü ‘Şu kitapta olanları diğer bir kitaba aktardım' manasında kullanılmıştır. “Çünkü biz. yaptıklarınızı kaydediyorduk”[5] ayeti de bu manadadır. Neshin diğer bir anlamı da değiştirmektir.

“Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman..." [6] ayeti bu kabildendir. Neshin başka bir anlamı da çevirmektir. Mirasların birinden diğer bir kimseye geçmesinde nesh kelimesi kullanılır. Saydığımız bu manalar neshin sözlük anlamlarıdır.

İslam şeriatında neshin terim anlamı şöyledir: “Bir hükmün geçerliliğinin sona erip başka bir hükümle değiştirilmesi.'' Fıkıhçılar ve usulcüler nesih hakkında birçok tarif yapmışlardır. Biz, en kısa ve en kapsamlı olanı tercih edeceğiz. Bu tarif. İbn Hacib’in tarifidir:

Nesih: Şer’i bir hükmün sonradan gelen şer’î bir delille kaldırılmasıdır. Allah Teâlâ Kitab-ı Aziz’inde şöyle buyurmaktadır: “Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?”[7] 


NESİH AYETİNİN İNMESİNİN SEBEBİ


Rivayet edildiğine göre Yahudiler “Şu Muhammed'in işine hayret etmez misiniz? Yanındakilere bir şeyi emreder, sonra da o şeyi yasaklar, aksini emreder. Bugün bir şey söyler, ertesi gün o sözünden döner. Kuran Muhammed'den başka kimsenin sözü değildir. Çünkü onun sözleri birbirini tutmuyor” diyorlardı. Onların beyinsizliklerine ve cehaletlerine cevap olmak üzere Allah Teâlâ yukarıda geçen Nahl Suresi 101. ayeti inzal buyurmuştur.

Ayet-i celilede geçen unutturursak...' kelimesinin manası Kur’ân tercümanı İbn Abbâs’ın dediği gibi “Bir ayetin hükmünü bırakır, değiştirmez ve neshetmezsek" demektir.  Buna göre mana şöyledir: "Bir ayeti değiştirmeksizin bırakırsak..."


SEMAVİ ŞERİATLARDA (HRİSTİYANLIK VE YAHUDİLİKTE) NESİH VUKU BULMUŞ MUDUR?


İslam Şeriatında nesih aklen caiz, pratik olarak vuku bulmuş ve Müslümanların icmaıyla kabul edilmiş bir olgudur. Yahudiler neshin pratikte vuku bulduğunu inkâr ederler. Şeriatlarda neshin vuku bulmadığını, böyle bir şeyin cehalete delalet ettiğini kabul ederler. Allah Teâlâ bundan münezzehtir. Ebû Müslim el-lsfahânî de Yahudilerin bu görüşlerini kabul etmiş ve şöyle demiştir: “Allah Teâla'nın kitabında nesih gerçekleşmemiştir; çünkü Allah Kur’ân’dan haber verirken; “Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O. hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.” [8] buyurmuştur. Kur'ânda nesih bulunmuş olsa ona batıl ilişmiş olurdu.”

Âlimlerin cumhuru (büyük çoğunluğu), neshin caiz olduğuna ve bizzat vuku bulduğuna, kesin delillerin Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in peygamberliğine delalet ettiği ile hüccet(delil) getirirler. Ayrıca önceki şeriatın neshedildiği kabul edilmedikten sonra Hz. Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliği de geçerli olmaz. Bu. akli bir delildir. Bizzat vuku bulması hakkında âlimler şöyle demişlerdir: Nesih, önceki şeriatlarda gerçekleşmiştir. Neshin vuku bulduğu şeriatlardan biri de Yahudi şeriatıdır. Zira Tevrat’ta, Adem (Aleyhisselam)'ın kızlarına oğullarıyla evlenmelerini emrettiği ve bu hükmün sonradan ittifakla haram olduğu geçmektedir.[9]


CUMHURUN DELİLLERİ


Cumhur âlimler, neshin vuku bulduğuna birçok hüccetle delil getirirler. Özetle bunları zikredelim:

Birinci Hüccet: Allah Teâlâ ayet-i celilede sarahaten nesihten bahsetmiştir:

"Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?" [10] 

Alimler bu ayetin, neshin vuku bulduğunu sarahaten ifade ettiğini söylerler.

İkinci Hüccet:

"Biz bir ayeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki, Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygambere. Sen ancak uyduruyorsun" derler. Hayır, onların çoğu bilmezler. (Ey Muhammedi! De ki: "Ruhul-Kudüs (Cebrail) İnananların İnançlarını sağlamlaştırmak, Müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur'an'ı Rabbinden hak olarak indirdi" [11] kavl-i şerifi, tüm açıklığıyla ayet ve hükümlerin değiştirilebileceğine delalet etmektedir. Değiştirme, bir hükmün kaldırılıp başka bir hükmün getirilmesini kapsar. Kaldırılan şey, ya ayetin tilavetidir ya da hükmüdür. Hangisi olursa olsun neticede bu, (ayet ya da hükümden ibaret olan) bir şeyin kaldırılması ve neshedilmesidir. Ayet de bunu bildirmektedir.

Üçüncü Hüccet: Kıblenin Beyt-i Makdis’ten Mescid-i Harama çevrilmesidir. Bu. aklı başında hiç kimsenin tartışmadığı açık bir husustur. Müslümanlar İslam davetinin başlangıcında namaz kıldıklarında Beyt-i Makdis'e dönüyorlardı. Daha sonra bu hüküm değiştirilmiş,

“(Ey Muhammedi) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin...”[12] ayetiyle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve Müslümanlar, Mekke-i Mükerreme’de bulunan Beyt-i Atîk'e (Kabe’ye) yönelmeleri emredilmiştir.

Allah Teâlâ, Müslümanlar Beyt-i Makdis'e yönelmeyi terk edip Mescid-i Haram'a doğru namaz kılmaları sebebiyle münafıkların ve Ehl-i Kitab'ın Kur'ân ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında ileri geri konuşacaklarını şöyle haber vermiştir:

"Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları (Müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da. Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."[13]

Dördüncü Hüccet: Allah Teâlâ

"İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler..." [14] âyetiyle kocası ölen kadının dört ay on gün iddet beklemelerini emretmiştir. Bu ayet-i celile, önceki hükmü kaldırmıştır. Önceden kocası ölen kadınlar;  "içinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler..." [15] ayetinin hükmü gereğince kadınlar tam bir sene bekliyorlardı. Her Müslüman’ın bildiği gibi kocası ölen kadının bir sene iddet bekleme hükmü, dört ay on gün beklemesi gerektiğini ifade eden yukarıda zikrettiğimiz Bakara suresi 234. ayeti ile neshedilmiştir.

Böylece İslam şeriatında neshin vuku bulduğuna dair cumhurun getirdiği delil gündüzün ortasında parıldayan güneş gibi apaçık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kesin ve doğru olan apaçık naslara aykırı olduğu için neshi inkâr edenlerin sözlerine itibar edilmez.


KURTUBİ'NİN CÂMİU’L-AHKÂM TEFSİRİNDEKİ SÖZÜ


Allame Kurtubi tefsirinde şöyle demiştir: Nesih konusunun bilinmesi zorunludur, yararı büyüktür. Özellikle âlimlerin bu konuyu bilmesi gereklidir. Bunu cahil ve beyinsizlerden başka hiç kimse inkâr etmez. Zira nazil olan birçok hüküm, helal ve haramın bilinmesi buna bağlıdır. Kendilerini İslam' nisbet eden müteahhirin âlimlerden bir grup neshin cevazını inkâra yeltenmişlerdir. Bu güruh. İslam Şeriatı'nda neshin bulunduğuna dair Selefin temasıyla susturulmuştur.

Kurtubî sözlerine şöyle devam etmiştir: "Bu hususta âlimler arasında görüş ayrılığı yoktur. Zira peygamberlerin şeriatları ile, insanların dinî ve dünyevî maslahatları hedeflenmiştir. Bedâ -gizli bir hikmetin sonradan ortaya çıkması- olayların akıbetini bilmeyen kimse için söz konusudur. Her şeyin akıbetini bilen zatın (Allah Teâlâ’nın) hitapları, maslahatların değişmesiyle değişir. Allah Teâlâ, hastanın hallerine özen gösteren bir tabip misali mahlûkatında dilemesiyle bunlara riayet eder. Ondan başka ilah yoktur. Onun hitabı değişir ama ilmi ve iradesi asla değişmez. Zira bu, Allah Teâlâ hakkında imkânsızdır.”[16] 

KUR’ÂN-I KERİM DE NESHİN KISIMLARI


Nesih üç kısma ayrılır:

1- Tilavetin ve hükmün neshedilmesi.
2- Hükmün devam etmesiyle beraber sadece tilavetin neshedilmesi.
3- Tilavetin devam etmesiyle beraber sadece hükmün neshedilmesi.


1-Tilavetin ve hükmün neshedilmesi: Bu kısma giren ayetlerin namazda okunması ve bu ayetlerle amel edilmesi caiz değildir. Zira tamamıyla nesh edilmiştir. On emzirme ile haramlılığın sabit olduğunu ifade eden ayeti bu kısma örnek olarak verebiliriz. Rivayet edildiğine göre Hz. Âişe (Radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: “On bilinen emzirme haram kılar cümlesi Kur'ân'da nazil olan ayetlerdendi. Bu ayet “Beş bilinen emzirme' ile neshedildi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde bu ayetler Kur'ân ayeti olarak okunuyordu. [17]

Fahreddin Razi der ki: “Birinci kısım -on emzirme- hem hükmü hem de tilaveti mensûhtur. İkinci kısım -beş emzirme- ise Şafiilere göre tilaveti mensûh hükmü bakidir."

2-Hükmün devam etmesiyle beraber sadece tilavetin neshedilmesi: Zerkeşî, el-Burhan isimli eserinde şöyle demiştir: Ümmet kabul ettiğinde amel edilir. Nitekim Nur suresinde neshedilen 'Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere onları kesinlikle recmedin, Allah Aziz ve Hakim’dir’ ayeti hakkında Hz. Ömer şöyle demiştir: İnsanlar ‘Ömer Allah'ın Kitabına ilave yaptı’ demeyecek olsalardı ellerimle bu ayeti Mushaf a yazardım." [18]

İbn Hibbân’ın Sahih'inde Übey b. Ka’b’ın (Radıyallahu anh) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ahzab suresi -uzunluk bakımından- Nur suresine denk bir sureydi. Daha sonra bu sureden ayetler neshedildi."

Bu iki nevi, Kur'ân-ı Kerim de oldukça azdır, bu tür nesihlerin Kur’ân’da nadir olduğunu görüyoruz. Zira Allah Teâlâ Kuran-ı Mecid’ini insanlar tilavetiyle ibadet etsinler ve hükümlerini tatbik etsinler diye indirmiştir.

3- Tilavetin devam etmesiyle beraber sadece hükmün neshedilmesi: Bu tür nesih Kur'ân'da çoktur. Zerkeşi’nin dediği gibi altmış üç surede mevcuttur. Örnekler: Anne babaya vasiyet edilmesini emreden ayet, miras ayetiyle neshedilmiştir. Kocası vefat eden kadının bir sene iddet tutmasını emreden ayet, dört ay on gün iddet beklemesini emreden ayet ile neshedilmiştir. Oruç tutabildiği halde tutmayan kimsenin fidye vermesini ifade eden ayet, orucun farz oluşunu ifade eden ayet ile neshedilmiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile baş başa görüşme esnasında sadaka verilmesi, müşriklerle savaşılmasının yasak olması ve daha birçok hüküm, delaletleri ve hükümleri apaçık olan Kuran ayetleriyle neshedilmiştir.

Şeyh Hibetullah b. Selâme, nâsih ve mensûh konusunda bir risale telif etmiştir. Müellif kitabında şu ifadelere yer vermiştir:

“Bilesin ki şeriatta ilk nesih namazda olmuştur. Daha sonra kıble değiştirilmiştir. Devamında âşûrâ orucu, sonrasında müşriklerden yüz çevirip onlarla savaşmamak neshedilmiştir. Sonrasında müşriklerle cihad etmek, daha sonra müşrikleri öldürmek, sonra cizye verinceye kadar Ehl-i Kitap ile savaşmak emredilmiştir. Daha sonra akit sonucu sabit olan miras kaldırılmıştır. Sonrasında Müslümanların hac yapmalarına karışmasınlar diye müşriklerdeki cahiliye adetleri yıkılmıştır..."


TİLAVETİ DEVAM ETMEKLE BERABER HÜKMÜN NESHEDİLMESİNİN HİKMETİ


Bu hikmeti allame Zerkeşi ‘el-Burhân' isimli eserinde şöyle beyan etmektedir:

Burada akla bir soru gelebilir: Ayetin tilaveti devam etmekle beraber hükmün kaldırılmasının hikmeti nedir? Buna iki şekilde cevap verebiliriz:

1-Kur'ân, kendisinde yer alan hükümler bilinsin ve bunlarla amel edilsin diye okunduğu gibi, aynı şekilde Allah Teâlâ'nın kelamı olduğu için ve sevap kazanmak için de okunur. İşte bu hikmetten dolayı hükmü mensûh olan ayetlerin tilaveti bırakılmıştır.

2-Nesih çoğunlukla hafifletmek için olur. Bu sebeple nimeti bildirmek ve meşakkatin kaldırıldığını hatırlatmak için tilavet bırakılmıştır. Böylelikle Müslüman, Allah Teâlâ'nın dini kolaylaştırması hususunda kendisine bahşettiği nimetleri hatırından çıkarmamış olur.


KUR'AN, SÜNNET İLE NESHEDİLİR Mİ? 


Alimler, Kur'ân’ın Kur'ân'la, sünnetin sünnetle ve mütevatir haberin de kendisi gibi mütevatir haberle neshedilmesi konusunda görüş birliği etmişlerdir. Ancak bir konu âlimler arasında ihtilaflıdır: Kur'ân’ın sünnetle neshediimesi ve mütevatir haberin mütevatir olmayan haberle neshedilmesi caiz midir?

İmam Şafiî’nin görüşü: Kur'ân'ı nesheden sadece Kurandır. Ona göre Kur’ân'ın sünnet ile neshedilmesi caiz değildir. Çünkü sünnet Kur'ân derecesinde değildir.

Cumhurun görüşü: Kur’ân'ın Kur’ân'la ve sünnetle neshedilmesi caizdir. Çünkü tamamı Allah’ın hükmüdür ve Allah Teâlâ katındandır. Hepsi Allah Azze ve Celle’nin vahyidir.

"O, kendi arzusundan konuşmaz. O, ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir." [19] Cumhur, vasiyet ayetinin “Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Dikkat edin! Varis İçin vasiyet yoktur!” [20]  hadisiyle neshedilmesini hüccet olarak zikrederler.

Aynı şekilde; “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun."[21] ayetinde geçen zina eden muhsana[22] sopa vurulması hükmü, recim ile neshedilmişdr. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Mâiz ve Gâmidiyye'yi recmettirmiş, onlardan herhangi birine sopa vurdurmamıştır. Bu uygulama, muhsan olanlar hakkında celde hükmünün sünnet ile neshedildiğine delalet eder. Bu görüş, en meşhur ve en açık olan görüştür. Allah Teâlâ en doğrusunu bilir.

HABERLERDE NESİH VUKU BULMUŞ MUDUR?


Alimlerin cumhuru, neshin hükümlere, emir ve yasaklara has olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Allah Teâlâ’nın haberlerinde yalan bulunması muhal olduğu için haberlerde nesih bulunmaz. Denilir ki: Haber şer'î bir hükmü içerdiği zaman neshedilmesi caizdir.

“Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem sarhoş edici içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.” [23] ayeti hurma ve üzümden elde edilen içkiden haber vermektedir. Allah Teâlâ içkiyi haram kılan Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz”[24] ayetiyle, Nahl suresi 67. ayette ifade edilen haber neshedilmiş oldu.

Müfessirlerin piri İbn Cerir et-Taberî (Rahmetullahi aleyh) ‘Câmiu’l- Beyân 'tefsirinde şöyle demiştir:

Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz"[25] ayetinin manası şöyledir: Biz bir ayetin hükmünü başka bir hükme naklettiğimiz zaman onu değiştiririz. Bu, helalin harama, ya da haramın helale; mübahın yasağa, yasağın mübaha değiştirilmesi şeklinde olur. 

Taberî devamla şöyle demiştir: Nesih, emir ve nehiyde, yasak ve serbest kılmada, men etme ve mübah kılmada olur...

Bu bölümde, ilim talebesinin aşina olması gerektiği ölçüde, Allah Teâlâ’nın hükümlerin teşriinde, kulların maslahatını gerçekleştirecek ve nâsih mensûh vasıtasıyla zamanın gelişmelerine uygun olacak şekilde ayetlerin inzal olmasının hikmetini anlamaya yardımcı olacak kadar İslam şeriatında, Kuran ve sünnette vuku bulan neshe kısaca göz atmış olduk. Bu risalemizde nesih konusunu kısa tuttuk. 

“Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir”[26]

KUR'AN'DA RECM AYETİ VAR MI?


Recim meselesinde zina eden erkek ve kadının recm edileceği(taşlanarak öldürüleceği) hakkındaki ayetin lafzı sonradan kaldırılmıştır. (Hükmü geçerli olmakla birlikte bu konuda Resulüllah Efendimizin mütevatir derecesine ulaşmış inkar edilemeyecek hadisleri mevcut olduğundan recim konusu inkar edilemez.)

Abdullah b. Abbas (r. anhümâ), Hazreti Ömer’in minberde şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Cenab-ı Allah Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i hak ile göndermiş ve O’na Kitab’ı indirmiştir. Recm ayeti de O’na indirilen ayetlerden idi. Biz bu ayeti okuduk, ezberledik ve anladık. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık”. Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp “Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz” der ve Allah’ın indirdiği bir farzı terkederek sapıklığa düşerler. Şüphesiz recm, Allah’ın kitabında, evli olmak, şahit, gebelik veya ikrar bulunmak şartıyla, zina eden kimse aleyhine bir haktır” (Müslim, Hudûd, 15).

Hazreti Ömer’in sözünü ettiği okunuşu mensuh ayet şudur: “İhtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse, onları recmedin” (Mâlik, Muvatta’, Hudûd 10; İbn Mâce, Hudûd, 9; Ahmed b. Hanbel, V, 132, 183). Hazreti Ömer’in recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde bir çok sahabe bulunan cemaatten hiçbirinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1978, VIII, 350). es-Serahsî (ö. 490/1097). Ömer (Radıyallahu anh)’in şöyle dediğini nakleder:

“Eğer insanlar, Ömer Allah’ın Kitabına ilave yaptı demeyecek olsalar, “ihtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ettikleri…” ifadesini Mushaf’ın haşiyesine yazardım” (es-Serahsî, el-Mebsût, Beyrut 1398/1978, IX, 37).

Bazıları Resulullah’ın hadisi ile ayetin neshedilemeyeceği, dolayısıyla bu hükmün geçersiz olduğunu iddia ederler. Yani recim cezasının olmadığını söylerler. Halbuki yukarıda da okuduğunuz gibi bu ayetin lafzı kalkmış ancak manası sabit kalmıştır…

ELİMİZDEKİ KUR’AN CEBRAİL’İN (A.S) SUNDUĞU KUR’ANDIR


Şu da bilinmelidir ki, elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim Cebrail (Aleyhisselam)ın Efendimize arzettiği (sunduğu) son şeklidir.

Ubeydetu’s-Selmani’nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in vefat ettiği sene, O’na arzedilen (sunulan) kıraat (Kur’an okunuşu) Hazreti Osman (Radıyallahu anh) ın bütün insanları üzerine topladığı (herkesin razı olduğu) ve bütün insanların ittifakı (birliği)yle okuduğu kıraattır. (Suyuti, D. Mensur 1/258)

İbn-i Mesud (Radıyallahu anh) ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Cibril-i Emin her sene bir kere, Kuran’ı Efendimize arz ederdi. Son sene iki kere arz etti. İşte ben o sene Resulüllah’tan Kuran’ı aldım.” (Suyuti, Dürrul Mensur 1/259)

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Allahu Teala dinin yeni yeni oturduğu zaman diliminde bazı ayetler indirmiş ve daha sonra unutturmak sureti ile onları kaldırmıştır. Bazı ayetlerin hükmünü diğeri ile neshetmiştir. Ehli Sünnetin ittifak ettiği görüş nesih ve mensuhun olduğudur. Siz, televizyonlara çıkan yerden bitme ne olduğu belirsiz, hadis, müctehid tanımayan, işine gelmeyen ayeti bile görmeyen körlere aldanıp da ehli sünnetten şaşmayın.

Bu konuyu bilmeyen birçok cahil de Kur'an'daki ayetlerin çelişkili olduğunu düşünerek, dinden döner ya da Kur'an'ın Allah kelamı değil de insan elinden çıkmış olduğunu düşünür. Ya da Kur'anın tahrif edildiğini düşünür. Bu üç düşüncede sakat ve dinden çıkmaya kadar götürecek tehlikeli bir düşüncedir. Ateistler ve deistler, bu konuyu bilmedikleri için akıllarınca Kur'an'da çelişkiler olduğunu iddia ederler. Oysa bu Kur'an öyle bir mucizedir ki, müminlerin imanlarını arttırırken, kafirlerin de helakını ve sapmasını arttırır.


Dipnotlar;

1-) Bakara Suresi 185. Ayet
2-) Hac Suresi 78. Ayet
3-) Cemaleddin el-Kâsımî'nin Mehâsinu’t-Te’vil isimli eserinin 2 Cilt. 219. sayfasına
bakınız.
4-) Hac Suresi 52. Ayet
5-) Casiye Suresi 29. Ayet
6-) Nahl Suresi 101. Ayet
7-) Bakara Suresi 106. Ayet
8-) Fussilet Suresi 42. Ayet
9-) Bkz. Tefsir-i Kebir 3/227
10-) Bakara Suresi 106. Ayet
11-) Nahl Suresi 101-102. Ayet
12-) Bakara Suresi 144. Ayet
13-) Bakara Suresi 142. Ayet
14-) Bakara Suresi 234. Ayet
15-) Bakara Suresi 240. Ayet
16-) Bkz. Kurtubi CAmiu'l-Ahkâm 2/57. Şeyh Zekeriyya Yusuf el-Kandehlevi "el-İmân ve
Âsâruhu" isimli kitabında konuyu anlattığı bölümde bu bahsi uzun uzadıya anlatmıştır. Bu bölümde ellerinde hiçbir delil bulunmaksızın Kur'anda neshin varlığını inkâr eden modernistlerin görüşlerini çürütmüştür.
17-) Hadisi Müslim Süt emzirme bölümünde 1452 numara ile rivayet etmiştir. Hadis ayrıca Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai'de de rivayet edilmiştir. Hadisin açıklaması hakkında şöyle denmiştir: Beş emzirmenin neshetmesinin inzali vahyin son dönemlerine denk gelmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde bazı insanlar, ayetin neshedildiği haberi kendilerine ulaşmadığı için bunu Kur'an ayeti olarak okuyorlardı. Zira ayetin nüzulü Resulullah'ın vefatına yakındı.
18-) Hadisi Buhari Sahihinde rivayet etmiştir.
19-) Necm Suresi 2-3. Ayet
20-) Abdürrezzâk, İbn Ebî Şeybe. Şâfii, Tirmizî, Ebû Davud, İbni Mace, Beyhaki, Dârakutni, Taberanî el-Kebîr. (Mütercim)
21-) Nur Suresi 2. Ayet
22-) Evlilik geçirmiş kadın ya da erkek
23-) Nahl Suresi 67. Ayet
24-) Nisa Suresi 90. Ayet
25-) Bakara Suresi 106. Ayet
26-) Ahzab Suresi 4. Ayet


Faydalanılan eser; 

Muhammed Ali Sabuni, Et-Tibyân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Çev; Yaşar Güngör, Yasin Yayıncılık, s.85-98