Çok uluslu şirketlerin ID2020 dijital kimlik projesi nedir? Hedeflenen dijital dünya, polis devletine mi çıkıyor?

Çok uluslu şirketlerin ID2020 dijital kimlik projesi nedir Hedeflenen dijital dünya, polis devletine mi çıkıyor

Coronavirüs'ün çıkmasından bu yana günler, haftalar hatta aylardır konuşulan bir çalışma bu. 2016'dan beri Birleşmiş Milletler'in de desteğini açıkladığı ID2020 projesi entegrasyonu da tıpkı Dünya Ekonomik Forumu'nun gündeme getirdiği Great Reset ve Green Deal gibi söylemler gibi 2030'a kadar tamamen hayata geçirilmek istenen bir proje. ID2020 projesini okumadan önce Great Reset adlı yazımızı da okumanızı tavsiye ederim. Resime tıklayarak o yazıya da ulaşabilirsiniz.


Proje hakkında kendi sitesinde açıklamalar haricinde, 10 maddelik bir manifesto yayınlandı. Maddelerin çeviri halini ve çevirilerinin de ne anlamlara geldiğine değindikten sonra, projenin kurucu ortakları ve diğer ortaklarını da inceleyeceğiz.

ID manifestosuna geçmeden önce, önemli bir noktaya daha değinmek isterim. Bu 10 maddelik manifesto içerisindeki bazı maddeler, diğerlerinden daha önemli ve açıkça mesajlar vermekte. Maddeleri verdikten sonra kısaca bunlara da değineceğiz.

ID2020 manifestosu


1 -
Kişinin kimliğini kanıtlama yeteneği temel ve evrensel bir insan hakkıdır.

2 - Dijital bir çağda yaşıyoruz. Bireyler, kim olduklarını hem fiziksel dünyada hem de çevrimiçi olarak kanıtlamak için güvenilir ve doğrulanabilir bir yola ihtiyaç duyar.

3 - Dünya çapında 1 milyardan fazla insan, tanınmış herhangi bir yolla kimliğini kanıtlayamıyor. Bu nedenle, kanun korumasından yoksundurlar ve temel hizmetlere erişemezler, vatandaş veya seçmen olarak katılamazlar veya modern ekonomide işlem yapamazlar. Etkilenenlerin çoğu çocuklar ve ergenlerdir ve çoğu mülteci, zorla yerinden edilmiş veya vatansız kişilerdir.

4 - Mülteciler, vatansızlar ve diğer marjinalleştirilmiş gruplar da dahil olmak üzere bazıları için ulusal kimlik sistemlerine güvenmek mümkün değildir. Bunun nedeni dışlama, erişilemezlik veya risk veya sahip oldukları kimlik bilgilerinin genel olarak tanınmaması olabilir. Ulusal kimlik programlarına erişimi genişletme çabalarını desteklerken, devlete dayalı sistemlere güvenli ve güvenilir erişimden yoksun bireylere bir alternatif sunarak bu tür çabaları tamamlamanın zorunlu olduğuna inanıyoruz.

5 - Bireylerin, kişisel verilerin nasıl toplandığı, kullanıldığı ve paylaşıldığı dahil olmak üzere kendi dijital kimlikleri üzerinde kontrole sahip olması gerektiğine inanıyoruz. Herkes kurumsal ve ulusal sınırların ötesinde ve zaman içinde kimliğini ortaya koyabilmelidir. Dijital kimliğin bireyleri anlamlı bir şekilde güçlendirmesi ve koruması için gizlilik, taşınabilirlik ve kalıcılık gereklidir.

6 - Dijital kimlik, dikkatlice tasarlanıp dikkatle uygulanmazsa önemli risk taşır. Özellikle dijital kimlik sistemleri büyük, merkezi veritabanları olarak tasarlandığında, verilerin kötüye kullanılması ve kötüye kullanılması risklerini küçümsemiyoruz.

7 - Teknik tasarım, dijital kimliğin bazı risklerini azaltabilir. Gelişmekte olan teknoloji - örneğin, kriptografik olarak güvenli, merkezi olmayan sistemler - kullanıcılar için daha fazla gizlilik koruması sağlayabilir ve aynı zamanda taşınabilirlik ve doğrulanabilirliğe de izin verebilir. Ancak, merkezi olmayan dijital kimliklerin güvenilmesi ve tanınması için ilkeler, teknik tasarım modelleri ve birlikte çalışabilirlik standartları üzerinde yaygın bir anlaşma gereklidir.

8- Bu "daha iyi" dijital kimlik modeli kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Dijital kimliklerin geniş bir şekilde güvenilir ve tanınabilmesi için, düzenleyici ve politika çerçevelerini desteklemenin yanı sıra, bu ortak ilkeler etrafında tutarlı ve şeffaf bir işbirliğine ihtiyacımız var.


9- ID2020 İttifak ortakları, teknik inovasyonun seyrini etkileyen ve teknik birlikte çalışabilirliğe ve dolayısıyla güven ve tanıma için bir yol sağlayan fonksiyonel gereksinimleri ortaklaşa tanımlar.

10- ID2020 İttifakı, bu fikirlerin ölçeklendirilmesinin savunuculuğu ve politikayı bilgilendirecek sağlam bir kanıt tabanı gerektirdiğini kabul eder. Bu nedenle, Id2020 İttifak destekli pilotlar ortak bir izleme ve değerlendirme çerçevesi etrafında tasarlanmıştır.[1]

Bunun kolay bir iş olmadığını alçakgönüllülükle kabul ediyoruz, ancak aciliyeti ahlaki bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bu yüzden iddialı hedefler belirledik ve bu yüzden kendimizi hesaba tutuyoruz.

Sözleriyle biten manifestoda dikkat çekici detaylar bulunmakta. Dikkat çeken maddeleri ise ekstra kalın ve italik olarak belirttim. Bunlar 4. madde ile başlayıp 8. madde ile son bulmakta iken, diğer maddeler ise klasik açıklamalardan ibaret.

- 4. maddede ulusal kimlik sistemlerinin güvenilir olmadığına, yani devletlerin kimlik bilgilerini saklamada pek başarılı olmadığına atıf yapılıyor. Ayrıca bu kimliksiz insanların, o devletin insafına kaldığı ve devletin onları gibi kullanabileceğine değinilerek, kendi sistemlerine göz kırpılıyor. Şüphesiz devletlerin kimlik bilgilerini korumada birçok olumsuz tecrübelerini gördük ve bu konuda haklılık payları da var. Ama kendilerinin önerdikleri sistem, bilgilerin uluslararası olarak çalınabilme riskini de doğurmaktadır.

- 5. maddede ise ulus devletleri yok sayarak, adeta sınırları kaldırıp küresel bir devletin, tek merkezden kontrol edilecek bir devletin itirafını yapıyorlar. Ancak bunu açık olarak değil de bireylerin özgürlüğü ve bireyselcilik gibi kavramlar altına saklamaktadırlar. Oysa birey tek başına uluslararası şirketler karşısında bir hiçtir. Hatta çoğu zaman devletler bile bu şirketlere karşı direnemezken, ileride yapılacak hukuksuz bir işlemde, çok uluslu şirketlere hesap sorman mümkün değildir.

- 6. maddede ise 5. maddede bahsettiğim riskleri üstü kapalı kabul ederek, bunları gidereceklerine inandıklarının mesajını, samimiyet maskesiyle vererek güven kazanma yolunu denemekteler.

- 7. maddede ise kriptografi konusuna değinerek blockchain teknolojisine göz kırpmaktalar. Ayrıca merkeziyetsizlikten bahsederek, yine ulus devletlerin boyunduruğundan kurtulmanın ve özgür bir birey olmanın bu projeden geçtiğini ima eder cümleler kurmaktalar. Oysa birey, organizasyonlara karşı savunmasızdır. Zaten getirecekleri sistemde ise toplanıp organize olman ise hayal olacak. Çünkü her şeyini izleme niyetindeler.

- 8. maddeede ise ulus devletlerin hükümetlerine bir uyarı var. Bizimle işbirliği yapın ve projemizi hayata geçirecek adımlar atın denilmekte adeta. Desteğiniz sözde kalmasın tutarlı ve bize karşı niyetiniz açık ve şeffaf olsun. Arkamızdan iş çevirmeye kalkmayın diye uyarılarda saklı bu maddede. Diğer maddeler ise o kadar önemli değiller.

ID2020'nin kurucu ortakları


İlk olarak ID2020'nin kurucu ortaklarına göz atalım. Bunlardan ilki ise Accenture adlı şirket.

Accenture - Nokia - ID2020


Şirket 1989'dan 2001 yılına kadar Andersen Consulting adı ile yoluna devam etmiştir. Ancak daha sonra isim benzerlikleri ve rakip firmalarla gerginliğin artması sonrasında davalık olmuş. Adı ise 1 Ocak 2001'de Accenture olarak kabul edildi. "Accenture" sözcüğü "Accent on the future" - "Geleceğin Üzerinde Vurgula" sözcüğünden türetilmiştir. Accenture ayrıca Nokia ile de birçok işbirliği yapmış, 2016 yılına kadar Symbian tabanlı yazılım desteğini Nokia'ya devam ettirmiştir. Yaklaşık 2,800 Nokia çalışanı Ekim 2011'den itibaren Accenture çalışanları oldu. Transfer 30 Eylül 2011'de tamamlandı.


Accenture'nin hizmet verdiği alanlar

Accenture Strategy - teknoloji stratejisi ve operasyon stratejisi hizmetleri yapıyor.

Accenture Consulting - teknoloji, işletme ve yönetim danışmanlığı yapmaktadır.

Accenture Digital - dijital pazarlama, analitik ve hareketlilik hizmetleri sunmaktadır.

Accenture Technology - gelişmekte olan teknolojiler için Teknoloji Laboratuvarları da dahil olmak üzere teknoloji çözümleri, uygulama, dağıtım ve araştırma-geliştirme üzerine yoğunlaşmaktadır.

Accenture Operations - hizmet sunumunda "as-a-service" modeli üzerine odaklanmaktadır. Bu, iş süreçleri dış kaynak kullanımı, BT hizmetleri, bulut bilişim hizmetleri, yönetilen işlemler, bilgisayar güvenliği ve altyapı hizmetleri içerir.

Şirket ayrıca bir "Ulusal Güvenlik Hizmetleri" işletmesi yürütüyor.

GAVI , resmi adıyla Gavi

GAVI , resmi adıyla Gavi, the Vaccine Alliance (daha önce GAVI Alliance ve ondan önce Global Alliance for Vaccines and Immunization ) yoksul ülkelerde aşılamaya erişimi artırmak amacıyla bir kamu-özel küresel sağlık ortaklığıdır .

GAVI, Birleşmiş Milletler'in alt organizasyonları olan Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF gibi kurumların yanısıra Dünya Bankası ve Bill ve Melinda Gates vakfı tarafından oluşturulmuş bir örgüttür. Dünya üzerinde aşılama üzerine birçok faaliyet yürüten bu kurum, kimileri için iyi ve yardımsever bilindiği gibi bir kısım içinse Bill ve Melinda Gates vakfı sebebiyle de kötü bir izlenim vermektedir.

Çünkü iddiaya göre; Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın 2000 ve 2017 yılları arasında Hindistan'da çocuk felci aşısını test ettiği ve 496.000 çocuğu felç ettiği iddiasını araştırıyor.

İddia, eski ABD Başkanı John F. Kennedy'nin yeğeni ve 7 Nisan'da World Mercury Project'iin lideri Robert F. Kennedy Jr.'ın İnstagram gönderisinden yayıldı. Robert F. Kennedy Jr. ve Kaliforniya merkezli bir organizasyon tarafından yönetilen bir grup olan World Mercury Project, aşılara karşı seslerini duyurdu. Ayrıca bu oluşum, Facebook'taki en büyük anti-aşı reklam kaynaklarından biridir.

İddiaya ait İnstagram paylaşımına ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz; https://www.instagram.com/p/B-s-9ZjH0YP/

Şüphesiz bu iddia Trump destekçisi Kennedy ailesinden çıkmış ve küreselcilerden olan ve Biden'ı destekleyen Bill Gates ve diğer küreselci oluşumlara karşı yöneltilen bir iddia. Bu iddiaya siyasi bir argüman gözü ile iftiradan ibaret olduğunu düşünenler olabilir. Ancak işin bir diğer boyutu ise Dünya Sağlık Örgütü gibi önemli bir kurumun başında bile geçmişi araştırıldığında geçmişi terörist oluşumlar içinde geçen; Tedros Adhanom'un olması ve daha önce birçok salgını gizlediği gibi gerçeklerin de ortaya çıkmasına rağmen, sırf küreselcilerin planını uyguladığı için, koltuğunu korudu.

Dünya Sağlık Örgütü - Tedros Adhanom

1974’te Etiyopya’da büyük bir iç savaş patlak verdi. Bu iç savaşın baş aktörlerinden biri ise komünist görüşle örgütlenmiş etno-faşist terör örgütü Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ydi. Tedros bu örgütün merkez yöneticilerinden biriydi.

TPLF kısa ismiyle anılan örgüt; yolsuzluk, cinayet, işkence, yasadışı gözaltı, toprak ele geçirme ve insanları yerinden etme gibi pek çok yasa dışı faalitin sorumlusuydu. Küresel Terörizm Veritabanı tarafından üçüncü seviye bir terör örgütü olarak kara listeye eklenmişti.

Örgüt, 17 yıllık kanlı bir sürecin ardından 1991 yılında ortaklık yaptığı diğer komünist yapılarla birlikte iktidara geldi. İktidara geldikten sonra terör geleneklerinin devlet olmanın geniş imkanları ile sürdürdüler.

Ancak Tedros, sıradan bir Dışişleri Bakanı değildi. Zenawi’nin sağ kolu olarak TPLF’den gelen terör geleneğini sürdürmekteydi.

Tedros’un ihtilalden önce icra pozisyonunda pek çok terör faaliyetinde aktif rol oynadığı söyleniyor. Dışişleri Bakanlığı yaptığı sırada da bu faaliyetlerine devam etti. Bunlardan biri adam kaçırma. Tedros, eski bir muhalif siyasetçinin, Sana Uluslararası Havalimanı’ndan kaçırılmasını organize eden isimlerden.

DSÖ başkanı Tedros hakkında daha fazla bilgi için; https://medium.com/@mrsoydan90/dsönün-başında-bir-terörist-var-3408babe7680

ideo org - id2020

Projenin diğer kurucu ortaklarından birisi de ideo.org'tur. İdeo.org bir tasarım atölyesidir. İnternet sitelerinde kendilerini şu şekilde ifade etmekteler; "Kendini daha adil ve kapsayıcı bir dünya yaratmaya adamış kuruluşların yanı sıra ürün ve hizmetler tasarlıyoruz." 

Evet kendilerini kâr amacı gütmeyen, dünyadaki düzenin adil ve tüm insanları kapsayacak şekilde çalışan kuruluşlara tasarım yardımı yapıyorlarmış. Yorum yapmadan devam ediyoruz.


Microsoft - ID2020


ID2020'nin bir diğer kurucu ortağı ise bilgisayarlarımızın büyük bir kısmının işletim sistemini üreten ve Bill Gates'in sahibi olduğu Microsoft şirketi var. 

Microsoft'un akıllı dövme projesi


Microsoft ve Bill Gates sadece aşı ve dijital sertifika değil ayrıca insan bedeni ve teknoloji entegrasyonu üzerine de projeler yürütmekte. Bunlardan birisi de; akıllı dövme projesi... Bu projenin detaylarını gelin size Microsoft'un kendisi anlatsın. Aşağıdaki açıklama Microsoft'un sitesindeki yazının çevirisidir...

Gelecekte teknolojiyi nasıl giyebiliriz? Sürdürülebilirlik ve malzeme atığı ile ilgili sorunları ele almaya nasıl başlayabiliriz? İşlevsel dövmeler çevremizle etkileşim şeklimizi nasıl değiştirebilir? İnsanlar kendi ürünlerini nasıl tasarlayıp giyebilirler?

Bu etkileşimli dövmeler kapasitiftir ve dokunarak herhangi bir cihaza sinyal gönderebilir. Lazerle özel şekillerde kesilebilir, hemen hemen her yüzeye uygulanabilir ve ardından bir mikroişlemciden Bluetooth aracılığıyla bir cihaza bağlanabilirler. Dövmeler, özellikle cilt üzerinde geçici olsa da, kumaşlar veya 3D baskılar dahil olmak üzere cilt dışı yüzeylerde aylarca sürebilir (araştırmacılar ayrıca protezlerde kullanımlarını da araştırıyorlar). Microsoft araştırmacıları, çalışanların kendi vücut üstü kontrollerini tasarlayıp oluşturmasına olanak tanıyan bir "Hack-a-Tatt" atölyesine ev sahipliği yapmak için kısa süre önce 2018 yazı boyunca Microsoft Garage ekibiyle ortaklık kurdu. Atölye çalışmasının amacı, insanların kendi dövmelerini yapıp birbirine bağlamasının ne kadar kolay olduğunu gözlemlemekti. Yeni araştırma ve testler, herkese kendi akıllı dövmelerini tasarlama ve inşa etme yetkisi verecek ve teknolojinin kullanımını ve uygulamalarını açacak olan akıllı dövme kitlerinin tasarımını da bilgilendirecek.



Şu anda, tezgah üstü giyilebilir teknolojilerin çoğu, bir telefonla eşleştirilebilen veya tamamen telefonun yerini alabilen, bilekte takılan cihazlardan oluşmaktadır. Bu cihazların satın alınması ve üretilmesi pahalı olabileceği gibi, malzeme atığı açısından çevremiz için de maliyetli olabilir. Araştırmalar, rahatsız edici form faktörleri veya yenilik kaybı nedeniyle bu cihazların birkaç ay sonra kolayca terk edildiğini göstermiştir. Ek olarak, kullanıcı, ayarlar ve uygulama kontrollerinin ötesinde cihazın görünümü ve hissi üzerinde çok az kontrole sahiptir. Diğer taraftan, moda teknolojisi, e-tekstiller ve diğer gömülü I / O deneyimleri konusunda pek çok umut vaat edildi. Akıllı Dövmelerimizin yaratıcılığın ve kendini ifade etmenin gücünü düşük üretim maliyetleriyle kullanabileceğine inanıyoruz.

Gelelim listenin en ağır topu olan bir diğer önemli kurucu ortak olan kuruluşa. Evet Rockefeller Vakfı...


Rockefeller Vakfı, New York'ta yer alan 420 Fifth Avenue merkezli, Rockefeller ailesi tarafından kurulmuş özel bir vakıf. Standard Oil sahibi John D. Rockefeller, oğlu John D. Rockefeller Jr. ve Senior'ın şirket ve hayırseverlik danışmanı Frederick Taylor Gates tarafından kurulmuştur. [1]

Rockefeller ve Rothschild aileleri hakkında


Lionel Walter Rothschild, Baron de Rothschild, (8 şubat 1868 - 27 ağustos 1937), Britanyalı banker, siyasetçi, zoolog ve Rotschild ailesi mensubu. Britanya'nın en zengin ve etkili Yahudilerinden olmuş ve Avam Kamarası'nda 11 yıl kadar vekillik yapmıştır. Ayrıca zooloji konusuna çok meraklı bir kimse olup, zebraları evcilleştirerek, zebraların çektiği bir at arabası kullanmıştır.

Rockefeller ve Rothschild aileleri hakkında

Rothschild ve Rockefeller aileleri bugün dünyayı paylaşmış ailelerin başında gelirler. Servetleri vakıflar ve paravan şirketler üzerinde dağınık vaziyette bulunduğundan tam olarak bilinmesi çok zor. Forbes gibi ekonomi dergileri, dünyanın en zenginleri listesini vergi rekortmenleri istatistiklerine göre yayınlar. Oysa bu aileler birçok mal varlıklarını vakıflar üzerinde işletir. ABD'de vakıflar özel statüdedir ve vergiden muaftırlar. Dolayısıyla bu aileler vergi rekortmeni listelerinde görünmedikleri için, en zenginler listesinde de görünmezler.

Rothschild ailesi Avrupa ve Asya kıtasında aktif faaliyetler yürütürken, Rockefeller ailesi de Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya'ya hakimdir. Afrika kıtası ise pastanın ortak dilimidir.

Bu aileler sağlık, sanayi, kozmetik, gıda, tekstil, madencilik gibi sayamayacağımız kadar sektörlere hakimdirler. Öyle holdinglere sahiptirler ki bu holdingler içerisinden başka holdingler kuracak potansiyele sahip şirket ve markalar bulunmaktadır. Bu markaları bölerek, toplumun dikkatini dağıtıyor ve vergi mevzuatında işlerine gelen düzenlemeleri yapıyorlar.

Rio Tinto madencilik şirketi Türkiye'de faaliyet yürütmektedir. Rockefeller ailesine aittir. Rockefeller ailesi ABD açıklarında bulunan Pocotico Adası'nda yaşamaktadır. Buraya basın bile, aile mensuplarından birisinin düğünü için, bir kez girebilmiştir.

Gözleri Tamamen Kapalı adlı masonik filmdeki geçen sapkın ayinlerin yapıldığı şato bile Rothschild ailesine aittir. Zaten bu filmden kısa bir süre sonra üst düzey mason olan filmin yönetmeni Stephan Kubrick'de ilginç bir şekilde kalp krizinden ölmüştür.


ID2020 projesinin diğer ortakları


ID2020'nin ortak şirketleri

Kaliforniya merkezli Berkeley Üniversitesi, Care ise; önde gelen bir insani yardım kuruluşudur. Yoksul kadınlara yardımcı olmaya ağırlık vermektedir. Care 2020'de 100'den fazla ülkede çalıştı. FHI 360; Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ve dünyadaki insanların sağlığını ve refahını iyileştirmek için çalışan uluslararası bir kar amacı gütmeyen kuruluştur.

Grameen Foundation

"GFUSA" olarak da bilinen Grameen Foundation USA olarak kurulan Grameen Foundation, Washington DC merkezli, Grameen Bank mikrofinans modelini küresel bir ortak mikrofinans kurumları ağı aracılığıyla dünya çapında çoğaltmaya çalışan küresel bir 501 (Birleşik Devletler yasalarına göre vergiden muaf organizasyon) kar amacı gütmeyen kuruluştur.

Grameen Vakfı'nın faaliyetleri

- Kredi garanti programları (Büyüme Garantileri) veya doğrudan finansman (Öncü Fonu) yoluyla finansman bulmalarına yardımcı olmak

- Açık kaynaklı MIS yazılımı Mifos aracılığıyla BT sistemlerini iyileştirmek

- İnsan Sermayesi Merkezi tarafından sağlanan hizmetler ve danışmanlık aracılığıyla çalışanlarının olabildiğince üretken olmalarını sağlamak

- Yoksulluk Endeksinden İlerleme Endeksi (ÜFE) olmasına rağmen, çabalarının yoksullara ulaşıp ulaşmadığını ölçmek

- Yerel ve küresel müttefiklerle çalışan Grameen Vakfı, yoksulların daha iyi yönetmesine yardımcı olmak için cep telefonu tabanlı uygulamalar geliştirir ve dağıtır: Gana'daki Toplum Sağlığı için Mobil Teknoloji (MOTECH) girişimi gibi programlara ve;

- Uganda'daki Topluluk Bilgi Çalışanı girişimi gibi programlar aracılığıyla mahsulleri
Mali durumları, ancak Uganda'daki Mobil Para girişimi gibi programlara aracılık eder.

Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (International Computing Centre)


Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (ICC), Birleşmiş Milletler programlarına, fonlarına ve kuruluşlarına Bilgi ve İletişim Teknolojisi (ICT) hizmetleri sağlama konusunda 45 yıllık deneyime sahiptir. Misyonu, Birleşmiş Milletler ailesine BİT hizmetleri sağlamak, altyapı, sistem ve becerilerin paylaşımını en üst düzeye çıkarmak ve Birleşmiş Milletler ve ilgili kar amacı gütmeyen kuruluşlar da dahil olmak üzere 40'ın üzerinde Müşterisine ve Ortak Kuruluşuna fayda sağlayacak ölçek ekonomileri oluşturmaktır.

Başlangıçta ICC, sınırlı sayıda kullanıcıya ana bilgisayar hizmetleri sağlayan bir Hizmet Bürosu olarak işlev gördü. Yıllar içinde ICC, hizmet yelpazesini internet barındırma , yönetilen depolama ve diğer hizmetleri içerecek şekilde genişletti .

Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (ICC), Birleşmiş Milletler programlarına, fonlarına ve kuruluşlarına Bilgi ve İletişim Teknolojisi (ICT) hizmetleri sağlama konusunda 45 yıllık deneyime sahiptir. Misyonu, Birleşmiş Milletler ailesine BİT hizmetleri sağlamak, altyapı, sistem ve becerilerin paylaşımını en üst düzeye çıkarmak ve Birleşmiş Milletler ve ilgili kar amacı gütmeyen kuruluşlar da dahil olmak üzere 40'ın üzerinde Müşterisine ve Ortak Kuruluşuna fayda sağlayacak ölçek ekonomileri oluşturmaktır.

İRespond

Güneydoğu Asya ve Afrika'daki yedi ülkede konuşlandırılan ırespond, görünmezleri gölgelerden çıkarmaya yardımcı olmak için küresel STK'lar, devlet kurumları ve sağlık, klinik denemeler ve koruma sektörlerinde önde gelen kuruluşlarla birlikte çalışır. iRespond, benzersiz bir dijital biyometrik kimlik çözümü kullanarak kimlik sorununu çözmeye adanmış, kar amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluştur.

Sitelerinde çalıştıkları teknoloji için aynen şu ifadeler yer alır; "Kanıtlanmış kimlik çözümümüz, birinden kaybedilemeyen, aktarılamayan veya alınamayan benzersiz bir tanımlayıcı oluşturur. Süreç bizim toplamak veya (PHİ) (KTB) veya Korumalı Sağlık Bilgileri herhangi bir Kişisel Bilgi Deposu değildir."

Yani bilgileri depolamayacaklar, sadece herkesin bir kimlik sahibi olması için çalışıyorlarmış. İnsanlara sundukları teknolojinin detaylarını ise şöyle aktarıyorlar;


Gizliliği Koruyan Biyometrik Hizmet 


"Bir katılımcıya benzersiz bir tanımlayıcı atamak, kritik ilk kayıt adımıdır ve hassasiyet ve tekrarlanabilirlik gerektirir. Bu, kalite girişi, kalite dışı temel bir andır. İRespond dijital kimlik çözümü, doğruluk ve güvenilirlik için DNA'dan sonra en iyi yöntem olan iris biyometrisine dayanır. Parmak veya yüz gibi diğer yöntemler bunun yerine veya iris ile kombinasyon halinde kullanılabilir.

Yeni bir katılımcı kaydedildiğinde, iris taramasından şifreli bir biyometrik şablon oluşturulur ve 90 milyar sayıdan oluşan bir havuzdan rastgele atanan 12 basamaklı bir sayı çekilir. Sonraki ziyaretlerde, şablon eşleştirildiğinde ve sistem orijinal 12 basamaklı benzersiz tanımlayıcıyı döndürdüğünde katılımcının kimliği doğrulanır. Sistem operatörü, katılımcıyı olumlu bir şekilde tanımlamak için ekosistemindeki takma adı kullanır.

Burada daha fazla sizleri detaylarda boğmadan demek istediklerini açıklayalım. İris taraması ve İris biyometrisi, halkın anlayacağı şekilde göz taramasıdır. Göz üzerinden sizlerin yeni kimlikleriniz damgalanacak. Hatırladınız mı hani? Yeni kimlik kartlarımızdaki biyometrik resim şartını... Bir de hatırlayanlara bir şey daha hatırlatacağım hani size bir zarf daha verdiler kimliklerinizle beraber ve zamanı gelince kullanılacak, şimdilik o zarfla işiniz yok denildiğini hatırlıyor musunuz peki? Diğer ortaklara devam edelim.

Bir diğer ortak; Kiva...


Kiva (genellikle alan adı Kiva.org olarak bilinir), merkezi California, San Francisco'da bulunan ve insanların İnternet üzerinden düşük gelirli girişimcilere borç vermelerine olanak tanıyan kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur.  Kiva'nın misyonu, "77 ülkede yetersiz hizmet alan öğrenci topluluklarının gelişmesine yardımcı olmak için finansal erişimi genişletmektir."

2005'ten bu yana, Kiva 1.6 milyondan fazla krediyi, 1.33 milyar doların üzerinde, yüzde 96 ile 97 arasında bir geri ödeme oranı ile kitle fonlaması yaptı. Dünya çapında 1,8 milyondan fazla kişi, kredi veren Kiva platformunu kullanıyor. Borç verenler ödünç verdikleri paraya faiz almazlar. Kiva, borç verenlerin borçlularla insan düzeyinde iletişim kurabilmeleri için kredi başvurusunda bulunan her kişinin kişisel hikayelerini içerir.

Kiva, sahadaki kredileri yönetmek için bir saha ortakları ağına güveniyor. Bu saha ortakları mikrofinans kurumları, sosyal etki işletmeleri, okullar veya kar amacı gütmeyen kuruluşlar olabilir. Borçlular, saha ortaklarına çoğu krediye faiz öderler ve saha ortaklarına Kiva tarafından küçük ücretler tahsil edilir. Kiva, kullanıcılarından, şirketlerinden ve ulusal kurumlarından gelen hibeler, krediler ve bağışlarla desteklenmektedir.

Evet Kiva hakkında söylenenler böyle ama iyice üzerine düşünürsen, tam bir kara para aklama ve sömürü mekanizmasından başka bir şey değil. Üstelik bunu hayır işler gibi yapması da riyakârlığın tezahürüdür.

En tehlikeli ortaklardan birisi Hyperledger


Hyperledger. 2015 Aralık ayında Linux Foundation tarafından duyurulan ve 2016 yılında çıkan Hyperledger, açık kaynak kodlu bir blockchain projesidir. Amaçları, kısaca, iş dünyasında şirket seviyesindeki işlemlerin idare edileceği blockchain framework’leri geliştirmek; bu işlemler için hem ticari hem de teknik yönetimler tarafından desteklenen tarafsız, açık ve tamamen topluluk odaklı altyapılar sağlamak; insanları blockchain fırsatları konusunda eğitmek ve bu projeleri geliştirecek teknik topluluklar kurmak.

Şu anda Hyperledger çatısı altında 12 proje bulunmaktadır. Bu projeler aşağıdaki gibidir:

- Burrow
- Fabric
- Grid
- Indy
- Iroha
- Sawtooth
- Caliper
- Cello
- Composer
- Explorer
- Quilt
- Ursa

Bu projelerden ilk altısı framework, diğer altısı ise tool başlığı altında listelenmektedir.

Hyperledger üyeleri arasında American Express, Cisco, J.P.Morgan, Intel, IBM, SAP, Digicert, FedEx, Huawei, Oracle gibi devler bulunmaktatır. Tam listeye ulaşmak için tıklayın.


Hyperledger'in üzerinde çalıştığı projelerden bazıları


Hyperledger ile yapılmış birçok projeye ulaşmak mümkün fakat ben bu yazıda yalnızca üç tanesinden bahsedeceğim.


IBM Food Trust


Gıdaların ilk oluştuğu yerden itibaren masaya gelene kadar geçirdiği tüm süreçleri kayıt altına alarak şeffaflığını ve güvenilirliğini artırmayı hedefleyen bir proje. Food Trust, gıda tedarik zincirindeki tüm aktörlerin değiştirilemez bir veritabanı olarak işlev gören blockchain üzerinde tutulması fikrinin en başarılı örneğidir. Pilot uygulaması Nestlé, Wal-Mart, Tyson Foods ve Golden State Foods ile yapılmaktadır. 

Aslında şeffaflık, güvenilirlik gibi güzel konulara dem vurulsa da gıdaların adım adım nerelere gittiğinin takibi de yapılacak olması, hazırlanan polis devleti altyapısı için önemli. Zira para yardımının takibi zaten büyük oranda başarılmıştı, ancak her türlü yardımın kayıt altına alınması da çok önemli ve tehlikelidir. İleride yapılacak yardımlar sebebiyle suçlanan, terör destekçisi sayılan birisi olmanın önünü açan bir projedir bu aslında.


Chain-m


NIIT Technologies tarafından geliştirilen Chain-m projesi havayolu şirketlerinin biletleme süreçlerinin blockchain üzerinde sürdürüldüğü bir proje. Hyperledger Fabric kullanılarak yapılan bu projede kullanıcıların web tabanlı bir arayüz üzerinden bu süreçlerin kaydını ve takibini şeffaf bir şekilde yapmaları amaçlanıyor.

Bu da seyahatlerin ve bilet satışlarının anlık takibini tek bir merkezden takip için çalışılan bir projenin prototipidir aslında. Seyahat özgürlüğünün nasıl bir şey olduğunu HES kodsuz bilet alamadığın, otobüse binemediğin, pazara giremediğin bu günlerde yavaş yavaş anlamaya başlayanlar oldu aslında.


ScanTrust


Organik kahve satıcısı Cambio Coffe’nin geliştirdiği bu projede kahve çekirdeğinin tüm yolculuğu blockchain üzerine kaydediliyor. Kullanıcılar, paketlerin üzerinde yer alan barkodları kullanarak bu yolculuğu görüntüleyebiliyor.[2]

Bir satışın ve o satışın yolculuğunu tek bir barkodu okutarak görüntüleme. Güzel görünüyor değil mi? Ama bu geliştirilerek bütün ürünlere yapılacak bir projedir. Blockchain teknolojisi öyle bir teknolojidir ki sisteme kaydedileni silemez, yok edemezsiniz. Yani kayıt altına giren her şey artık kesin arşivlidir. Geçelim bir başka ID2020 ortağına...

İnsanların parasını, aşılarının eksik ve tamlığını dijital kartlara ve sisteme işleyecek Mastercard


Mastercard'ın resmi sitesinde, Newsroom kısmında, 11 Aralık 2018 tarihli bir duyuruda, oldukça ilgi çekici şöyle bir haber geçmektedir;

"Gavi ve Mastercard, Hayat Kurtaran Aşılarla Daha Fazla Çocuğa Ulaşmak İçin Güçlerini Birleştiriyor"

Aşılama oranlarını artırmak için büyük ilerleme kaydedilmiş olsa da, Gavi destekli ülkelerdeki beş çocuktan birine hala temel hayat kurtarıcı aşılarla ulaşılamamıştır. Gelişmekte olan birçok ülkede, ortak engeller, bir çocuğun aşılama kaydı hakkında bilgi eksikliğini ve bakım verenlere takip randevuları hakkında hatırlatmanın sınırlı yollarını içerebilir.

Bu ortaklık, MasterCard'ın uzmanlığını ve teknolojisini kullanacak ve sağlık bakanlıklarına ve yetkili sağlık çalışanlarına, katılan her çocuğun bakıcısına dijital bağışıklama kaydına sahip bir kart sunmalarını sağlayacaktır. Bakıcıları kritik aşılar almak için yolda kalmaya teşvik ederek, program, çocukların bağışıklamayı kaçırma riski en fazla olan gelişmekte olan ülkelerde sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve erişimini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Hükümetler, topluluklarının bağışıklama ihtiyaçlarını daha iyi anlamaktan yararlanacaktır.

Aşı İttifakı Gavi'nin CEO'su Dr. Seth Berkley, "Çocuklar, özellikle en uzak, yoksul topluluklarda yaşayanlar, aşılama kayıtlarından yoksundur. Bu, Gavi’nin dünya çapındaki her çocuğun hayatta kalmak ve gelişmek için ihtiyaç duyduğu temel aşıları almasını sağlama misyonunun önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Mastercard ile olan bu ortaklık, bu zorluğun üstesinden gelme potansiyeline sahiptir." dedi.

Ortaklık, çözümün Gavi destekli diğer tüm ilgili ülkelere genişletilmesi amacıyla önümüzdeki iki yıl içinde beş ülkede uygulanmasını, özellikle de karşılıklı olarak kabul edilen hedeflere dayalı olarak uygulanmayı hedefliyor.[3]

Bir insani yardım kuruluşu daha; Mercy Corps


Mercy Corps kendisini; "herkesin başarılı olabileceği bir olasılık geleceği yaratmak için günümüzün en büyük krizlerinin ön saflarında birlikte çalışan küresel bir insani yardım ekibi" olarak tanımlıyor. Ve devamında bunları söylüyorlar;

Dünya çapında 40'tan fazla ülkede yaklaşık 6.000 ekip üyemiz, yoksulluk, felaket, şiddetli çatışmalar ve iklim değişikliğinin akut etkileriyle yaşayan insanlarla yan yana çalışıyor. Yerel etki yoluyla küresel bir değişim yaratmaya kararlıyız - ekip üyelerimizin yüzde 85'i çalıştıkları ülkelerden.

Peki böyle bir projede insani yardım kuruluşları neden ortaklar arasında olur, neden insanların denetim altına alınmasına ön ayak olacak, adeta hayvanlar gibi damgalanacak ID2020 projesinin ortakları arasında yer alıyor?

Çünkü iki sebebi var. Birincisi bu yardım kuruluşlarının birçoğu organ kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, yeni üretilen ilaçların denenmesi için, ilaç şirketlerine kobay sağlaması gibi birçok iğrenç işi yapmakta ama bunları insani kuruluş kisvesiyle perdelemekteler. Yani zaten insan dostundan ziyade, insan düşmanıdırlar. Bununla birlikte, bu dernekleri kuranların ekserisi, büyük şirketlerin CEO'su ya da hissedarı olan insanlar.

Diğer sebebi ise bu yardım kuruluşları, denetleme konusunda daha rahat olmaları, diğer ülke ve halklar arasına daha rahat sızarak uyum ve güven sağlamaları sebebiyle, güzel bir veri toplayıcı aracıdır. Birçok kişinin ad, soyad, özel hayatı, ekonomik durumu, inancı, sosyo-kültürel durumu gibi analizleri kayıt altına alarak, gereken yerlere çok rahat bir şekilde iletebilirler. Yani ID2020'nin veri havuzuna yeni bilgileri direkt olarak sahadan aktarma konusunda faaliyet yürütürler. Elbette bunların dışında, gerçekten hayır yapan birçok kuruluşta bulunmakta. Ancak mesela bu bahsettiğimiz Mercy Corps, çocuk tacizi ile çalkalanmıştır bir dönem. Mercy Corps'un kurucularından Ellsworth Culver'in kızı olayın baş aktörüdür.

Ellsworth Culver'ın kızı Tanya Culver Humphrey'e göre Culver, onu erken çocukluğundan ergenliğe kadar cinsel tacizde bulundu. Humphrey, konuyu defalarca Mercy Corps üst düzey liderliğinin dikkatine sunmasına rağmen, Culver'ı organizasyonda başka bir pozisyona taşımak dışında hiçbir işlem yapılmadığını söyledi. Mercy Corps'un lideri Neal Keny Guyer'in yanı sıra kıdemli hukuk danışmanı ve uzun süredir bir yönetim kurulu üyesi olan Oregonian'ın cinsel istismar iddialarına ilişkin 2019 tarihli bir belgeselin ardından istifa etti.[4]

Tamam belki bazılarına göre fazla kötümser ve komplocuyuz. Peki böyle insanların, gerçeken insanlara yardım etmesini beklemek fazla iyimserlik olmuyor mu?

National Sybersecurity Center (Ulusal Siber Güvenlik Merkezi)


NCC Amerika Birleşik Devletleri'ne işbirlikçi siber güvenlik bilgisi ve hizmetleri sağlayan topluluk odaklı bir üyelik organizasyonudur. 

Colorado Valisi John Hickenlooper'ın vizyonundan esinlenen Ulusal siber güvenlik merkezi, 2016 yılında kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. NCC'NİN amacı bir işgücü geliştirmek, özel sektör, askeri ve federal kurumlarla işbirliği yapmak ve şehirlerimizi, eyaletlerimizi ve ulusal varlıklarımızı daha iyi korumak için kamu sektörünü desteklemek ve eğitmektir. NCC, siber konular hakkında farkındalık kazanmak için hükümet, askeri ve endüstri ile birlikte çalışır.

Özetle ileride değişim ve dönüşüm sonrasında, siber güvenlik öneminin daha da artacağı bilindiği için yeni siber güvenlik uzmanları yetiştirme ve istihdam etmek için kurulan bir organizasyondur. ID2020 projesinin hayata geçmesi içinde birçok siber güvenlik uzmanı gerekeceği aşikâr.

Parmak izi teknolojisi geliştiren bir ortak; Simprints


Simprints, Cambridge Üniversitesi kökenli bir kar amacı gütmeyen teknoloji şirketidir. Şirket, yasal kimlik kanıtı olmayan gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, STK'lar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından kullanılmak üzere biyometrik parmak izi teknolojisi geliştirmektedir.

Mesela ülkemizde Garanti Bankası ile görülen göz tarama sistemi gibi yenilikleri tasarlayan firmalardan birisidir. Teknolojik cihazlar ve insan bedeninin entegrasyonu sağlayan bir şirkettir özetle. ID2020 için tam aranan ortaklardan birisi. 
Projenin stratejik ve hukuki danışmanları da dikkat çekici; Copperfield Danışmanlık ve 1913'te kurulan köklü bir organizasyon olan Chapman & Cutler LLP bulunmakta.

-Sonuç-

İnsanların ilk etapta dijital sertifikalar üzerinden etiketleneceği, iris tarama sistemi ile biyometrik olarak işaretleneceğini, hatta bu sertifikalar üzerinden aşı, hastalık vs. birçok bilgisinin arşive alınarak denetleneceğini söylediğimiz halde, birileri çip işi falan komplo demekteler. Oysa çip daha sonraki meseledir. Çip meselesi ya kimseye fark ettirilmeden yapılacak bir teknoloji ile olmalı ya da insanların karşı çıkamayacak kadar denetim altına alındığı bir ortam olmalıdır.

Böyle bir teknolojinin henüz olmadığını biliyoruz. Öte yandan insanlara bu aşamada çip dayatması ters tepeceği için bunu şu aşamada düşünmüyorlar. Onun yerine önce alıştırma ve kabullendirme yoluna gidiyorlar. Başta TC kimlik numaraları çıkartıldı. Sonra da dijital kimlikler, yetmedi cep telefonlarının IMEI numaraları bile kayıt altına alınmaya başlandı, çipli kimliklerimiz dağıtıldı. Hem de biyometrik resimli. Bunları göre göre kabul edip alanlar, çip konusunu alaya alıyor. Oysa her adım aşama aşama ürkütmeden bilim ve teknoloji gibi argümanların arkasında süslü kelimelerle yapıyorlar. 2030'a kadar hep beraber neler yaşanacak hep beraber göreceğiz. İnanmak ya da inanmamak size kalmış.


Kaynaklar;

1-) https://id2020.org/uploads/files/Alliance-Manifesto.pdf

Yakın zamanda eş adayınızı flört siteleri ve sosyal medya üzerinden yapay zeka seçecek. Peki ne kadar güvenilir?

Yakın zamanda eş adayınızı flört siteleri ve sosyal medya üzerinden yapay zeka seçecek. Peki ne kadar güvenilir?

2012'de bilboardlara; "DNA'NIZ sizin verileriniz olacaktır. Fırsat dolu bir gelecek." sloganıyla mikroçiplerin insan vücuduna takılacağı, otonom, sürücüsüz araçların olacağı, flörtleşmelerin bile yapay zeka seçimi ile gerçekleşeceğine vurgu yaptığı aşağıdaki afiş, o günlerden günümüzü, hatta 2030'a kadar gerçekleşecek Great Reset adlı sürecin ön habercisiydi ama bizler, görmezden geldik. 

Great Reset nedir? Detaylarını öğrenmek istersen, resime tıklayarak yazıya ulaşabilirsin.

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

HSBC'nin teknoloji araştırmaları ve insanların teknolojiye karşı güvenle ilgili sorunlarına dair 2017'de 36 sayfalık bastırdığı bir kitapçık var. Bu kitapçıkta insanların teknolojiye adaptasyonu, teknolojinin insan ilişkilerine dair oluşturduğu veri havuzunun ileride oluşturacağı etkilerden bahsedilen bir sürü yazı, araştırma ve anket sonuçları bulunmakta. 

DNA'NIZ sizin verileriniz olacaktır. Fırsat dolu bir gelecek.

Hatta ileride flört ve eş seçiminde bile yapay zekanın, ağırlığını ortaya koyacağına dair araştırmalara da değinilmiş. HSCB'sinin kitapçığından size bir yazı paylaşmadan önce bir başka araştırma sonucunu sizlere aşağıda sunmak istiyorum.

Yakın gelecekte eşiyle internette tanışanlar reelde tanışanları geçecek.


Stanford Üniversitesi'nin gerçekleştirdiği son anket çalışmasına katılan 3510 çiftin %39'u "Nasıl tanıştınız?" sorusuna "internetten" cevabını vermiş.

Bu sayı 1995'te %2'ymiş.

Eşinizle/Sevgilinizle nasıl tanıştınız? sorusuna verilen cevapların yıllara göre değişimi aşağıdaki şekilde. "İnternette tanıştık" diyenler büyük bir artışta. Onun arkasında "barda/kafede tanıştık" diyenler geliyor. Diğer tanışma şekilleri düşüş trendinde.

Yakın gelecekte eşiyle internette tanışanlar reelde tanışanları geçecek.

Daha hala internetten tanışmaya güvenilir mi diyenlere duyurulur. İşin bu yanı bir tarafa, ileride eş konusu da tartışmaya açılacak gibi. Kur'an-ı Kerim'de; onlar biz ıslah edicileriz diye iddia edenlerin, ekini ve nesli bozduğu ve asıl bozguncuların onlar olduğu bildirilmekte.

Aile katlediliyor. Aile yok olursa toplum da yok olur. Toplum yok olursa devlet düzeni çöker. Düzenin çöktüğü yere kaos hakim olur. Sonrasında ise Ordo Ab Chao düsturuna inananlar; Kaostan düzen doğar düsturunu uygulayarak istedikleri tek dünya devleti hedefini uygular. Tabi bu şeytan ve avenesinin senaryosu. Allah, fırsat vermesin ama çok şeytani planlar, adeta ilmek ilmek işleniyor.

Dönelim HSBC'nin o ilginç araştırmaları raporladığı kitapçığın içine. Kitapçığın içerisindeki ana başlıklar ise şöyle;

03 - Neden güvenin doğasını incelemeliyiz
04 - Bugün teknolojiye olan güven durumu
12 - Aşk, şehvet ve rahatlık
14 - Güvenlik korkuları güveni nasıl zayıflatır
18 - Robo danışmanları için dava
20 - Teknolojinin dış sınırlarına güven
24 - H2M ve H2H: makine etkileşimleri nasıl insan ilişkilerinden farklı
27 - Sonuç: yüksek güvene giden yol

İçeriğindeki ana başlıkları belirttikten sonra, o kitapçıktan bir yazıyı sizlere tercüme ederek paylaşıyoruz. Yazının içeriği flörtleşme ile ilgili.

Örnek olay 1: Bir aile üyesiyle randevu ayarlayacak bir makineye güvenir miydiniz?


Yapay zeka daha sofistike hale geldikçe, insan yargısının üstün olduğu alemler küçülüyor. Yine de, kişisel dokunuşun bir yapay zekanın soğuk sayısal becerilerini geçtiği bazı alanlar var mı?

Flört klasik bir durumdur. Bir algoritma, bir partner romantizmi seçerken insan yargısını yenebilir mi?

Araştırmamız öyle olmadığını söylüyor. Ankete katılanların %48'i doğru kişiyi bulmak için bir arkadaşa güveniyor ve üçte birinden fazlası bir aile üyesine güveniyor (%37). Ankete katılanların sadece %8'i, ilişki uzmanları tarafından programlanan insansı bir robota güveniyor.

Yanıtlayanların tekrar düşünmesini sağlayabilir miyiz? Aslında makinenin şansını derinlemesine analiz edebiliriz. İnternet randevularının popülaritesi, elde etmek için geniş veri rezervlerine sahip olduğumuz anlamına gelir ve sonuçlar gerçekten şaşırtıcıdır. Bize hayatımıza rehberlik etmek için makinelerin gücünden bahsediyorlar, hatta bilinçsiz arzularımızdan bahsediyorlar.

Christian Rudder, internet buluşmasının öncülerinden biridir. Match.com ve Plenty of Fish'i de yöneten, artık IAC'ye ait olan arkadaşlık sitesi OK Cupid'i kurdu. Rudder, Harvard'ta Matematik okudu ve verilerdeki kalıpları aramaya takıntılı hale geldi. IAC’ın siteleri ona 55 milyon Amerikalı kullanıcıyı sunuyordu. Bu da ABD’deki her iki kişi için bir hesap demekti.

“Gidip 100.000 beyaz erkek ve 100.000 siyah kadın özel olarak etkileşimde bulunduğunda gerçekte ne olduğuna bakabilirim. Veriler tam orada bizim sunucularımızda duruyordu. Karşı konulamaz bir sosyolojik fırsattı." Sonuçları Dataclysm'de yayınladı: Kimsenin bakmadığını düşündüğümüzde kimiz?

Rudder, hangi özelliklerin önemli olduğunu belirlemek için geniş veri havuzlarında, elemeler yaptı. Sonuçlara bakınca, çekici ve cazibeli insanların talep gördüğünü saptadı. Onlar; orantısız bir ilgi görüyorlar, çok daha fazla mesaj alıyorlar ve kendi mesajlarına daha yüksek cevap oranı alıyorlar.

Yine de, OK Cupid bir 'kör randevu' şeması yürüttüğünde, görüntüleri saklayarak ve eşleşmeler oluşturmak için yalnızca bir uyumluluk puanı kullandığında, memnuniyet oranları yükseldi. Görünüşler alakasızdı. Rudder; “Hangi kişinin daha iyi göründüğünün önemi yok - kör bir kişinin nakavt olduğu ve diğerinin oldukça sade olduğu durumlarda bile - randevulara pozitif puan veren insanların yüzdesi sabitti. Çekicilik önemli değildi.”

Aynı şey iş ortağı kontrol listesinde de geçerlidir. Din, siyaset ve sigara içme gibi öncelikler genellikle "zorunlu" olarak derecelendirilir. Yine de iki dolaylı soru üstün tahmin gücüne sahiptir:

Korku filmlerini sever misin? ve hiç başka bir ülkeye yalnız seyahat ettiniz mi? Uzun süreli çiftlerin dörtte üçü aynı şekilde yanıt verdi, her ikisine de evet ya da hayır. Rudder, "İnsanlar büyük, çarpıcı şeyleri fazla vurgulama eğilimindedir: inanç, politika ve kesinlikle görünüş, ancak neredeyse herkesin düşündüğü kadar önemli değiller. Bazen hiç önemli değiller."

Veriler net: Bir iş ortağı için ne istediğimizi ve neyin önemli olduğunu bilmiyoruz. Bir makine bunu düzeltebilir. Bir aile üyesi, önceliklerinizi dinleyerek bir randevu seçiyorsa, iyi bir eşleşme şansı daha düşüktür.

Faydalanılan kaynak; "HSBC Trust in technology raporu" adlı kitapçık s.23 

https://www.hsbc.com/-/files/hsbc/media/media-release/2017/170609-updated-trust-in-technology-final-report.pdf?download=1

Kripto paralar ve elektronik paralar arasındaki fark nedir? Bitcoin nedir? Bitcoin madenciliği nedir? Bitcoin haram mıdır?

Kripto paralar ve elektronik paralar arasındaki fark nedir? Bitcoin nedir? Bitcoin madenciliği nedir? Bitcoin haram mıdır?

Kripto para ve Elektronik para farkı


Banka hesapları, internet üzerinden alışveriş yapma sistemi, dijital hesaplar ve cüzdanlar, elektronik para olarak kabul edilir. Elektronik para daha eski bir teknolojidir; kripto para ise, nispeten daha yenidir. Elektronik paraların ise denetimli, merkeze bağlı olma özelliği vardır. Mesela SWIFT denilen ağ sistemi ile bankalararası ve uluslarası döviz transferleri gerçekleşir. Sen bir bankadan döviz çekeceğin zaman SWIFT devreye girer ve o işlem yürütülür. Sen eline gerçek kağıt parayı alana kadar aslında, arka plandaki işlemler SWIFT yani elektronik para ağıyla yürütülür. Sen paranı alacağın zaman ise bankanın rezervinde bulunan ve ATM'sine eklediği dövizi alıyorsun. Arka plandaki sistemde ise bu para SWIFT işlemlerine yansıyor.

Kripto para, blockchain teknolojisi üzerinde oluşturulmuş paradır. Yatırım yapılabilir, direkt olarak harcamalarda kullanılmaz fakat reel paraya çevrilebilir. Kripto para denetimsizdir. Hiçbir denetim otoritesi tarafından kontrol edilemez. Ancak yeni geliştirilen yazılımlar ve devletlerin ekonomik regülasyonları neticesinde, kripto paraların büyük bir kısmının takibi yapılabiliyor. Yani kim, nereye, ne zaman, ne kadar miktar kripto para göndermiş, bunun artık büyük bir kısmı takip edilebiliyor. Ancak bunu şöyle yapıyorlar. Kripto paralar henüz günlük kullanıma yayılmadığı için kripto para borsaları üzerinden alınıp-satılabiliyor ve bozdurulup Türk lirasına veya dövize çevrilebiliyor. İşte bu aşamada devletler, borsalardan, kullanıcı bilgilerini istiyor. Bu bilgiler ise TC kimlik numaran, ad ve soyadın, adres bilgilerini içermekte.

Bu aslında devletlerin kimin ne kadar kazandığını, borsalarda kimin ne işlem yaptığını ve yüklü kazanç sağlayanlara vergilendirme getirilmesi için atılmış bir adımdır. Onun haricinde devletler, doğrudan blockchain teknolojisine, Bitcoin'in yazılımına müdahale edemez, değiştiremez. Çünkü blockchain teknolojisi geleceğin teknolojisidir. Onu sadece kripto para dünyasının bir aracı olarak düşünmeyin. Blockchain adeta teknolojik bir devrimdir. Bu aşamada müdahale için internetin tüm dünyada tamamen kesilmesi gerekiyor ki bu da kimsenin istemeyeceği, göze alamayacağı bir şeydir.

Peki devletler, neden bu takip etme konusu üzerinde duruyor? Çünkü vergi kaybı oluşmasını istemiyorlar. İnsanların ne kadar maddi gücünün olduğunu bilmek istiyorlar. Bunun içinde Bitcoin'i artık küresel ölçekte büyük firmalar, bankalar bile kabul etmeye başladı. Dünyadaki rezil ekonomi neticesinde mevcut sisteme güvenini kaybedenler; Altın, Gümüş ve Kripto paralar içinde en değerlisi Bitcoin'e yöneliyor.

Çünkü sınırsız basılan kağıt paralar önceden altına endeksli olarak basılırken ve gerçek değerini korurken, artık sınırsız bir şekilde ve altından bağımsız şekilde basılıyor. Bu da o kağıt paraların yıllar içerisinde altın karşısında değersiz bir kağıt parçası olmasını sağlıyor. 

Bitcoin nedir?


2008 yılında "eşler arası elektronik nakit sistemi" tanımlamasıyla ortaya çıkan Bitcoin (BTC), herhangi bir merkezî otorite tarafından yönetilmeyen, Blockchain teknolojisi üzerine kurulu olan ve geleneksel para birimlerinden farklı çalışan bir dijital para birimidir. Kriptografik olarak güvence altına alındığı için Bitcoin bir "kripto para birimi" olarak anılmaktadır.

31 Ekim 2008 tarihinde Satoshi Nakamoto takma isimli bir kişi ya da grubun "Bitcoin: Eşten Eşe Elektronik Nakit Sistemi" isimli bir teknik doküman (whitepaper) yayımlamasıyla ortaya çıkan Bitcoin, üçüncü parti ödeme sistemlerine, bankalara ve aracı kurumlara güvenme ihtiyacını ortadan kaldırma ilkesiyle doğmuştur. Günümüzde finansal aracı kurumların güven sağlama rolü, Bitcoin'in altında yatan teknoloji sayesinde iki tarafın birbiriyle doğrudan bağlantı kurmasıyla zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Bitcoin teknik dokümanının yazarı Satoshi Nakamoto'nun kim olduğu bilinmemektedir.

Bitcoin neden bu kadar değerlendi?


Bitcoin'i değerli kılan unsurların başında ise "sınırlı arz" gelir. Geleneksel finansal düzenin baş aktörleri Dolar, Euro, Türk lirası gibi itibari para birimleri sınırsız sayıda basılabilir. Ancak Bitcoin'in üretimi 21 milyon adetle sınırlandırılmıştır. Yani altın gibi sınırlı sayıdadır.

Bitcoin anonim midir?


Bitcoin'in tamamen anonim olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Bunun yerine yarı anonim olarak tanımlanabilir. Geleneksel finans siteminde kullanıcılar kimliklerini beyan etmek durumundadır. Bankalar üzerinden isimsiz olarak para transferi yapmak mümkün değildir. Ancak Bitcoin kullanıcıları bir merkezi otoriteye bağlı olmaksızın doğrudan birbirlerine para gönderebildikleri için isimlerini belirtmek zorunda değildir.

Kullanıcıların bu süreçte kimlik namına beyan ettikleri tek bilgi, benzersiz cüzdan kodlarıdır. Taraflardan biri bu cüzdan kodunu kullanarak diğer tarafa doğrudan gönderim sağlayabilir. Ancak bu cüzdanların kolaylıkla takip edilebileceğini belirtmek önemlidir. Bitcoin kullanmak size hiçbir yasayı delme hakkı vermeyeceği gibi böyle bir girişiminiz halinde güvenlik güçlerinin radarına kolaylıkla takılabilirsiniz. Yani kara para aklama veya suç için kullanıldığı zamanlarda başınız ağrıyabilir.

Kripto paralar ilk kez piyasaya çıktığında, gizlilik ve mahremiyet ana çekincelerinden bazılarıydı. Ancak piyasa geliştikçe kripto para kullanıcılarının gizliliği, bozulmaya devam etti. Birçok yönden açık defterler finansal sistemin en şeffaf ödeme geçmişini sunmasından Bitcoin işlemleri anonimliğini kaybetme başladı. Kripto cüzdanlarına doğrudan ekli olan resmi adlar olmamasına rağmen, kullanıcıların gizliliklerini sağlamak için atması gereken birçok adım bulunuyor. Bu yazıda Bitcoin odaklı devam edeceğimiz için gizlilik coinleri, altcoinler ve merkeziyetsiz borsalar gibi konuları sonraki yazı dizilerinde aktaracağız.

Bitcoin caiz mi? Bitcoin konusunda diyanet ne diyor?


Bitcoin ve diğer kripto paraların caiz olma meselesi, birçok insanın bu piyasadan uzak durmasının ana nedenidir. Diyanetin verdiği fetvalar caiz olmadığı yönünde. Hatta iki tane imamı bu işle uğraştığı için yanlış hatırlamıyorsam açığa bile aldı. Ama trajikomik olan ne biliyor musunuz? Aynı fetvanın Dolar, Euro gibi paralar içinde geçerli olması gerekirken onlar caiz görülüyor.

Banknotlar, önceden Altın karşılığında basılıyordu. Yani ne kadar Altın'ın varsa o kadar para basabilir ve piyasaya sürerdin. Ancak ABD bunu 1971'den itibaren kaldırdı ve karşılığı olmayan para basma metodunu getirdi. Üstelik bunu Merkez bankası olan ülkelerin neredeyse hepsi yapmaya başladı.

Karşılığı olmayan ve sınırsızca basılan banknot caiz ama karşılığı olan, altın gibi sınırlı sayıda olan Bitcoin caiz değil. Bizim din adamlarımızın bu teknolojilerden, bu dalaverelerden bihaber olduğu için böyle fetvaları normal karşılıyorum. Hadi dediğiniz gibi olsun. Peki bir iki sene sonra banknotlar kalkıp; Dolar, Euro, Lira yerine elektronik paralar çıkınca ve tüm sistem sanal olunca ne diyeceksiniz? Bunu düşünün önce. Kaldı ki o sistemde de karşılıksız para üretme mümkün. Kripto paralar içerisinde de sınırlı olmayan ve üretilmesi devam edecek olan coinler de vardır ama Bitcoin yazılı ve değiştirilemez kaynak kodlarıyla beraber sınırlıdır, tıpkı altın ve gümüşün sınırlı olması gibi. Onu değerli kılan da bu sınırlı olması ve 21 milyon adetten fazla olmayacak olmasıdır. 14 Ekim 2019 tarihli verilere göre ise piyasaya çıkarılmış Bitcoin adeti ise 17.991.750 adettir. Peki bunu piyasaya kim çıkartır? Elbette Bitcoin madencileri...

Bitcoin madenciliği nedir? Neden ve nasıl yapılır?


Bitcoin madenciliği, Bitcoin piyasası içinde yapılan finansal işlemleri onaylamak, transferleri sağlamak ve yeni Bitcoin'ler üretmek içindir. Blockchain temelinde, merkezi olmayan bir sistemle çalışan Bitcoin madenciliği en hızlı blok üreten ve işlemleri onaylayan kullanıcıya ödül verir. Her yeni Bitcoin üretildiğinde oluşan blokların zorluk seviyeleri de artmaktadır ve bu nedenle madencilik(mining) için çok güçlü işlemcilere sahip bilgisayarlar, antminer gibi cihazlar gerekmektedir.

Özetle madenciler, toplamda 21 milyon Bitcoin'in tamamını çıkarmanın yanısıra, bir adresten başka bir adrese Bitcoin göndermenizi sağlayan aracılar, bir nevi banka gibidir. Bitcoin'in bu sistemi, Blockchain teknolojisinin ilk prototipi ve en eski sistemidir. Zaman geçtikçe daha hızlı ve daha az ücretle bir yerden bir yere kripto para gönderimi de sağlanmıştır ve sağlanmaya da devam etmektedir. Peki madencilerin bundan kârı nedir?

Madenciler, yeni Bitcoin kazımı ile Bitcoin kazanımı sağlamanın yanısıra sistemin de işleyişini sağlamaktadır. Yani Bitcoin madenciliği hem blok zincirine işlemler katmakta hem de yeni Bitcoin'i serbest bırakmaktadır. Madencilik süreci, son işlemleri blok halinde derlemek ve hesaplamada zor bir matematiksel bulmacayı çözmeye çalışmakla ilgilidir. Bulmacayı çözen ilk katılımcı, bir sonraki bloğu blok zincirine yerleştirip ödülleri topluyor. Ödüller madenciliği teşvik ediyor ve hem işlem ücretlerini (Bitcoin şeklinde madene ödenen) hem de yeni çıkan Bitcoin'i içeriyor.

Tüm Bitcoin alım-satım, transfer işlemleri Bitcoin'in bağlı olduğu Blockchain kayıtlarına işlenir ve üyelerden yapılan her işlemin onaylanması istenir. Yapılan Bitcoin işlemleri üyeler tarafından onaylandığında ilgili tutar cüzdanınızdan düşülür ve karşı tarafa eklenir. Bitcoin'lerinizi bir dijital cüzdan aracılığı ile tutar ve saklarsınız. Bu cüzdanın adresine herkes ulaşabilir ve bakiyenizi bile görüntüleyebilirler ancak sizin kim olduğunuzu bilemezler. Tabi bu cüzdanınızla kimlik doğrulama isteyen borsalarda alım-satım yapmamış ve borsalara Bitcoin gönderme gibi işlemler yapmamışsanız. Cüzdanın şifrelenmesi de iki farklı katman ile yapılır. Birisi genel bir şifre ile ulaşabilirsiniz, bir de sadece size özel bir şifre ile alım-gönderim işlemi yapılabilir. 

Madencilik(mining) sayesinde bu transfer işlemleri Blok zincirlerine eklenir ve işlenir, bu zamana kadar yapılan ve gelecekte yapılacak olan tüm Bitcoin işlemleri blockchain kayıtları üzerinden herkes tarafından görüntülenebilir. Madenci de bu işlem sonunda bloğu tamamladığı için ödül olarak belirli bir miktarda ödül BTC alır. Bitcoin'de yapılan işlemlerin sayısı her geçen gün arttıkça blok uzunlukları da oldukça fazla olmakta(defterde tutulan kayıtlar gibi düşünün). Maksimum BTC sayısına yaklaşıldıkça da blok başı dağıtılan ödül BTC miktarları zamanla düşmektedir. Tüm bu sistemi Bitcoin'in üretildiği ve işlemlerinin yapıldığı yazılımsal altyapıda takip edilir ve onaylanır.

Madencilik ve blok işlemleri artış yaşadığı ve madencilik zorluğu arttıkça, madencilik yapan cihazların harcadığı elektrik miktarı da artar. Böyle şeyler de uzun vadede Bitcoin'in değerinin daha da artmasına sebep olur. Çünkü işlem ne kadar artarsa ve sınırlı sayı olan Bitcoin miktarına ne kadar yaklaşılırsa, Bitcoin'in değeri de o kadar artacaktır. Çünkü sınırlı olması sebebiyle, tıpkı altın ve gümüş gibi değerlenmektedir. 21 milyona ulaştıktan sonra bile madencilik devam edecektir. Ancak bundan sonraki süreçte yeni Bitcoin çıkarılamayacak, sadece bir cüzdandan başka bir cüzdana gönderilecek Bitcoin işlemlerini onaylayan bir banka gibi çalışacak bir sistemdir madencilik...

Bir de bulut madenciliği vardır ki o da belli başlı siteler üzerinden yapılır. Bir sistem kuran oluşuma belli bir miktar yatırım yaparsınız. O yatırımla size kazım gücü verilir. O güçle siz de belli bir miktar kazanırsınız ama Bitcoin için bulut madenciliği de artık fayda etmez. Zira kazım gücü çok zorlaştığı için çok yüklü bir miktar yatırmanız gerekir ki o da zaten kendi sisteminizi kuracak bir meblağ eder. Kaldı ki bulut madenciliği yapan sitelerin birçoğu güven vermemektedir.

Bitcoin madenciliği yapmak şu saatten sonra, çok masraflı ve komplike bir iştir. Hatta o kadar ki devlet desteği bile şarttır. ABD bu işte liderliği Çin'e kaptırmıştır. İran bile madencilik için özel destekler vermeye başlamıştır. Zamanında Çiftlikbank diye ortaya çıkan tosuncuk bile, Bitcoin madenciliği ile gelir elde ediyordu. Verilen paralarla madencilik düzeneği kurmuş, göstermelik birkaç tesis açarak da çiftlik ürünleri üretimi yaptığını söyleyerek milleti bu sisteme çekmişti. Çektiği zamanlarda Bitcoin'in tanesi 70-80 bin TL civarlarında olduğu için insanlara ödemeleri rahatlıkla yapabiliyordu. Ama sonrasında Bitcoin düşünce, insanlara sunduğu göstermelik çiftlik entegrasyonları da gümledi. Bitcoin'den ettiği kârla ödemeleri yapan tosuncuk, Bitcoin'in değeri düşünce, ödemeleri yapamadı ve tası tarağı toplayarak ardında binlerce mağdur bıraktı. Hayali düzenek kurmuştu. Oysa insanlar üretim yaptığını sanıyorken, o sadece madencilik yapıyordu. İşin bu kısmını medya pek görmedi.

Tüm bu anlatılanları sindirip anladıktan sonra, diğer yazı dizilerimizde, kripto para borsaları nedir? Altcoin, gizlilik coinler, merkeziyetsiz borsalar nedir? Bitcoin nasıl alınır ve satılır gibi konuları sırasıyla işleyeceğiz.

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

Aslında bu Great Reset Temmuz 2020 gibi planlanmış fakat planın deşifre olması veya aksaması gibi birkaç komplike nedenler sebebiyle Ocak 2021'e kadar ertelenmişti. Great Reset ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel birçok alanın zincirleme olarak yeniden dizayn edilmesi, elitlerin istediği gibi bir dünyaya geçişin mihenk taşıdır. Covid dediğiniz, Sağlık Bakanı'nın mevsimsel grip dediği virüste bunun için ortaya çıkarılmış laboratuvar virüsüdür. Bunlara inanmayabilirsin, gidip aşını da olabilirsin, komplo teorisi, saçmalık diyerek gülüp geçebilir, böyle bir ortamda bile aptalca rahatlık ve gevşeklik içeren davranışlarını sergileyebilirsin. Eğer sen de onlardansan, bu yazıyı hiç okumayabilirsin ve kurban edileceğin günü bekleyen bir koyun olabilirsin.

Gariptir Covid haberlerini milletin gözüne, kulağına, gönlüne korku imparatorluğu oluşturacak kadar abartarak sunan medya organları, bu Great reset olayından söz etmiyorlar bile. Çünkü onlar da elitlerin kontrolünde ya da sponsorları o insan düşmanı, insanlık düşmanı elitler.

Great Reset'in bir diğer ayağı olan ve küresel iklim kaynaklı dönüşüm olarak lanse edilen Green Reset'in bir başka ayağı olan Green Deal (Yeşil Mutabakat) adlı yazı da gerçekten okunulması gerekir. Great Reset yazımızdan sonra Green Deal yazısını da okumanızı tavsiye ederiz.


Grean Deal (Yeşil Mutabakat) nedir? Yeni yiyecek tercihleriniz; böcekler mi, algler (yosun) mi, yoksa yapay et mi?

Artırılmış gerçeklik yemekleri ve üç boyutlu yazıcıların ürettiği yiyeceklerin geleceği nedir? Fosil yakıtların yerini ne alacak? Otomotiv sektörünü neler bekliyor? Akıllı şehirler, Kanal İstanbul ve hava kirliliğine çözüm arayışı.

Yapay et, her kan grubuna uyumlu yapay kan ve terleyen robot çalışmaları ile transhümanizm dönemine geçişin adımları ve daha fazlası bu yazıda. Detaylar için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz; 

https://www.sadecegercek.net/2020/12/green-deal-ile-menulerde-yapay-et-ve-bocekler-olacak.html


İş Yaşamının Geleceğini Resetleme Raporu ve Kitapçığı


Ekim 2020'de yayınlanan bu 31 sayfalık belge, WEF'in kurucularından Klaus Schwab (1974'te WEF'İN kuruluşundan bu yana) ve ortağı Thierry Malleret tarafından “Covid 19 – The Great Reset” (Temmuz 2020) olacağı için “yürütme” nin nasıl yapılacağına dair aşamalı bir plan gibi görünüyor. “Geleceğe Beyaz bir Kağıt Sıfırlama”, oldukça son sürüm değil yani diyorlar. İnsanların tepkilerini ölçmek için bir çeşit taslak, bir deneme balonu.

Dünya Ekonomik Forumu'(World Economic Forum) yayınladığı bu kitapçıkta, (hayatta kalacak) nüfusun %80'ine korkunç bir gelecek vaat ediyor. George Orwell'in 1984 adlı distopik dünyayı anlatan romanı "1984" bile, Dünya Ekonomik Forumu'nun insanlık için aklında ne olduğuna kıyasla iyi huylu bir fantezi gibi okunabilir.

Kanadalı araştırmacı Peter Koenig, bu 31 sayfalık kitapçığın özetini ve can alıcı noktalarını madde madde aşağıdaki gibi sıralamış durumda. Gerçekten bir cellatın hikayesini gibi okur gibi okuyacaksınız. Birçok insan onu kitapçığı okumak şöyle dursun, böyle bir kitapçığın olduğunun farkında bile değildir. Eğer farkında olsalardı, WEF (Dünya Ekonomik Forumu) tarafından dünyaya sunulan, bu son Nazi girişimiyle savaşmak için silahlanırlardı. İşte o üzücü ve insanlar uyanıp, gereken karşılığı bu elitlere vermezse, olacakların sıralandığı özet şu şekilde;

Covid-19'a yanıt olarak planlanan iş önlemleri:


Önce sizlere çeviri olan maddeleri verecek, sonrasında ise eksik kalan, devrik cümlelerin oluşturduğu anlam bozukluğunu ve anlama sorununu giderecek açıklamayı maddelerin sonunda tek tek yapacağım.

Zaman çerçevesi on yıldır-2030 yılına kadar-BM gündemi 2021-2030 uygulanmalıdır.

1- Dijitalleştirilmiş iş süreçlerinin hızlandırılması, tüm iş süreçlerinin %84'ünün dijital veya sanal/video konferans olarak yol açar.

2- İnsanların yaklaşık %83'ünün uzaktan çalışması planlanıyor. Yani meslektaşları arasında daha fazla etkileşim yok. Mutlak sosyal mesafe, insanlığın insan temasından ayrılması.

3- Tüm görevlerin yaklaşık %50'sinin otomatikleştirilmesi planlanmaktadır. Başka bir deyişle, uzaktan çalışırken bile insan etkisi büyük ölçüde azalacaktır.

4- Upskilling / reskilling sayısallaştırmasını hızlandırın (örneğin, eğitim teknolojisi sağlayıcıları) – Beceri geliştirme veya yeni beceriler için eğitimin %42'si dijitalleştirilecek, başka bir deyişle, insan teması yok-hepsi bilgisayar, yapay zeka (AI), algoritmalar üzerinde.

5- Upskilling / reskilling programlarının uygulanmasını hızlandırın-becerilerin %35'inin “yeniden işlenmesi” planlanmaktadır – yani mevcut becerilerin terk edilmesi planlanmaktadır – feshedilmiş ilan edilmiştir.

6- (Örneğin yeniden yapılanma) devam eden örgütsel dönüşümleri hızlandırmak – mevcut örgütsel set %34-ups – ya da bir başka deyişle, mevcut kurumsal yapıları eski örgütsel çerçeveleri, tüm faaliyetleri üzerinde büyük bir kontrol sağlayan dijital yapıların yeni ayarlar için yer açmak için ilan edilecektir “yeniden’ planlanmaktadır.

7- İşçileri geçici olarak farklı görevlere yeniden atayın. Bunun iş gücünün %30'una ulaşması bekleniyor. Bu aynı zamanda tamamen farklı ücret ölçekleri anlamına gelir-büyük olasılıkla, aynı zamanda planlanan “evrensel temel maaş” veya “temel gelir” i yapacak olan yaşanmaz ücretler, zorlukla hayatta kalmanıza izin veren bir ücret, bariz bir ihtiyaç. Ama bu sizi tamamen sisteme bağımlı hale getirecektir-herhangi bir kontrolünüz olmayan dijital bir sistem.

8- İşgücünü geçici olarak azaltmak. Bunun nüfusun %28'ini etkilediği tahmin edilmektedir. Bu, “geçici olarak” asla tam zamanlı olarak geri dönmeyeceği için, kılık değiştirmiş ek bir işsizlik rakamıdır.

9- İşgücünü kalıcı olarak azaltın-işgücünü %13 kalıcı olarak azaltın.

10- İşgücünü geçici olarak artırın – %5 – ne tür bir işgücüne atıfta bulunulmaz. Muhtemelen er ya da geç otomasyon, AI (yapay zeka) ve işyerinin robotizasyonu ile değiştirilecek vasıfsız emek ve elemanlar.

11- İşgücünü sürekli olarak artırın-sadece %1'i “işgücünü sürekli olarak artırın”olarak tahmin ediliyor. Bunlar şaka değil.

Peki bu maddeler ne anlama geliyor?



1- Özetlemek gerekirse sırayla giderek açıklayalım. 10 yıl içerisinde, çalışanların neredeyse %84'ü evden sanal konferanslar üzerinden çalışmaya başlayacağını, insanlar arasındaki iletişimin, bağın daha da koparılarak bir makine gibi düşünmesini sağlayacak, ortamlar oluşturulması hedefleniyor. 

2- İnsanların ezici çoğunluğu olan ve %83'e tekabül eden bir hedefle insanları uzaktan çalışmaya zorlayacaklar. Ayrıca evden çalışacağı için mesai saatleri belirsiz ve çalışma süresi de buna bağlı olarak daha fazla ama ücret daha az olacak. İşverenler ise maliyetlerden kurtulacak. Buna uymayan, direnen işverenler ve firmalar, adeta yok edilecek, hatta devletleştirilecek demektir.

3- Fabrikaların birçoğu zaten otomasyon teknolojisini benimsemiş durumda. Ama bunu diğer tüm sektörlere yayacaklar. Restoran sektörünü adeta bitirmek, insanların bir arada buluşup bir şeyler konuşup, paylaşmasına engel olma yönünde adımlar atmaktalar. Artık global şirketlerin kuryeleri ile söylenen gıda ve ihtiyaç malzemelerini sağlayarak, insanların aldığı en ufak bir ihtiyaç malzemesinin ne olduğunu bile öğrenmeyi hedefliyorlar.

4- Türkiye'de çoktan perişan olmaya başlayan öğretmenleri, eğiticileri ilgilendiren bir madde. Artık eğitimde de insana gerek kalmayacak. Eğitimde de ilerleyen süreçte insan öğretmenlerin yerini robotlar alacak. Yani insan iletişimini giderek koparmak, zaten pamuk ipliğine dönen öğretmen - öğrenci bağını tamamen yok ederek, insanları robotlaştırmaya bir adım daha atacaklar.

5- Eğitimi veren kişilerin değişeceği gibi eğitimde çeşitli metod ve yöntemlerin de değişeceğini belirtmekteler. Hatta mevcut becerilerin yaklaşık %35'e tekabül eden miktarının yeniden düzenlenip dönüştürülmesini belirtmekteler.

6- Bu madde beşinci maddenin devamı gibi görünse de aslında, içerisinde devlet işleyişini, devlet dairelerinin dönüşümü ve değişimini konu alıyor. Sanal icra dairesi, video konferans ile işlem yapan devlet memurları, bankacılık sektörünün değişip dönüştüğü, kripto ve dijital paralar ile herkesin artık bizzat kendisinin bankacı olduğu dönemler için yapılması gerekenler anlatılıyor.

7- Çalışma sistemi ve süresi, tam gün mesai yerine, yarım gün veya dönüşümlü mesai gibi uygulamalarla çalışma saati azaltıldığı için, işçi açığını elindeki elemanı başka pozisyonlarda görevlendirerek kapatmaya çalışma uygulaması. Bunun dünya üzerinde neredeyse %30'a ulaşacak bir sıkıntı olduğu belirtilmekte. Bununla birlikte çalışma ücretleri de yarım gün mesai sebebiyle tekrardan gözden geçirilerek daha düşük, sadece yaşamsal faaliyetlerini karşılayacak kadar cüz'i bir miktara indirgenecek. Bu da ileride sizin mallarınızın, mülklerinizin olmamasına, sana ne verilirse onunla yaşamaya kadar götürecek bir sistemdir. İleride mülkün olmayacak, sana verdikleri temel asgari geçim ücreti ile yaşamını idame ettirmeye çalışacak, sisteme tamamen ve göbekten bağlı bir köle olacaksın.

8- %28' e varan geçici işsizlik olacak. Her ne kadar geçici dense de %13'e yakın bir kısım, gelişen otomasyon teknolojisi ve yeni çalışma düzeni sebebiyle, işine geri dönemeyecek.

9-  Dünya nüfusunun %13'ü civarına tekabül eden işgücü azaltma planı. Bu da dünyadaki %13'e yakın nüfusun, işsiz kalması demek. Yani bu da yukarıdaki maddede geçen %28'lik geçici işsizlikle birlikte hesap edilirse, her on kişiden 1 veya 3 işini kaybedecek demektir. 

10- Sadece yeni gelecek olan otomasyon teknolojileri sayesinde; vasıfsız, haklarından vazgeçmiş %5'lik iş gücünü geçici olarak artırma olarak sunulan raporda, üstü kapalı ve süslü cümlelerle belirtiliyor. Yani efendilerinin robotlarına yardımcı olan, ayak işleriyle uğraşan bir kesim.

11- Bunların haricinde seçkin; biyomühendis, kimyager, mühendis, yazılım mühendisi, mekotronik gibi alanlarda efendilerinin planları için çalışacak satılmış bilim insanları olacak. Bunlar da %1'lik işgücünün arttırılması arkasındaki karar. Ama onlar da para ve gelecek kaygısı taşımamalarına rağmen, köle olacaklar.

Bu, meselenin özeti budur. "Büyük Sıfırlama" uygulaması. Büyük sıfırlama ayrıca, tüm kişisel borçların “affedileceği” bir kredi planının – tüm kişisel varlıkların bir idari organa veya kuruma devredilmesine karşı – muhtemelen IMF (Uluslararası Para Fonu) olabileceğini öngörüyor. Yani, hiçbir şeye sahip olmazsın ve mutlu olursun. Çünkü tüm ihtiyaçlarınız karşılanacaktır. Ama, sisteme katılmamanız gerekir, çünkü-şimdiye kadar her biriniz barkodlu yani sertifikalı Covid aşılarıyla mühürleneceksiniz. İleride belki nano botların aşı içerisinde vücuda enjekte edileceği de bir başka iddia. 

Yapay zeka, Coronavirüs, İmplant Çipler ve Transhümanizm

Bunlara komplo teorisi demeyin. DARPA-Savunma gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı, Pentagon'un bir parçası-ve yıllar önce teknolojiyi geliştirdi. Bunu uygulamak sadece bir zaman meselesidir. Ve eğer biz, insanlar, protesto etmezsek, gerçek düşmanın kim olduğunun farkına varıp gereğini yapmazsak bu daha geç değil, daha erken olacaktır. Bu konulardaki detayları aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Bizim bu yazıdaki önceliğimiz Great Reset çünkü.

https://www.sadecegercek.net/2020/03/yapay-zeka-transhumanizm-coronavirus-5G-ve-yeni-dunya-duzeni.html

Sanal ve merkeziyetsiz uluslar


Great Reset'i incelerken bir diğer konu ise toplulukların, hatta devletlerin sanallaşması, akıllı hükümetler, Yönetişim 2.0 Sanayi 4.0 Para 4.0 gibi konular da incelenmelidir. Bunu da bir diğer yazımız olan Bitnation nedir adlı yazımızdan detaylıca öğrenebilirsiniz. Yazının linki hemen aşağıda;

https://www.sadecegercek.net/2021/06/merkeziyetsiz-sanal-devletler-donemi-bitnation-yonetim-2.0-nedir.html


Merkeziyetsiz, sanal devletler - Bitnation nedir?


ID2020 projesi Covid-19 aşı sertifikası bağlantısı




Great Reset'in yol haritasının bir durağı da ID2020'dir. Bu proje ile 10 yıl içinde 1.3 milyar civarında insana dijital kimlik verilmesi hedefleniyor. Üstelik bu kimlikler göz retinası ile eşleşecek bir teknoloji olacak. Ama 1.3 milyar gibi devasa bir nüfusun nasıl mülteci durumuna düşeceği de merak konusu...

ID2020 projesi ve destekçilerini öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Biz Great Reset yazımıza devam edelim.


https://www.sadecegercek.net/2020/12/id2020-projesi-nedir-dijital-dunya-ve-polis-devleti.html


Açlık Oyunları evreni ve Great Reset'in nihai hedefinin benzerliği


Açlık Oyunları Evreni, Amerikalı televizyon yazarı ve romancı Suzanne Collins tarafından yazılmış Açlık Oyunları kitap üçlemesi'nde geçen kurgusal bir distopyadır.

Açlık Oyunları evreni ve Great Reset'in nihai hedefinin benzerliği

Capitol Açlık Oyunları sistemini Panem halkının isyanının cezasını çektirmek, Capitol'ün kesin gücünü göstermek ve karşı ayaklanmanın sonucunu göstermek için geliştirildi. Alaycı Kuş kitabında, Panem kelimesinin Latince Panem et Circenses'den geldiği söylenmektedir; anlamı ekmek ve sirklerdir.

Bu Roman'ın bir de seri olarak filmleri çekildi. Başrolünde Jennifer Lawrence'ın olduğu film, distopik filmler arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu bilgileri verdikten sonra Panem ve film hakkında biraz daha detaylar vermiş olalım.

Film yakın gelecekte Kuzey Amerika’da 12 devletten oluşan Panem adlı bir ülkede geçiyor. Panem her yıl, bu devletlerden bir genç kız ve bir genç erkeği içlerinden sadece bir kişinin sağ kalacağı amansız bir mücadeleye sokuyordu hatırlasanız. Panem adı ise Eski Roma İmparatorluğu‘nda halkı oyalamak için halka ekmek dağıtıp gladyatörleri arenada dövüştürdükleri uygulamalar için kullanılan bir kavramdır. Bu kavram ‘Panem Et Circensen‘ deyiminden geliyor. Filmde Panem adını bu deyime gönderme olarak kullanılıyor. (1)

Filmi izleyenlerin bildiği üzere Panem ve onun lideri Başkan Snow, 13 mıntıkadan oluşan bu devletlerin hepsini dizginlemiş, kontrol altına almış, geçmişteki isyanları sebebiyle 13. mıntıkayı toptan yok ettmiştir. Tüm bu olaylardan ötürü ve köle oldukları bilincini onların kabullenmesi için Panem her yıl, bu devletlerden bir genç kız ve bir genç erkeği içlerinden sadece bir kişinin sağ kalacağı amansız bir mücadeleye sokuyordu. Tam bir Eski Roma'daki köle düzeni ve gladyatör mantığı.

Başkan Snow adeta bir polis devleti kurmuş, Açlık Oyunları yarışlarına katılan yarışmacıları bile çiple takibine varana kadar otoriterleşmiştir. Sonunda insanların öldüğü bu oyunlara, başkent Capitol ve içerisindeki seçkinlere ve Snow'a karşı isyana kalkmaya karşı en ufak bir teşebbüs bile en ağır şekilde cezalandırılıp, isyan kanlı bir şekilde bastırılıyordu. İşte böyle kölelik düzeninin yaşandığı filmde, isyan ateşini yakan birçok olay yaşanmış, sonunda ise isyan gerçekten başlamıştır.

Filmde bunlar yaşanırken, biz de adım adım bu distopik dünyanın benzerini oluşturmaya çalışan küresel elitlerin planlarıyla karşı karşıyayız. Ya uyanıp gereğini yapacak ve bu köle ve sömürü düzeninin önüne geçeceğiz ya da giderek daha fazla köleleşeceğiz.

Great Reset sürecinde bizi neler bekliyor?


Tasarlanan yeni nesil şehirlerde, 4 komşu aileye bir araba düşüyorken, Mars'a gitmeyi bekleyen insanları, trajikomik bir şekilde bisiklet kıtlığı bekliyorken, yeni nesil enerji kaynakları arasında petrol yokken, insanların araba diye tutturması ayrı bir komedi. Araba lükstü, artık daha da lüks olacak.

Bisiklet tedarik edin, yedek parçalarını da bulundurun, zamanı gelince sebebini anlarsınız. Üretebildiğiniz kadar gıdalarınızı kendiniz üretmenin yoluna bakının. Tarım, hayvancılık gibi sektörleri profesyonel olmasa bile en azından gıdanızı çıkarmak adına öğrenin ve en kısa sürede yapmaya başlayın.

Cüzdanın, gelirin, sosyal skorun, seyahat izni, gıda tüketim izni için zorunlu olacak. HES kodu gibi uygulamalar, bu geçiş evresine alıştırma için pilot programlardan sadece birisi.

Dizi, film, saçma salak programlarla sizi uyutan, yine belli zümrelerin yayın politikalarına sadık kalan, onlar onay vermeden bir istifa haberini bile veremeyen tv kanallarından, kendisi ve hayatı için önemli bir haber alacağını sananlar, gün gelip uyandıklarında başlarındaki ağrı çok şiddetli olacak.

ABD seçimlerini Biden kazandı görünse de işin sonunda kaos var. Kargaşa, anarşi, yeniden düzenleme, kısacası Davos'ta karara bağlanan big reset bu seçimin sonu. Yani şu an kazanan Biden olsa da bir bakmışsın ibre Trump'a dönmüş ya da Trump destekçileri sokağa dökülmüş.

Virüs meselesi ile ilgili Dünya bankasının, ani bir karar değişikliği olmazsa 2025'e kadar yürürlükte olacak planları var. Daha öncede söyledim bu seçim, Dolar'ın değerli bir para birimi olarak girdiği son seçimdi. Bundan sonra Dolar çöküşe geçecek ama buna daha zaman var. ABD'deki meşhur FEMA kampları boşuna yapılmadı. Zamanı gelince oralar yeni düzene asi olanlarla doldurulacak.

Türkiye'de son 1 yılda yem hammaddelerinde (çoğu ithal) fiyat artışı ortalama yüzde 77. Süt yeminde %63 Besi yeminde %60, Dolardaki artış yüzde 46, Çiğ süt fiyatındaki artış (0)sıfır. (2) Gün gelecek buğdayı altınla alacağız ve yine gün gelecek alacağın gıda ürünlerine kota sınırı koyulacak. Bunlara hazırlıklı mısınız?

Polis Devleti ihtimali gerçekten var mı?


Sever ya da sevmezsiniz ama merhum Necmettin Erbakan bunu yıllar önceden söyledi ve uyardı ve şunu ekledi; "Akp'yi iş başında tutmak Siyonizm'in ana vazifesidir." Peki bu ne demek?

Bu; Akp'nin Siyonistlerin planlarını hayata geçirecek bir oluşum olduğunu belirtmektir. Sadece bu da değil; "küresel sosyalizm" olarak adlandırılacak bu yeni düzen, aslında polis devletinin özüdür. Polislikte bir kavram vardır; komiser... Bu kavram ayrıca komünizmde de vardır. Bu bir yana artan polis, asker, bekçi sayıları boşuna değildir. Dünya üzerinde müthiş bir silahlanma yarışı vardır. Bunlar da boşuna değildir.

Dijital kimlikler, TC kimlik numarası, E-nabız, E-devlet gibi hizmetler kolaylığın yanında, takip edilmenizi, arşivlenmenizi ve hakkınızdaki her detayın kayıt altına alınması demektir. Bu hizmetlerin kolaylığına lafım yok ama bu kolaylık, bizlerin ve sizlerin kabul etmesi ve aldatılması için görünen yüzü. İşin arka yüzünde daha karanlık mevzular var.

Bugün gelinen noktada Akp hükümeti, Bill Gates'in GAVI'si ile bazı konularda antlaşmaya bile vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da , “Türkiye'nin salgın sonrası döneme ilişkin çalışmalarda Küresel Aşı İttifakı İnisiyatifi (GAVİ) ve diğer paydaşlarla iş birliği içerisinde hareket etmeye hazır olduğunu” vurguladı. GAVI kimdir, nedir, Hindistan'da ve daha birçok ülkede, aşı üzerinden çocukların sakat kalmasında payı nedir iyice bir araştırın derim.

Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı da Bill ve Melinda Gates vakfı ile ortak bir çalıştay gerçekleştirdi. Alınan kararlar neydi? Araştırıp öğrenmek size düşüyor.

Nüfus kontrolü, gıda kıtlığı, su savaşları ve daha fazlası


Küresel eliltlerin hayata geçirmeyi planladığı bir diğer konuda küresel ısınmayla mücadeledir. Bunun en büyük sebebini bu sıralar çok konuşulan Bill Gates defalarca belirtiş ve nüfus azaltımı hakkında defalarca demeç vermiştir.

2019 Aralık ayının son günlerinde ortaya çıkan Coronavirüs ortalığı kasıp kavururken, Ocak ayında, tam tarihi ile 22-25 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu ya da halk arasında bilinen adıyla DAVOS'ta yapılan konuşmaların genel çerçevesi, iklim krizi, nüfus artışı ve gelir dağılımı gibi konular oldu.

Videodaki konuşmayı yapan kişi nüfus azlığını çevresel sorunların çözümü olarak gören bu kişi ise Jane Goodall'dır. İngiliz primatolog, etolog ve antropolog olan Goodall, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından taltif edilmiş, Dame unvanı verilmiş, evrimci birisidir. Dame unvanı ise kadın şovalye demektir. Tapınak Şovalyeleri devam mı ediyor acaba? Yoksa sadece taltif unvanı mı? Bunun kararı size kalmış.



Jane Goodall konuşmasında; "Dünya nüfusu 500 sene önceki gibi olsaydı, bu sorunların hiçbirini konuşmuyorduk." diyor. Ne yapalım? Aşılarla insanları kısırlaştıralım olur mu? Ya da salgın hastalıklar, kanlı ve büyük savaşlar yapalım. O da mı olmadı? Peki şu nasıl? Evlilik ve nikah haricindeki tüm sapkın ilişkileri teşvik edelim. Evlilikleri zorlaştıralım. Erkek ve kadın arasında gizli bir rekabet savaşı çıkararak doğum oranını azaltalım. Bunun yanında; erkek-erkeğe, kadın-kadına, robot-insan ve en sonunda da pedofili ve zoofiliyi teşvik mi edelim? Nasıl olsa bu anormal ilişkilerin hiçbirinde çocuk olmuyor, yani nüfus artmıyor. Bunu da mı beğenmediniz? O zaman bu sayılanların hepsini yapalım. İşte bu oldu değil mi Goodall hanım?

Aslında Goodall'ın çalıştığı elit zümre aynen yukarıdaki önerileri istiyor ve bunların hayata geçmesi için de tüm hamleleri yapıyorlar. Ekini ve nesli bozuyorlar. Böylelerinden daha zalim, daha cani kim olabilir? İşte küreselcilerin zihniyeti bu. Siz de kafanızı kuma gömerek kadınlar ve çocukların önemsendiğini düşünmeye devam edin.

Gıdalara kota sınırı mı gelecek?


14 Nisan 2020 tarihli bu haberde Vietnam'daki küresel sosyalizm ve mülksüzleştirme örneklerine kanıt olacak bir görüntü var adeta. Bu haber, insanları bekleyen gıda kıtlığı sebebiyle, gıdaya kota konması, fiyatlarının fahiş şekilde artması gibi ileride yaşanacakların deneyi aslında.

Gıdalara kota sınırı mı gelecek?

Vietnam'da koronavirüs salgınında işsiz kalan binlerce yoksula yardım için bazı kentlerde pek çok noktaya ücretsiz pirinç dağıtan otomatlar yerleştirildi. Hue kentinde bu makinelerden sabah 08.00'le akşam 17.00 arasında iki kiloya kadar pirinç alınabiliyor. Yaklaşık dokuz milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık şehri olan Ho Chi Minh Kenti'nde ise "pirinç ATM'leri" günde 24 saat hizmet veriyor.

Otomatlarda kuyruğa girenlerin aralarında 1,5 metre boşluk bırakmaları ve makinelere dokunmadan önce el dezenfektanı kullanmaları gerekiyor. Vietnamlı yetkililer, pirinç otomatlarının sayısını artıracaklarını söylüyor.

Şimdiye kadar 265 koronavirüs vakasının görüldüğü Vietnam'da bu hastalıktan henüz hiç kimsenin ölmediği açıklandı. Ancak hükümet, salgının büyümesini önlemek için halkı evde kalmaya teşvik ediyor. Ülkede iş yerlerinin çoğunun kapanması nedeniyle çok sayıda kişinin işini kaybettiği belirtiliyor.

Böcek tüketimine teşvik, kırmızı et tüketimine vergiye hazırlanılıyor


Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi, böceklerin satışını “yeni gıda” olarak onayladı, yani yıl sonuna kadar kıtada insan tüketimi için seri olarak üretilmeleri muhtemel.

1997'den bu yana AB, insanlar tarafından tüketilme tarihi olmayan ürünlerin satışına izin vermek için “yeni bir gıda” sınıflandırması gerektirdi, yani İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde yirmi yılı aşkın bir süredir böcek satışı yasaktı.

Böcek tüketimine teşvik, kırmızı et tüketimine vergiye hazırlanılıyor

Bununla birlikte, yeni onayla, böcek bazlı gıdaların seri üretimi bu yılın ilerleyen dönemlerinde hızlanacak. Bu ise çekirgelerin, sonbaharda süpermarket raflarında görünebileceği anlamına gelmekte.

Christophe Derrien, böceklerin hem bağımsız bir gıda olarak satılmasını hem de mevcut ürünlere dahil edilmesini dört gözle bekliyor, böceklerin büyük bir protein kaynağı olduklarını ve böcek gıdalarının üretiminin gezegene zarar vermediğini savunuyor. “Yiyecekler, tüm böceklerin aperatif olarak barlarda sunulmasına veya makarnalarda ve böceklerden yapılmış burgerlere ve işlenmiş gıdalara kadar uzanıyor” dedi.

Daha önce de vurguladığımız gibi, insanlar son yıllarda kültürel kurumlar ve medya tarafından büyük ölçüde teşvik edildi. Çünkü insanlar küresel felakete karşı 'Yeşil Yeni Fırsat' programları adı altında önemli ölçüde daha düşük yaşam standartlarını kabul etmeye hazırlanıyor.

Tüm bunların yanında Danimarka 2016'dan bu yana ete ek vergiler koymayı tartışmaktaydı. Aynı süreç Almanya gibi Avrupa Birliği'nin demirbaşı olan bir ülkede de 2019 yılında tartışmaya açıldı. İlerleyen süreçte nüfusu artışını azaltmak, küresel ısınma ve  hayvanlardaki salgın hastalıklar gibi bahanelerle, kırmızı et üretimini azaltacak ve kalan kısmına da ek vergiler getirilecek.

Bu, koronavirüs salgınının neden olduğu beklenen ekonomik durgunluk ve hatta resesyon ile daha da kötüleşecektir. Ekonomist gibi küreselci yayınların, onu okuyan elitlerin asla kriket(çekirge) veya yemek kurtlarını katır kutur yemeyeceklerini bilmemize rağmen, bizlere böcek yeme fikrini alternatif olarak teşvik etmelerinin nedeni budur.

Bireysel silahlanma, anarşi ve yağma ihtimali 


Eğer devletler 2030'a kadar ki bu uzun süreçte, kontrolü yitirir, halkı sefalete düşürür, sosyal patlamalara zemin hazırlayacak doğrultuda politikalar izlerse, şüphesiz anarşi ve yağma kaçınılmazdır.

İngilterede dükkanları yağmalayanlar, ABD seçimi sırasında, yağma tehlikesine karşı dükkanlarını kapatan işletmeciler, hepimizin aklında. Ayrıca Coronavirüs'ün ABD'de yayılmasından sonra, sadece ABD'de silah satışları %800 artmış durumda.

25 Mart tarihli haberde; Koronavirüs (Covid-19) vakalarının yoğunlaştığı ABD'nin Oklahoma eyaletinde silah mağazası sahibi olan David Stone, "Satışlarda yüzde 800 civarında bir artış gördük" diyerek yakında elindeki stokların tükeneceğini ifade etti.

Washington eyaletindeki Lynnwood Gun'un sahibi olan Tiffany Teasdale ise ilk kez mağazasının önünde kuyruk oluştuğuna dikkat çekerek, "Eskiden en iyi günlerde 20 ila 25 silah satabiliyorduk. Bu aralar bu rakam 150’ye kadar çıkıyor. İnsanlar krizin büyüyerek, evlerinin soyulmasından korkuyor, bu yüzde buradalar" ifadelerini kullandı.

Sözün özü; Coronavirüs, Big Reset'in başlatma butonudur.


Sistem çökmüyor daha da güçleniyor. Avrupa'da; Fransa, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde sokaklara dökülmüş çiftçiler başta olmak üzere, birçok topluluk aylardır sokakta eylemdeydi. Normalde orduyla bile içeriye tıkamayacakları toplulukları virüsün korkusuyla ve gönüllü olarak içeriye tıktılar.

Sıkı yönetimde bile yapmanın zor olduğu ve halkların normal şartlarda asla istemeyeceği ordunun şehirlerde boy göstermesi ve asayişi sağlaması, olası yağma, hırsızlık ve cinayete karşı halk tarafından istenir ve beklenir oldu.

Virüsle başlayan değişim süreci ilerleyen zamanlarda sosyal skorlama uygulamasının birçok ülkede önünü açacak. İnsanlar aldıkları puanlara göre A, B, C ve D olarak dört farklı kademede ölçülecek. Bin puan ve üzerinde notu olan vatandaşlara "A" verilecek ve bu kişiler örnek vatandaş olarak bilinecek. Notu kötü olanlar kredi alamayacak, restoranlara ve otellere kabul edilmeyecek.

Dijital kimlikler ile damgalanacak, sonrasında ise birçok insanın vücuduna gönüllü olarak alacağı çiplerle, bizzat çipli köleler olacaksınız. Bunu da çipli aşılar üzerinden yapacaklar. Her an takip edilecek, sosyal skorlamada ceza alırsanız çipler üzerinden vücudunuzda istemsiz tepkimelere maruz kalacaksınız.

Bugün alkışladığınız ve değer verdiğiniz doktorların yerini ameliyat yapan, teşhis koyan, tedavi yapan robotlar alacak ve robotların bu konuda daha iyi olduğunu konuşacaksınız.

Zaten baronların kontrolünde olan medyanın yalanları daha yoğun şekilde beyinleri yıkayacak. Sosyal medyada ise cadı avı başlayacak. Doğru konuşanlar, duyulmasını istemedikleri şeyleri duyuranlar, tek tek paketlenecek.

İşsizlik ve ekonomik bağımlılık daha da artacak. Devletler para dağıtacak. Önemli şirketler değersizleştirilip bitirelerek devletleştirilecek, birçok devlet, daha otoriter bir yapıya bürünecek. Sonraki süreçte uluslararası kuruluşlar üzerinden devletler teslim alınacak, küresel bir yönetim kurulacak. Planlanan ve istenilen düzen budur. Bu düzen, siz ve biz uyumaya devam edersek, emeline ulaşacaktır.

Bu arada sözlerimize şüphe ile bakanlar, 31 sayfalık Dünya Ekonomik Forumu'nun çıkardığı kitapçığı kendileri de okuyabilir.


2-) Türkiye Yem Sanayicileri Birliği