Green Deal ile çok yakında, menülerde yapay et ve böcekler olacak.

Green Deal ile çok yakında, menülerde yapay et ve böcekler olacak - Angelina Jolie böcek yedi

Daha önceki yazılarımızda Great Reset'e en can alıcı detaylarına kadar değinmiştik. Ancak Great Reset ile birlikte Green Deal (Yeşil Mutabakat) olarak bilinen bu mutabakata pek değinmemiş, yüzeysel bırakmıştık. 

Grean Deal (Yeşil Mutabakat) nedir?


Yeşil Avrupa Sözleşmesi Bu mutabakat özetle; Avrupa Komisyonu'nun 2050'de Avrupa iklimini nötr hale getirme amacı ile bir dizi politika girişimidir. Ayrıca, AB'nin 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını azaltma hedefini 1990 seviyesine göre en az %50 ve %55'e çıkarmak için bir etki değerlendirme planı sunulacaktır.Plan, iklim değerlerine ilişkin mevcut her bir yasayı gözden geçirmek ve ayrıca döngüsel ekonomi, bina yenileme, biyolojik çeşitlilik, çiftçilik ve yenilikçilik hakkında yeni yasalar çıkarmaktır.

Green Deal'e derinlemesine yoğunlaşmadan önce, Great Reset nedir bilmeyenler için, o yazıya ulaşabilecekleri bir bağlantı ekleyelim. Aşağıdaki resme tıklayarak, Great Reset adlı yazımıza da ulaşabilirsiniz.

Great Reset nedir? Büyük reset yaklaşıyor, Açlık Oyunları gibi distopik bir dünyayı kabullenmeye hazır mısınız?

Great Reset ve Green Deal ile entegreli bir proje daha var. O da ID2020 projesidir. Bu proje özetle kimliksiz insanlara kimlik verilmesi olarak lanse edilse de arkasında çok daha karanlık planlar bulunmakta. Aslında Great Reset, Green Deal, ID2020 gibi projeler bir bütündür. Bir sacın ayakları gibi hepsi bir temeldir. Konuya tam hakim olmak için ID2020 projesi de bilinmelidir. Onu da aşağıdaki resme tıklayarak okuyabilirsiniz.

Çok uluslu şirketlerin ID2020 dijital kimlik projesi nedir Hedeflenen dijital dünya, polis devletine mi çıkıyor

Küreselcilerin yayın organı The Economist daha önce bunu 2018'de de vurgulamış ve 2050'ye kadar yapay et ve böcekler gibi besinlerin, insanların sofralarında yer alacağını belirtmişti. 17 Kasım 2020 tarihinde yayınladığı yazısında ise bunu 2021'e kadar çekmiş ve yakında sofralarımızda olacağını belirtmiş. Sosyal medya hesaplarımızdan bizleri sıkı takip edenler hatırlayacaktır, insanları böcek yemeye zorlayacak şartlar, oluşturulacağını önceden belirtmiştik. Ancak Economist'in bu yazısına değinmeden önce, gelin Bill Gates'in konuşmasına bakalım.


Aşı ve çip spekülasyonu ile gündeme gelen Bill Gates'in TED konuşmalarından bir kesiti dinlediniz. Bill Gates, Dünya nüfusunun azaltılması gerektiğini ve bu konuda bazı kişilerle birlikte (artık kimlerden bahsediyorsa) iyi işler yaptıklarını anlatıyor.

Bill Gates, yaptığı bir konuşmada. Nüfusun azaltılması gerektiğini, karbondioksit salınımının çok fazla olduğunu, kaynakların yetersizleşeceğini ve bunun için aşılarla, doğum kontrolü gibi önlemlerle nüfusu azaltma çalışmaları yaptıklarını söylüyor.

Peki ama aşı ile nasıl nüfus azaltılır? Başta kısırlaştırarak. Başka nasıl azaltılır? Uzun vadede doğum anormallikleri sağlayacak kimyasallarla ve sonrasında da kürtaja teşvik sağlamakla. Nüfus azaltımı ve aşı arasında organik bağ budur. Şerefini satmamış, önüne konulan ezber makalelerden papağanlık yapmayıp, bizzat kendisi araştıran doktorlar bile Otizm ve aşılar arasındaki bağlantıyı defalarca belirtmişlerdir.

Bunları belirttikten sonra, küreselcilerin yayın organı olan The Economist'in böcek yazısına değinelim. İlk olarak 7 Temmuz 2018'deki yazısına değinelim.

Böcekler mi, algler (yosun) mi, yoksa yapay et mi?


- Mutfak masanızda 2050'de insanlığı destekleyebilecek gıda maddelerini inceleyin

The Economist - Yeni gıda maddeleri; böcek, yapay et ve algler

Dünya ısınırken ve nüfus 2050'de beklenen 9,7 milyar insana ulaştıkça gıdaya yaklaşımını yeniden düşünmek zorunda kalacak. Menüde, cırcır böcekleri ve un kurtları gibi böceklerin protein kaynağı olarak daha geniş bir şekilde benimsenmesi; bitkisel proteinlerden yapılan veya fıçılarda yetiştirilen suni et; spirulina ve diğer alg türlerini bir gıda takviyesi veya kendi başına bir gıda maddesi olarak kullanmak; ve bir bardakta besleyici olarak eksiksiz bir yemek sağlayan fütüristik protein shake'leri - Mars'ı keşfetmeye geri dönmesi gereken meşgul bir astronot için kullanışlı. Ya da belki de tarifleri indiren ve yemeklerimizi malzemelerin kartuşlarından 3 boyutlu olarak yazdıran, geleceğin aşçılarının keşfetmesi için her türden yeni şekil ve dokuyu açan yiyecek robotları kullanacağız.(1)

Evet, The Economist yazısı yukarıdaki paragrafla başlıyor. Yine yukarıdaki resimde görülen uygulama ise Snapchat'te kullanılan bir efekt. Bu efektin sahibi ise "Kabaq" adlı yeni bir girişime ait. Kabaq adlı firma kendisini şöyle tanımlamakta;

Artırılmış Gerçeklik Yemekleri


Kabaq, kullanıcıların masalarında sanal 3D yiyecekleri görmelerini sağlar. Restoranda ve çevrimiçi sipariş verirken... Kabaq, ultra yüksek kaliteli 3D modeller oluşturmak için gelişmiş tarama teknolojilerini kullanır. Bu 3B modeller, artırılmış, sanal ve karma gerçeklik deneyimlerinde kullanılabilir. (2)

Yazıda Kabaq adlı girişimin arttırılmış gerçekliğine değinen Economist dergisi, henüz koku ve tat gibi duyulara hitap etmeyen bir teknoloji olmasına rağmen arttırılmış gerçeklik ile yemeklerin ilerideki görüntüsünün çıkarımının bu arttırılmış gerçeklik ile yapılabileceğini vurgulamakta. Yazının tercümesine devam edelim.

Yenilen Böcekler


Fütüristik menümüz kahvaltıyla başlar: un kurdu unundan yapılmış, pişmiş, çıtır solucanlar, kuru kavrulmuş cırcır böcekleri, çilek ve çikolata sosuyla servis edilen waffle. Yaklaşık 2 milyar insan zaten böcek yiyor; 1500'den fazla yenilebilir tür vardır ve bunlar protein açısından zengindir. Böcekler, çok az sera gazı emisyonu üretirken, yemi çok verimli bir şekilde yiyeceğe dönüştürür. Böylece daha sıcak, daha kalabalık bir dünyada sürdürülebilir bir protein kaynağı olabilirler.

Ancak herkes böcekleri, tırtılları veya cırcır böceklerini yeme fikrini sevmez. Yenilebilir böceklerin çoğu vahşi doğada yakalanır, bu yüzden ölçeklerde yetiştirilip yetiştirilemeyecekleri belli değildir. Ve böcek tüketimi ile ilişkili güvenlik, toksisite ve alerjiler hakkında çok az araştırma yapılmıştır. Ancak belki de böceklerin daha geniş tüketiminin önündeki en büyük engel “yuck" (tiksinti) faktörüdür: Batı'daki birçok insan mutlu bir şekilde karides ya da beyaz keçi yiyecektir, ancak çekirge yeme fikrine geri dönecektir.

Yine de tüketicinin zevklerinin hızla değişebileceğini hatırlamakta fayda var. Sadece yirmi yıl önce, Batı'da çok az insan düzenli olarak suşi yiyordu. Her şey başarısız olursa, böcekler makarna sosları gibi yiyeceklerde görünmez bir bileşen olarak kullanılabilir. Bu, çekirgelerde öğle yemeğini daha lezzetli hale getirebilir.

Yapay et 


Bu sıradan bir hamburger gibi görünebilir, ancak aslında et benzeri bir renk vermek ve "kanamasını" sağlamak için kırmızı pancar da dahil olmak üzere bitki bazlı proteinden yapılmış bir Beyond Burger. İster bitkilerden yapılmış isterse fıçılarda hayvan hücrelerinden yetiştirilmiş olsun, yapay et daha ucuz ve gerçekçi hale geliyor ve hayvancılıktan çok daha sürdürülebilir olabilir.


Bugün et üretimi için büyük miktarda su kullanıyor ve hayvancılık tüm dünya araçlarından daha fazla sera gazı yayıyor. Ayrıca gezegenin mevcut topraklarının dörtte birini işgal ediyorlar. Bu nedenle, yapay et üretimi çok daha çevre dostu olabilir-ve her yıl 65 milyar insanı yiyecek için öldürülen hayvanlara daha az acımasız olabilir. Ancak üretim fiyatı önemli ölçüde düşmüş olsa da, hala gerçek etten üç kat daha pahalıya mal oluyor. Ve eğer tutumlar ete karşı kararlı bir şekilde dönerse, bu, istihdam ve gıda güvenliği için hayvancılığa bağlı 1.3 milyar insanın geçim kaynaklarını tehdit edebilir—potansiyel olarak istihdam için otomasyondan çok daha büyük bir tehdit. Ama yapay etin gerçekten potansiyeli olduğuna hiç şüphe yok.


Spirulina


Afrika, Meksika ve Myanmar'ın oldukça alkali göllerinde büyüyen bir yosun türü olan spirulina, hiçbir zaman tam anlamıyla dışarı çıkmamış harika bir besindir. Spirulina tozu ağırlıkça% 60 proteindir ve burada kurabiyelerle gösterildiği gibi diğer yiyeceklerle karıştırılabilir veya gıda takviyesi hapı olarak alınabilir.

Spirulina tozu

Dihe adı verilen spirulinadan yapılan kurutulmuş kekler, spirulina'nın çoğu öğüne dahil olduğu Çad'da geleneksel bir besindir. Tanklarda büyüyen spirulina, çok daha az su kullanırken soya fasulyesinden birim alan başına 20 kat daha fazla protein ve sığır etinden 200 kat daha fazla protein üretebilir. 

Spirulina kek

Ancak açık tanklarda üretimi ölçeklendirmek zordur, çünkü algler oluştukça güneş ışığının suya daha derin nüfuz etmesini önlerler. Bazı alg türleri zehirlidir, bu nedenle saflığın sağlanması hayati önem taşır. Birleşmiş Milletler spirulina'yı gelecek için ümit verici bir gıda olarak onayladı - 1974'te. Şimdiye kadar spirulina, ebedi geleceğin besini olmaya devam ediyor.

Öğün yerine geçen shake içeçekler


Bir shake veya snack bardan ihtiyacınız olan tüm besinleri alabilecekken neden geleneksel yiyecekler yiyorsunuz? Popülerliği giderek artan bu tür öğün yerine geçen ürünler, hızlı tüketebileceğiniz beslenme açısından dengeli bir öğün sağlar. Sporcuların, zayıflatıcıların ve astronotların diyet alımlarını tam olarak izlemelerine izin veriyorlar. Ve bir Silikon Vadisi girişimi işleten bir girişimciyseniz veya Mars'ın yüzeyini keşfeden bir bilim adamıysanız, spagetti pişirmeye veya köri hazırlamaya gerçekten zamanınız var mı? Teknik tiplere göre bu çok daha verimli ve fütüristik görünüyor. Ancak mega zengin değilseniz, biraz zaman kazanmanın pahalı bir yolu olabilir. Uzun vadeli tüketimin sonuçları belirsizdir ve öğün yerine geçen ürünlerle ilgili sağlıkla ilgili iddiaların çoğu kanıtlanmamıştır. Ve neden gerçek yemeğin zevklerini, tadı sıkıcı olan ve yine de aç hissetmenize neden olabilecek bir şey için terk edesiniz? Çok iyi bir sebebin olmalı.(1)

Burada Economist dergisi; Herbalife, Bertrand gibi shake içecek tarzı gıdaların, zamanla insanların bir kısmının ana besin olup olmayacağını tartışmakta. Ancak bu tarz dönüştürülmüş ve işlenmiş besinlerin, uzun vadede insan sağlığına nasıl etki edeceği hakkında bazı sorunlar olabileceğini, üstü kapalı olsa da belirtmiştir.

3D Baskılı gıda


3D gıda baskısının savunucuları, mürekkep püskürtmeli bir yazıcıya giren kartuşlar gibi, bileşen kapsülleri içeren bir makinenin yüklenmesini hayal ediyor. Daha sonra bu malzemeleri ısıtıyor, pişiriyor ve bitmiş gıda maddeleri haline getiriyordu. Yiyecek yazıcıları potansiyel olarak bir avuç temel malzemeden çok çeşitli yemekler hazırlayabilir; bu, zaman baskısı altında olan ebeveynler, yaşlılar ve astronotlar için kullanışlı olabilir: NASA'nın bir pizza yazıcısının geliştirilmesini finanse etmesine şaşmamalı. 

Disfaji hastaları için 3D baskılı biftek, sosis, mısır ve brokoli güvenlidir.

Natural Machines'in ürettiği cihazlar ile yapılan ve Disfaji hastaları için 3D baskılı biftek, sosis, mısır ve brokoli güvenlidir.

Şu anda çöpe giden çirkin sebzeler ve diğer yiyecekler, baskı için hammaddeye dönüştürülebilir. Yeni şekiller ve dokular mümkün olacak ve özel diyet ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamak kolay olacaktı. Ancak, 3B gıda yazıcıları şu anda yavaş ve pahalıdır ve yalnızca püskürtme uçlarından sıkıştırılabilen sınırlı bir malzeme yelpazesini yazdırabilir. Yerel pizza dağıtım hizmetinizin henüz endişelenecek bir şeyi yok; “Star Trek” filmindeki yiyecek kopyalayıcısı hala çok uzakta.(1)

Evet yeni dünyanın yiyeceklerine bazı örnekleri The Economist dergisinden ve somut örneklerle verdik. Bu arada Natural Machines'in mini boy ürettiği 3D baskılı yiyecek üreten en ucuz ürünü bile 4000 dolar değerinde bulunmakta. Şimdi gelelim 17 Kasım 2020 tarihli bir diğer Yeşil Mutabakat'ı vurgulayan başka bir Economist yazısına...

Menüde yenilebilir böcekler ve laboratuvarda yetiştirilen etler var. Yakında size yakın bir masaya geliyor



Dünyada iki milyar insan düzenli olarak böcek yemesine rağmen, Batı'daki tüketiciler tarihsel olarak bir gıda kaynağı olarak onlardan uzak durdu. Ancak gıda üretiminin çevresel etkisine ilişkin endişeler, menüye böcekleri koyuyor: Protein açısından zengindirler ve sığır eti veya domuz eti gibi etlere göre üretilmeleri daha sürdürülebilirdir.

Böcek ürünleri artık birçok ülkede mevcuttur. İngiltere'de kriket atıştırmalıkları, Almanya'da yemek kurdu burgerleri ve Kanada'da süpermarket markalı kriket tozu satın alabilirsiniz. Ancak, mutfak konusunda niş bir ilgi olmaya devam ediyor: Uluslararası Gıda ve Yem Böcekleri Platformu (IPIFF) tarafından yapılan araştırma, Avrupa Birliği'nde 9 milyon insanın 2019'da böcek ürünleri yediğini tahmin ediyor - nüfusun sadece% 2'si. Bu sadece yuck (tiksinti) faktörü yüzünden değil. Düzenleme ya da eksikliği de bir rol oynar.

2018 yılına kadar böcekler, yaygın olarak gıda maddesi olarak kabul edilmedikleri için herhangi bir AB yönetmeliği kapsamına girmiyordu. Her üye devlet, böcek dostu olmaktan böcek fobisine kadar değişen tutumlarla kendi kurallarını koydu. AB’nin Yeni Gıda Direktifinin yürürlüğe girmesiyle bu durum değişti. Ancak böcekleri kapsamasına rağmen, her tür için ayrı izinler gerektiriyor ve bunlardan ilki 2021'in başlarında bekleniyor.

Avrupa böcek üretimi istatistikleri

Bu, böcek bazlı gıda maddeleri üreticilerinin ürünlerini AB'nin tamamında ticarileştirmelerine olanak tanıyacak. Bu da onları kapasiteyi büyütmeye teşvik edecektir. IPIFF, üretimin 2019'da sadece 5.000 tondan 2030'a kadar 260.000 tona çıkacağını tahmin ediyor. Ve bütün cırcır böceklerinin sesini sevmiyorsanız endişelenmeyin: üreticiler bütün yerine böcek tozlarına veya bileşenlerine güveniyorlar. böcekler, büyümeyi yönlendirmek için (tabloya bakınız). Ve o zaman bile, dolaylı olarak böcek yemeye başlayabilirsiniz.

Bifteğini al ve ye..


Bunun nedeni, böceklerin balık unu ve soya fasulyesi gibi hayvan yemlerinde çevreye zarar veren proteinlere olan bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilmesidir. Dünyanın vahşi balık avının beşte biri, bazı bölgelerde aşırı avlanmaya katkıda bulunan balık unu yapmak için kullanılırken, soya üretimi Güney Amerika ormanlarında hasara yol açıyor.

Gelişmiş dünyanın çoğunda, böceklerin balık yemi ve evcil hayvan yemlerinde zaten izin verilir. 2018'de Amerika Gıda ve İlaç İdaresi, AB'nin 2020'nin sonlarında veya 2021'in başında yapması beklenen kanatlı yemlerinde böcek kullanımını da onayladı. Protix, Ÿnsect ve InnovaFeed gibi Avrupalı böcek üreticileri, AB'nin 2017 yılında balık yeminde böcek kullanımına izin vermesinden sonra milyonlarca Euro topladı; kümes hayvanları yemi pazarının açılması bir başka adım değişikliği olacak. Tabii ki, böcekler şu anda soyadan daha pahalıya mal oluyor, ancak yem üreticileri için, küresel pandemi ve artan tüketici farkındalığı göz önüne alındığında, ödemeye değer olacak yeşil, genellikle evde yetiştirilen bir protein umudu sunuyorlar.

Et üretiminin çevresel etkileri ile başa çıkmanın bir başka yolu da, bir çiftlikten ziyade laboratuvarda et yapmaktır. Bu, bir hayvandan kök hücrelerin alınmasını ve bunları bir biyoreaktör içinde, büyüme ortamı adı verilen, besin açısından zengin bir sıvıya daldırılmış olarak büyütmeyi içerir. Hücreler çoğalmaya başladığında, kas ve yağ olarak farklılaşmaları sağlanabilir. Bilim adamları daha sonra ortaya çıkan hücreleri bir üründe bir araya getiriyorlar - en basit olanı kıyma gibi gevşek bir şeydir. 50'den fazla girişim, burger, tavuk kanadı, karidesli köfte ve biftek gibi çeşitli türlerde kültürlü et ürünleri üzerinde çalışıyor. 2021'de tüketiciler laboratuvarda yetiştirilen eti kendileri deneyebilecekler.

Tufts Üniversitesi'nde biyomedikal mühendisi olan David Kaplan, laboratuvarda yetiştirilen eti pazara sunmanın önündeki ana engellerin "maliyet, maliyet ve maliyet" olduğunu söylüyor. Doku mühendisliğinin ölçeğe göre yapılması aşırı derecede pahalıdır. Hollandalı bir girişim olan Mosa Meat tarafından 2013 yılında ortaya çıkan mütevazı görünümlü hamburgerin üretimi 250.000 € (300.000 $) tuttu. Ancak Ocak 2020'de Northwestern Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, sürecin en pahalı kısmı olan bir tür büyüme ortamının maliyetini % 97 oranında azaltmayı başardılar. Sonuç olarak, Mosa Meat'ten Hannah Tait, laboratuvarda yetiştirilen hamburgerlerin maliyetinin satışa çıktıklarında çok daha uygun bir meblağ olan 9 dolara düşeceğini söylüyor.

Endüstri gözlemcileri, California merkezli bir girişim olan Memphis Meats'in piyasaya sürülen ilk girişimci olabileceğini düşünüyor. Mayıs 2020'de, kültürlü ete yapılan önceki tüm yatırımların maliyetinden daha fazla olan 186 milyon dolar topladı. Beyond Meat ve Impossible Foods tarafından üretilenler gibi bitki bazlı et ikamelerinin başarısı, yatırımcıların iştahını artırdı. Avrupa, İsrail ve Asya, endüstri için diğer küresel merkezlerdir.

Böceklerde olduğu gibi, bazı insanlar için iğrenç bir faktör var - ama aynı zamanda zorlayıcı bir çevresel argüman da var. Kültürlü et, geleneksel olarak üretilen Avrupa etine göre% 99 daha az arazi ve yaklaşık% 90 daha az su kullanır, bu da onu çok daha sürdürülebilir kılar. Üreticilerin buna et demesine izin verilmeli mi? Etiketleme konusunda bazı tartışmalar oldu. Ancak Memphis Meats'den Eric Schulze, "küresel düzenleyici topluluk ezici bir çoğunlukla alıcı oldu" diyor. Amerikalı ve Avrupalı düzenleyiciler, kılavuzlarını zaten özetlediler.

Dr Kaplan, 2021'de menüde kültürlü et görmeyi bekleyin diyor. "Başka seçeneğimiz yok" diyor. "Yapmazsak başımız belada." (3)

Grean Deal (Yeşil Mutabakat) ile değişecek diğer alışkanlıklar


Evet, yukarıda küreselcilerin birçok olacakları önceden haber verdiği Economist dergisinden, ilk etapta 2030'a sonrasında da 2050'ye kadar gıda üzerinde planladıkları bazı gerçeklerin aktarıldığı iki yazıyı tercüme ederek sizlerle paylaştık. Peki ama bu değişiklikler sadece gıda çevresinde mi yaşanacak? Elbette hayır.

Otomotiv sektörü ve kişisel araç sahibi olma konusunda yaşanacak değişiklikler


Otomobil fabrikaları tamamen değişip dönüşecek. Az çok haberleri takip edenler Volkswagen adlı Alman menşeili üretici firmaya, 2009-2015 yıllarındaki araçlarında emisyon değerlerini yanıltıcı ve düşük gösterilmesi sebebiyle verilen 15 milyar dolarlık rekor cezayı hatırlayacaktır. Nedense 6 yıl boyunca fark edilmeyen olay 6 yıl sonrasında fark edilmiştir.

İşte bu ve bunun gibi cezalar, dönüşmeyen, değişmeyen bütün firmaların kapısını çalacak. Araçlar tamamen çevreci olacak. 2016'dan itibaren küreselcilerin ağababalarından olan Rockefeller hanedanı bile, petrolü gözden çıkarmış, hatta sonrasındaki süreçte Exxon Mobil hisselerini satışa bile çıkarmıştır.(4) Ne gariptir ki bu hamleden sonra, petrol üzerine ayak direten Exxon Mobil'e soruşturmalar bile açılmıştır.

Kurtlar Vadisi'nin 83. bölümünde, baron seçilen Polat Alemdar, Samuel Vanunu'dan konseyin dış bağlantıları hakkında brifing alırken, petrolün 2020'ye kadar önemini koruyacağını söylüyor. Bunu söylediği tarih ise 2004-2005 arasındaki bir süreç. Ayrıca Samuel; "çocuklarının kendisinin bildiği şeyleri bilmesine gerek yok. Çünkü benden sonra dünya çok başka bir hal alacak" tarzında şaşırtıcı söylemlerde de bulunmaktadır.



Dizel ya da motorinle çalışan araçları unutun. Geleceğin dünyasında fosil yakıta yer yok. Bunu yakan araçlara da... Ayrıca otomotiv almak da eskisi kadar kolay olmayacak.

New York Times’ta çıkan bir habere göre şehirler gün geçtikçe araç trafiklerini azaltma ve sıfır karbonlu alanlar yaratma peşinde. Bir çoğu otomobillerin rolünü yeniden belirlemek için çeşitli ölçümler yapıyor. Onları bu konuya dair çalışmaya iten en önemli neden ise artık şehir sakinlerinin temiz, sağlıklı hava ve daha az trafik istemesi. Bu nedenle şehirler, ki onlar küresel karbondiyoksit salınımının en büyük aktörleri konumunda, şehirde yaşayan insanlardan arabalarını terketmelerini veya daha çevreci olanları tercih etmelerini istiyor, bazı yerlerde zorluyor.(5)

Önceleri dizel araçların ve kamyonların şehir merkezine girişlerin ücretli olmasıyla başlayan bu kısıtlamalar 2021 yılı itibariyle örneği Bristol’da dizel araçların tamamen şehir merkezinden uzaklaştırılmasıyla değişik bir hal alacak. Amsterdam ise 2030 yılı ile birlikte içten yanmalı motorlu araçların şehir merkezine girişini yasaklayacak.(6) Birçok şehirde ise konvansiyonel araçların elektrikli ve doğalgazlı araçlarla yer değiştirmesi gündemde. Londra merkezli Clean Air Fund’da çalışan Jane Burston’a göre ” Yerel Yönetim sorumluları hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunlarının farkında ve bunun yarattığı politik baskıyı yeni şehircilik yaklaşımlarıyla aşma peşinde.”

Bahsi geçen çözüm yolları benimsense de içinde bazı engelleri de beraberinde getiriyor.

Örneğin Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi, kötü ve zehirli hava ile mücadele ederken, trafiğe yeni girecek otomobil ve motorsiklet sayılarını azaltmak için çalışıyor, Madrid’de binlerce temsilci uluslararası iklim görüşmelerine katılıyor. Londra 2003 yılı içinde başlattığı uygulama ile hafta içi sabah 7 ile akşam 8 arasında şehir merkezine girecek araçlardan 5 pound alıyordu. New York ise bu uygulamaya 2021’de geçmeyi planlamaktadır.(7)

Nisan 2019’da Ultra Düşük Emisyon Bölgesi konusu bu gündemin en üst sıralarına taşınmıştır. Düşük emisyon bölgeleri ile en çok kirlilik yaratan eski model gazlı ve dizel yakıtlı araçlar, kamyon ve motorsikletlerin şehir merkezine girişleri daha da zor hale getiriliyor. Şimdiden, hafta içi Londra şehir merkezine giriş 24 pounda çıkarılmış durumda.

Londra’da Ekim 2019’da havadaki nitrojen dioksit seviyesi 2017 Şubat ayındaki değere göre %36 artmış durumda. Güncel kurallarla birlikte geçen ay şehir merkezine gelen 13.500 araç artık şehir merkezine giremiyor. Bunun yanı sıra Londra’nın sembollerinden biri olan siyah taksilere de artık yeni lisans verilmemekte ve elektrikli araçlara dönüşümü için 3500 pound teşvikler gündeme gelmiş durumda.

Çin’in başkenti Pekin’de 2001 yılında 2 milyon olan araba sayısı 2011’de 5 milyona çıkarken, yetkililer bu durumun yarattığı karmaşayı ve kötü havayı önlemek için alışılmadık stratejilere yönelmişler. Buna göre, yeni araç plakası için çekiliş yapılmaya başlanmış. Çekilişlerde elektrikli araçlara daha fazla şans tanınırken konvansiyonel araç sahiplerinin de haftada bir gün plaka numarası baz alınarak trafiğe çıkması yasak. Bu hamleler neticesinde Pekin’deki hava kalitesinin arttığı gözlenmiş. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hala insani seviyelere çekilebilmiş değil.

Yeni Delhi, belki de hava kirliliğinin acımasızca yaşandığı en büyük metropol. Çözüm için metro, çevre yolları, eski ve karbondioksit emisyonu yüksek araçlara uygulanan yasaklar gibi bir çok yöntem deneniyor. 2006-2016 yılları arasında şehirdeki dolaşıma giren yeni araç sayısı %11 düzeyinde artarak 9 milyona ulaşmış durumda. Kasım 2019’da hava kirliliği artık dayanılmaz bir hal almış ve geçici eğitime ara verilmiş.(8) Plakanın son rakamına göre trafiğe çıkma kuralı uygulamaya alınmış ve sorunun geçici süreyle de olsa çözümü hedeflenmiştir.

Ayrıca şu öve öve bitirilemeyen bu zor zamanlarda bile yapımına ara verilmeyen Kanal İstanbul Projesi içerisinde 500 bin nüfuslu akıllı şehiri barındıracak. Ancak bu yeni küresel cazibe merkezi olacak İstanbul içindeki İstanbul, bizim için değil. Zengin aileler, turistler için adeta kurtarılmış bir bölge gibi yapılacak. Detayları ise şöyle;

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlanan Kanal İstanbul projesinde de akıllı şehir uygulamalarının yer alacağını belirten Bakan Kurum, şöyle devam etti: “Kanal İstanbul’un iki yakasında kuracağımız şehri; akıllı mahalle, akıllı şehir konseptine göre dizayn edeceğiz. Bu anlamda Kanal İstanbul projesiyle İstanbul’a trafik, sosyal donatı ve yeşil alanlarıyla nefes aldıracak örnek iki akıllı şehri milletimize armağan edeceğiz. Kanal İstanbul’un iki yakasında kuracağımız şehrin nüfusu 500 bini aşmayacak. Zemin artı 3’ü 4’ü geçmeyecek, içinde ARGE merkezlerinin olduğu, teknoloji merkezlerinin olduğu, akıllı şehir uygulamalarının olduğu önemli bir proje olacak.” Kurum TOKİ projeleri ile millet bahçelerinde de akıllı şehir uygulamaları olacağını söyledi.(9)

Kaynaklarla sunduğumuz bu gerçekleri anlamanız gerek. Tasarlanan yeni nesil şehirlerde, 4 komşu aileye bir araba düşüyorken, Mars'a gitmeyi bekleyen insanları, trajikomik bir şekilde bisiklet kıtlığı bekliyorken, yeni nesil enerji kaynakları arasında petrol yokken, insanların araba diye tutturması ayrı bir komedi. Araba lükstü, artık daha da lüks olacak.

Bisiklet tedarik edin, yedek parçalarını da bulundurun, zamanı gelince sebebini anlarsınız. Üretebildiğiniz kadar gıdalarınızı kendiniz üretmenin yoluna bakının. Tarım, hayvancılık gibi sektörleri profesyonel olmasa bile en azından gıdanızı çıkarmak adına öğrenin ve en kısa sürede yapmaya başlayın. Yazımızın başındaki resimdeki ise küreselcilerin iyilik meleği(!) olarak lanse edilen, ünlü oyuncu Angelina Jolie'dir. O da küreselcilerin isteği doğrultusunda yeni nesil besinler olan böcekleri tüketirken görüntüleniyor.(10)

Cüzdanın, gelirin, sosyal skorun, seyahat izni, gıda tüketim izni için zorunlu olacak. HES kodu gibi uygulamalar, bu geçiş evresine alıştırma için pilot programlardan sadece birisi. Dizi, film, saçma salak programlarla sizi uyutan, yine belli zümrelerin yayın politikalarına sadık kalan, onlar onay vermeden bir istifa haberini bile veremeyen tv kanallarından, kendisi ve hayatı için önemli bir haber alacağını sananlar, gün gelip uyandıklarında başlarındaki ağrı çok şiddetli olacak. Bu uyarılardan sonra geçelim bir başka ilginç gelişmeye...

Japon bilim insanları bütün kan gruplarıyla uyumlu yapay kan geliştirdiklerini açıkladı.


Japon medyasına göre Japonya Tıp Koleji'ndeki araştırmacılar, kan grubundan bağımsız olarak herhangi bir hastaya encekte edilebilen yapay kan geliştirdi. Yapan kan sayesinde yaralılara hastaneye gelmeden kan nakli yapılabileceği ve bunun da hayatta kalma oranını önemli ölçüde arttıracağı belirtildi.

Bağışçılardan gelen kan genelde 5 gün, kırmızı kan hücreleri ise 42 gün muhafaza edilebiliyor. Bu yüzden transfüzyon ihtiyacını karşılamak için, hastaneler her gün binlerce kan bağışına ihtiyaç duyuyor. Geliştirilen yapay kanın normal sıcaklıklarda bir yıldan fazla saklanabileceği düşünülüyor.

Henüz insan üzerinde denenmeyen bu kan, kanaması olan 10 tavşan üzerinde test edildi. Tavşanların 6’sı bu kan sayesinde hayatta kaldı. Araştırmacılar hayvanlarda hiçbir yan etki veya pıhtılaşma sorunu yaşanmadığını belirtti.

Türkiye'de en çok bulunan kan grupları

Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0 türleri mevcut. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerinde olabiliyor. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8'li kan grubu tablosu ortaya çıkıyor.

Türkiye'de halkın yüzde 37'si A Rh pozitif, yüzde 30'u 0 Rh pozitif, yüzde 14'ü B Rh pozitif, yüzde 7's, A Rh negatif, yüzde 5'i AB Rh pozitif, yüzde 4'ü 0 Rh negatif, yüzde 2'si B Rh negatif, yüzde 1'i de AB Rh negatif kan taşıyor. (11)

Yapay et, her kanla uyumlu yapay kan derken bir de terleyen robotlar çıkarıldı. Parçaları birleştirebiliyor musunuz? Gelin biraz da terleyen robota değinelim.

Robotlar artık tıpkı insanlar gibi terliyor. Cornell Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından oluşturulan yumuşak kas; robotları daha dayanıklı hale getirmek için tasarlandı.

Robotların aşırı ısınmasını önlemek için, iç sıcaklıkları yönetilmelidir. Araştırmacılar bu sorunu ise 'terleyerek' çözdü. Bu görevi gerçekleştirmek için 3D yazıcılarda nanopolimer malzemelerden akıllı süngerler yapıldı. Nano polimerler suyu tutan 'akıllı süngerler' yapmak için kullanılır.

30 derece ve üzerine çıktığında, süngerler küçülür ve kasın üst tabakasına su sıkar. Daha sonra ise robotu soğutmak için teri serbest bırakır. Bu ter kası türünün ilk örneği gibi görünse de, daha öncede soğutma için kullanılan ve yer kaplayan soğutma fanlarını geçersiz kılabilir.

İki şey bozulursa, düzen de bozulur.


Dünya üzerinde iki şey vardır ki, dünyanın düzeni bunlar üzerinedir. Birincisi nesil, ikincisi ise ekindir. Yukarıda nesli ve ekini bozanların, bunları düzeltmek için sözde iyimser çabalarını içeren düşünce ve çalışmalarını sizlere sunduk.

Bakara Suresi 204-205 ayetlerinde Allah (c.c) şöyle buyurur; 

Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.

Bu ayet günümüzde türlü fenalıkları yapan, hastalıkları, ölümleri, ekinde bereketsizlikleri, insanlar arasındaki cinnet halini arttıranların, aslında bunları düzeltme söyleminde bulunanlara arasında olduklarını bizlere söyleyerek bizleri uyarmaktadır. Bunu belirttikten sonra biz ekin ve nesil konusuna tekrar dönelim.

Nesil; akrabalıkları, evlilikleri ve insan ilişkilerini doğrudan etkileyen bir etkendir. Bunun bozulması ile evlilikleri, akrabalıkları ve insan ilişkilerini bozar. Bu da kan, gözyaşı ve kargaşanın temelini oluşturur.

Ekin ise; insanın temel besin gıdaları arasında yer alır. Ekinin temeli ise buğdaydır. Buğday ise evlerimizdeki ekmek, poğaça, börek gibi bolca tüketilen gıdaların ham maddesi olan unu, bizlere sağlar.

Ancak unu da kepeğinden, yani sağlıklı kısmından ayırarak, asıl besleyici kısmından ayırdılar. Ekmeklere ve makarnalara gereğinden fazla gluten koyarak, insanları hamurişlerine bağımlı hale getirdiler. Sonucunda ise ekmeğe ve hamurişlerine doymaz hale getirildik.

Yetiştirilen sebze ve meyvelere kimyasal ilaçların etkisinin yanısıra, sebze ve meyvelerin genleriyle oynanması ile hibrit, yani kısır tohumlar üretildi. Bu daha fazla tohum satışı için yapılan bir hamledir. Peki ama bu genleri değişen tohumlar, insan vücudun da nasıl bir tepkimeye yol açıyor? Belki de kanser ve kısırlık gibi günümüzün en büyük sıkıntılarının altında böyle tepkimeler yatıyor.

ABD ve İngiltere'den neslin bozulması ile ilgili bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum.

Azalmakta olan ergen doğum oranlarına rağmen ABD’deki her altı ergen anneden neredeyse beşi evli değil; 1960’ta bu oran altıda birdi. İngiltere’de, tüm gebeliklerin yüzde 57’si herhangi bir evlilik ya da medeni birliktelik dışında gerçekleşti.(12)

Yeni dünyada, birçok değişiklik yaşanacak, eğer önlem almaz, kendimizi korumaz, devletlerin küreselcilere teslim olmasına göz yumarsak, devletleri küreselcilere teslim eden dünyadaki yöneticilere karşı tavır almazsak, söylediklerimden çok daha fazla acı tecrübeler bizi bekliyor olacak. Allah hak yoldan ayırmasın, son nefeste imanla can verenlerden eylesin.


Kaynaklar;













12-) Bitik Erkekler, Philip Zimbardo, Sayfa 105

Çok uluslu şirketlerin ID2020 dijital kimlik projesi nedir? Hedeflenen dijital dünya, polis devletine mi çıkıyor?

Çok uluslu şirketlerin ID2020 dijital kimlik projesi nedir Hedeflenen dijital dünya, polis devletine mi çıkıyor

Coronavirüs'ün çıkmasından bu yana günler, haftalar hatta aylardır konuşulan bir çalışma bu. 2016'dan beri Birleşmiş Milletler'in de desteğini açıkladığı ID2020 projesi entegrasyonu da tıpkı Dünya Ekonomik Forumu'nun gündeme getirdiği Great Reset ve Green Deal gibi söylemler gibi 2030'a kadar tamamen hayata geçirilmek istenen bir proje. ID2020 projesini okumadan önce Great Reset adlı yazımızı da okumanızı tavsiye ederim. Resime tıklayarak o yazıya da ulaşabilirsiniz.


Proje hakkında kendi sitesinde açıklamalar haricinde, 10 maddelik bir manifesto yayınlandı. Maddelerin çeviri halini ve çevirilerinin de ne anlamlara geldiğine değindikten sonra, projenin kurucu ortakları ve diğer ortaklarını da inceleyeceğiz.

ID manifestosuna geçmeden önce, önemli bir noktaya daha değinmek isterim. Bu 10 maddelik manifesto içerisindeki bazı maddeler, diğerlerinden daha önemli ve açıkça mesajlar vermekte. Maddeleri verdikten sonra kısaca bunlara da değineceğiz.

ID2020 manifestosu


1 -
Kişinin kimliğini kanıtlama yeteneği temel ve evrensel bir insan hakkıdır.

2 - Dijital bir çağda yaşıyoruz. Bireyler, kim olduklarını hem fiziksel dünyada hem de çevrimiçi olarak kanıtlamak için güvenilir ve doğrulanabilir bir yola ihtiyaç duyar.

3 - Dünya çapında 1 milyardan fazla insan, tanınmış herhangi bir yolla kimliğini kanıtlayamıyor. Bu nedenle, kanun korumasından yoksundurlar ve temel hizmetlere erişemezler, vatandaş veya seçmen olarak katılamazlar veya modern ekonomide işlem yapamazlar. Etkilenenlerin çoğu çocuklar ve ergenlerdir ve çoğu mülteci, zorla yerinden edilmiş veya vatansız kişilerdir.

4 - Mülteciler, vatansızlar ve diğer marjinalleştirilmiş gruplar da dahil olmak üzere bazıları için ulusal kimlik sistemlerine güvenmek mümkün değildir. Bunun nedeni dışlama, erişilemezlik veya risk veya sahip oldukları kimlik bilgilerinin genel olarak tanınmaması olabilir. Ulusal kimlik programlarına erişimi genişletme çabalarını desteklerken, devlete dayalı sistemlere güvenli ve güvenilir erişimden yoksun bireylere bir alternatif sunarak bu tür çabaları tamamlamanın zorunlu olduğuna inanıyoruz.

5 - Bireylerin, kişisel verilerin nasıl toplandığı, kullanıldığı ve paylaşıldığı dahil olmak üzere kendi dijital kimlikleri üzerinde kontrole sahip olması gerektiğine inanıyoruz. Herkes kurumsal ve ulusal sınırların ötesinde ve zaman içinde kimliğini ortaya koyabilmelidir. Dijital kimliğin bireyleri anlamlı bir şekilde güçlendirmesi ve koruması için gizlilik, taşınabilirlik ve kalıcılık gereklidir.

6 - Dijital kimlik, dikkatlice tasarlanıp dikkatle uygulanmazsa önemli risk taşır. Özellikle dijital kimlik sistemleri büyük, merkezi veritabanları olarak tasarlandığında, verilerin kötüye kullanılması ve kötüye kullanılması risklerini küçümsemiyoruz.

7 - Teknik tasarım, dijital kimliğin bazı risklerini azaltabilir. Gelişmekte olan teknoloji - örneğin, kriptografik olarak güvenli, merkezi olmayan sistemler - kullanıcılar için daha fazla gizlilik koruması sağlayabilir ve aynı zamanda taşınabilirlik ve doğrulanabilirliğe de izin verebilir. Ancak, merkezi olmayan dijital kimliklerin güvenilmesi ve tanınması için ilkeler, teknik tasarım modelleri ve birlikte çalışabilirlik standartları üzerinde yaygın bir anlaşma gereklidir.

8- Bu "daha iyi" dijital kimlik modeli kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Dijital kimliklerin geniş bir şekilde güvenilir ve tanınabilmesi için, düzenleyici ve politika çerçevelerini desteklemenin yanı sıra, bu ortak ilkeler etrafında tutarlı ve şeffaf bir işbirliğine ihtiyacımız var.


9- ID2020 İttifak ortakları, teknik inovasyonun seyrini etkileyen ve teknik birlikte çalışabilirliğe ve dolayısıyla güven ve tanıma için bir yol sağlayan fonksiyonel gereksinimleri ortaklaşa tanımlar.

10- ID2020 İttifakı, bu fikirlerin ölçeklendirilmesinin savunuculuğu ve politikayı bilgilendirecek sağlam bir kanıt tabanı gerektirdiğini kabul eder. Bu nedenle, Id2020 İttifak destekli pilotlar ortak bir izleme ve değerlendirme çerçevesi etrafında tasarlanmıştır.[1]

Bunun kolay bir iş olmadığını alçakgönüllülükle kabul ediyoruz, ancak aciliyeti ahlaki bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bu yüzden iddialı hedefler belirledik ve bu yüzden kendimizi hesaba tutuyoruz.

Sözleriyle biten manifestoda dikkat çekici detaylar bulunmakta. Dikkat çeken maddeleri ise ekstra kalın ve italik olarak belirttim. Bunlar 4. madde ile başlayıp 8. madde ile son bulmakta iken, diğer maddeler ise klasik açıklamalardan ibaret.

- 4. maddede ulusal kimlik sistemlerinin güvenilir olmadığına, yani devletlerin kimlik bilgilerini saklamada pek başarılı olmadığına atıf yapılıyor. Ayrıca bu kimliksiz insanların, o devletin insafına kaldığı ve devletin onları gibi kullanabileceğine değinilerek, kendi sistemlerine göz kırpılıyor. Şüphesiz devletlerin kimlik bilgilerini korumada birçok olumsuz tecrübelerini gördük ve bu konuda haklılık payları da var. Ama kendilerinin önerdikleri sistem, bilgilerin uluslararası olarak çalınabilme riskini de doğurmaktadır.

- 5. maddede ise ulus devletleri yok sayarak, adeta sınırları kaldırıp küresel bir devletin, tek merkezden kontrol edilecek bir devletin itirafını yapıyorlar. Ancak bunu açık olarak değil de bireylerin özgürlüğü ve bireyselcilik gibi kavramlar altına saklamaktadırlar. Oysa birey tek başına uluslararası şirketler karşısında bir hiçtir. Hatta çoğu zaman devletler bile bu şirketlere karşı direnemezken, ileride yapılacak hukuksuz bir işlemde, çok uluslu şirketlere hesap sorman mümkün değildir.

- 6. maddede ise 5. maddede bahsettiğim riskleri üstü kapalı kabul ederek, bunları gidereceklerine inandıklarının mesajını, samimiyet maskesiyle vererek güven kazanma yolunu denemekteler.

- 7. maddede ise kriptografi konusuna değinerek blockchain teknolojisine göz kırpmaktalar. Ayrıca merkeziyetsizlikten bahsederek, yine ulus devletlerin boyunduruğundan kurtulmanın ve özgür bir birey olmanın bu projeden geçtiğini ima eder cümleler kurmaktalar. Oysa birey, organizasyonlara karşı savunmasızdır. Zaten getirecekleri sistemde ise toplanıp organize olman ise hayal olacak. Çünkü her şeyini izleme niyetindeler.

- 8. maddeede ise ulus devletlerin hükümetlerine bir uyarı var. Bizimle işbirliği yapın ve projemizi hayata geçirecek adımlar atın denilmekte adeta. Desteğiniz sözde kalmasın tutarlı ve bize karşı niyetiniz açık ve şeffaf olsun. Arkamızdan iş çevirmeye kalkmayın diye uyarılarda saklı bu maddede. Diğer maddeler ise o kadar önemli değiller.

ID2020'nin kurucu ortakları


İlk olarak ID2020'nin kurucu ortaklarına göz atalım. Bunlardan ilki ise Accenture adlı şirket.

Accenture - Nokia - ID2020


Şirket 1989'dan 2001 yılına kadar Andersen Consulting adı ile yoluna devam etmiştir. Ancak daha sonra isim benzerlikleri ve rakip firmalarla gerginliğin artması sonrasında davalık olmuş. Adı ise 1 Ocak 2001'de Accenture olarak kabul edildi. "Accenture" sözcüğü "Accent on the future" - "Geleceğin Üzerinde Vurgula" sözcüğünden türetilmiştir. Accenture ayrıca Nokia ile de birçok işbirliği yapmış, 2016 yılına kadar Symbian tabanlı yazılım desteğini Nokia'ya devam ettirmiştir. Yaklaşık 2,800 Nokia çalışanı Ekim 2011'den itibaren Accenture çalışanları oldu. Transfer 30 Eylül 2011'de tamamlandı.


Accenture'nin hizmet verdiği alanlar

Accenture Strategy - teknoloji stratejisi ve operasyon stratejisi hizmetleri yapıyor.

Accenture Consulting - teknoloji, işletme ve yönetim danışmanlığı yapmaktadır.

Accenture Digital - dijital pazarlama, analitik ve hareketlilik hizmetleri sunmaktadır.

Accenture Technology - gelişmekte olan teknolojiler için Teknoloji Laboratuvarları da dahil olmak üzere teknoloji çözümleri, uygulama, dağıtım ve araştırma-geliştirme üzerine yoğunlaşmaktadır.

Accenture Operations - hizmet sunumunda "as-a-service" modeli üzerine odaklanmaktadır. Bu, iş süreçleri dış kaynak kullanımı, BT hizmetleri, bulut bilişim hizmetleri, yönetilen işlemler, bilgisayar güvenliği ve altyapı hizmetleri içerir.

Şirket ayrıca bir "Ulusal Güvenlik Hizmetleri" işletmesi yürütüyor.

GAVI , resmi adıyla Gavi

GAVI , resmi adıyla Gavi, the Vaccine Alliance (daha önce GAVI Alliance ve ondan önce Global Alliance for Vaccines and Immunization ) yoksul ülkelerde aşılamaya erişimi artırmak amacıyla bir kamu-özel küresel sağlık ortaklığıdır .

GAVI, Birleşmiş Milletler'in alt organizasyonları olan Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF gibi kurumların yanısıra Dünya Bankası ve Bill ve Melinda Gates vakfı tarafından oluşturulmuş bir örgüttür. Dünya üzerinde aşılama üzerine birçok faaliyet yürüten bu kurum, kimileri için iyi ve yardımsever bilindiği gibi bir kısım içinse Bill ve Melinda Gates vakfı sebebiyle de kötü bir izlenim vermektedir.

Çünkü iddiaya göre; Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın 2000 ve 2017 yılları arasında Hindistan'da çocuk felci aşısını test ettiği ve 496.000 çocuğu felç ettiği iddiasını araştırıyor.

İddia, eski ABD Başkanı John F. Kennedy'nin yeğeni ve 7 Nisan'da World Mercury Project'iin lideri Robert F. Kennedy Jr.'ın İnstagram gönderisinden yayıldı. Robert F. Kennedy Jr. ve Kaliforniya merkezli bir organizasyon tarafından yönetilen bir grup olan World Mercury Project, aşılara karşı seslerini duyurdu. Ayrıca bu oluşum, Facebook'taki en büyük anti-aşı reklam kaynaklarından biridir.

İddiaya ait İnstagram paylaşımına ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz; https://www.instagram.com/p/B-s-9ZjH0YP/

Şüphesiz bu iddia Trump destekçisi Kennedy ailesinden çıkmış ve küreselcilerden olan ve Biden'ı destekleyen Bill Gates ve diğer küreselci oluşumlara karşı yöneltilen bir iddia. Bu iddiaya siyasi bir argüman gözü ile iftiradan ibaret olduğunu düşünenler olabilir. Ancak işin bir diğer boyutu ise Dünya Sağlık Örgütü gibi önemli bir kurumun başında bile geçmişi araştırıldığında geçmişi terörist oluşumlar içinde geçen; Tedros Adhanom'un olması ve daha önce birçok salgını gizlediği gibi gerçeklerin de ortaya çıkmasına rağmen, sırf küreselcilerin planını uyguladığı için, koltuğunu korudu.

Dünya Sağlık Örgütü - Tedros Adhanom

1974’te Etiyopya’da büyük bir iç savaş patlak verdi. Bu iç savaşın baş aktörlerinden biri ise komünist görüşle örgütlenmiş etno-faşist terör örgütü Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ydi. Tedros bu örgütün merkez yöneticilerinden biriydi.

TPLF kısa ismiyle anılan örgüt; yolsuzluk, cinayet, işkence, yasadışı gözaltı, toprak ele geçirme ve insanları yerinden etme gibi pek çok yasa dışı faalitin sorumlusuydu. Küresel Terörizm Veritabanı tarafından üçüncü seviye bir terör örgütü olarak kara listeye eklenmişti.

Örgüt, 17 yıllık kanlı bir sürecin ardından 1991 yılında ortaklık yaptığı diğer komünist yapılarla birlikte iktidara geldi. İktidara geldikten sonra terör geleneklerinin devlet olmanın geniş imkanları ile sürdürdüler.

Ancak Tedros, sıradan bir Dışişleri Bakanı değildi. Zenawi’nin sağ kolu olarak TPLF’den gelen terör geleneğini sürdürmekteydi.

Tedros’un ihtilalden önce icra pozisyonunda pek çok terör faaliyetinde aktif rol oynadığı söyleniyor. Dışişleri Bakanlığı yaptığı sırada da bu faaliyetlerine devam etti. Bunlardan biri adam kaçırma. Tedros, eski bir muhalif siyasetçinin, Sana Uluslararası Havalimanı’ndan kaçırılmasını organize eden isimlerden.

DSÖ başkanı Tedros hakkında daha fazla bilgi için; https://medium.com/@mrsoydan90/dsönün-başında-bir-terörist-var-3408babe7680

ideo org - id2020

Projenin diğer kurucu ortaklarından birisi de ideo.org'tur. İdeo.org bir tasarım atölyesidir. İnternet sitelerinde kendilerini şu şekilde ifade etmekteler; "Kendini daha adil ve kapsayıcı bir dünya yaratmaya adamış kuruluşların yanı sıra ürün ve hizmetler tasarlıyoruz." 

Evet kendilerini kâr amacı gütmeyen, dünyadaki düzenin adil ve tüm insanları kapsayacak şekilde çalışan kuruluşlara tasarım yardımı yapıyorlarmış. Yorum yapmadan devam ediyoruz.


Microsoft - ID2020


ID2020'nin bir diğer kurucu ortağı ise bilgisayarlarımızın büyük bir kısmının işletim sistemini üreten ve Bill Gates'in sahibi olduğu Microsoft şirketi var. 

Microsoft'un akıllı dövme projesi


Microsoft ve Bill Gates sadece aşı ve dijital sertifika değil ayrıca insan bedeni ve teknoloji entegrasyonu üzerine de projeler yürütmekte. Bunlardan birisi de; akıllı dövme projesi... Bu projenin detaylarını gelin size Microsoft'un kendisi anlatsın. Aşağıdaki açıklama Microsoft'un sitesindeki yazının çevirisidir...

Gelecekte teknolojiyi nasıl giyebiliriz? Sürdürülebilirlik ve malzeme atığı ile ilgili sorunları ele almaya nasıl başlayabiliriz? İşlevsel dövmeler çevremizle etkileşim şeklimizi nasıl değiştirebilir? İnsanlar kendi ürünlerini nasıl tasarlayıp giyebilirler?

Bu etkileşimli dövmeler kapasitiftir ve dokunarak herhangi bir cihaza sinyal gönderebilir. Lazerle özel şekillerde kesilebilir, hemen hemen her yüzeye uygulanabilir ve ardından bir mikroişlemciden Bluetooth aracılığıyla bir cihaza bağlanabilirler. Dövmeler, özellikle cilt üzerinde geçici olsa da, kumaşlar veya 3D baskılar dahil olmak üzere cilt dışı yüzeylerde aylarca sürebilir (araştırmacılar ayrıca protezlerde kullanımlarını da araştırıyorlar). Microsoft araştırmacıları, çalışanların kendi vücut üstü kontrollerini tasarlayıp oluşturmasına olanak tanıyan bir "Hack-a-Tatt" atölyesine ev sahipliği yapmak için kısa süre önce 2018 yazı boyunca Microsoft Garage ekibiyle ortaklık kurdu. Atölye çalışmasının amacı, insanların kendi dövmelerini yapıp birbirine bağlamasının ne kadar kolay olduğunu gözlemlemekti. Yeni araştırma ve testler, herkese kendi akıllı dövmelerini tasarlama ve inşa etme yetkisi verecek ve teknolojinin kullanımını ve uygulamalarını açacak olan akıllı dövme kitlerinin tasarımını da bilgilendirecek.



Şu anda, tezgah üstü giyilebilir teknolojilerin çoğu, bir telefonla eşleştirilebilen veya tamamen telefonun yerini alabilen, bilekte takılan cihazlardan oluşmaktadır. Bu cihazların satın alınması ve üretilmesi pahalı olabileceği gibi, malzeme atığı açısından çevremiz için de maliyetli olabilir. Araştırmalar, rahatsız edici form faktörleri veya yenilik kaybı nedeniyle bu cihazların birkaç ay sonra kolayca terk edildiğini göstermiştir. Ek olarak, kullanıcı, ayarlar ve uygulama kontrollerinin ötesinde cihazın görünümü ve hissi üzerinde çok az kontrole sahiptir. Diğer taraftan, moda teknolojisi, e-tekstiller ve diğer gömülü I / O deneyimleri konusunda pek çok umut vaat edildi. Akıllı Dövmelerimizin yaratıcılığın ve kendini ifade etmenin gücünü düşük üretim maliyetleriyle kullanabileceğine inanıyoruz.

Gelelim listenin en ağır topu olan bir diğer önemli kurucu ortak olan kuruluşa. Evet Rockefeller Vakfı...


Rockefeller Vakfı, New York'ta yer alan 420 Fifth Avenue merkezli, Rockefeller ailesi tarafından kurulmuş özel bir vakıf. Standard Oil sahibi John D. Rockefeller, oğlu John D. Rockefeller Jr. ve Senior'ın şirket ve hayırseverlik danışmanı Frederick Taylor Gates tarafından kurulmuştur. [1]

Rockefeller ve Rothschild aileleri hakkında


Lionel Walter Rothschild, Baron de Rothschild, (8 şubat 1868 - 27 ağustos 1937), Britanyalı banker, siyasetçi, zoolog ve Rotschild ailesi mensubu. Britanya'nın en zengin ve etkili Yahudilerinden olmuş ve Avam Kamarası'nda 11 yıl kadar vekillik yapmıştır. Ayrıca zooloji konusuna çok meraklı bir kimse olup, zebraları evcilleştirerek, zebraların çektiği bir at arabası kullanmıştır.

Rockefeller ve Rothschild aileleri hakkında

Rothschild ve Rockefeller aileleri bugün dünyayı paylaşmış ailelerin başında gelirler. Servetleri vakıflar ve paravan şirketler üzerinde dağınık vaziyette bulunduğundan tam olarak bilinmesi çok zor. Forbes gibi ekonomi dergileri, dünyanın en zenginleri listesini vergi rekortmenleri istatistiklerine göre yayınlar. Oysa bu aileler birçok mal varlıklarını vakıflar üzerinde işletir. ABD'de vakıflar özel statüdedir ve vergiden muaftırlar. Dolayısıyla bu aileler vergi rekortmeni listelerinde görünmedikleri için, en zenginler listesinde de görünmezler.

Rothschild ailesi Avrupa ve Asya kıtasında aktif faaliyetler yürütürken, Rockefeller ailesi de Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya'ya hakimdir. Afrika kıtası ise pastanın ortak dilimidir.

Bu aileler sağlık, sanayi, kozmetik, gıda, tekstil, madencilik gibi sayamayacağımız kadar sektörlere hakimdirler. Öyle holdinglere sahiptirler ki bu holdingler içerisinden başka holdingler kuracak potansiyele sahip şirket ve markalar bulunmaktadır. Bu markaları bölerek, toplumun dikkatini dağıtıyor ve vergi mevzuatında işlerine gelen düzenlemeleri yapıyorlar.

Rio Tinto madencilik şirketi Türkiye'de faaliyet yürütmektedir. Rockefeller ailesine aittir. Rockefeller ailesi ABD açıklarında bulunan Pocotico Adası'nda yaşamaktadır. Buraya basın bile, aile mensuplarından birisinin düğünü için, bir kez girebilmiştir.

Gözleri Tamamen Kapalı adlı masonik filmdeki geçen sapkın ayinlerin yapıldığı şato bile Rothschild ailesine aittir. Zaten bu filmden kısa bir süre sonra üst düzey mason olan filmin yönetmeni Stephan Kubrick'de ilginç bir şekilde kalp krizinden ölmüştür.


ID2020 projesinin diğer ortakları


ID2020'nin ortak şirketleri

Kaliforniya merkezli Berkeley Üniversitesi, Care ise; önde gelen bir insani yardım kuruluşudur. Yoksul kadınlara yardımcı olmaya ağırlık vermektedir. Care 2020'de 100'den fazla ülkede çalıştı. FHI 360; Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ve dünyadaki insanların sağlığını ve refahını iyileştirmek için çalışan uluslararası bir kar amacı gütmeyen kuruluştur.

Grameen Foundation

"GFUSA" olarak da bilinen Grameen Foundation USA olarak kurulan Grameen Foundation, Washington DC merkezli, Grameen Bank mikrofinans modelini küresel bir ortak mikrofinans kurumları ağı aracılığıyla dünya çapında çoğaltmaya çalışan küresel bir 501 (Birleşik Devletler yasalarına göre vergiden muaf organizasyon) kar amacı gütmeyen kuruluştur.

Grameen Vakfı'nın faaliyetleri

- Kredi garanti programları (Büyüme Garantileri) veya doğrudan finansman (Öncü Fonu) yoluyla finansman bulmalarına yardımcı olmak

- Açık kaynaklı MIS yazılımı Mifos aracılığıyla BT sistemlerini iyileştirmek

- İnsan Sermayesi Merkezi tarafından sağlanan hizmetler ve danışmanlık aracılığıyla çalışanlarının olabildiğince üretken olmalarını sağlamak

- Yoksulluk Endeksinden İlerleme Endeksi (ÜFE) olmasına rağmen, çabalarının yoksullara ulaşıp ulaşmadığını ölçmek

- Yerel ve küresel müttefiklerle çalışan Grameen Vakfı, yoksulların daha iyi yönetmesine yardımcı olmak için cep telefonu tabanlı uygulamalar geliştirir ve dağıtır: Gana'daki Toplum Sağlığı için Mobil Teknoloji (MOTECH) girişimi gibi programlara ve;

- Uganda'daki Topluluk Bilgi Çalışanı girişimi gibi programlar aracılığıyla mahsulleri
Mali durumları, ancak Uganda'daki Mobil Para girişimi gibi programlara aracılık eder.

Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (International Computing Centre)


Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (ICC), Birleşmiş Milletler programlarına, fonlarına ve kuruluşlarına Bilgi ve İletişim Teknolojisi (ICT) hizmetleri sağlama konusunda 45 yıllık deneyime sahiptir. Misyonu, Birleşmiş Milletler ailesine BİT hizmetleri sağlamak, altyapı, sistem ve becerilerin paylaşımını en üst düzeye çıkarmak ve Birleşmiş Milletler ve ilgili kar amacı gütmeyen kuruluşlar da dahil olmak üzere 40'ın üzerinde Müşterisine ve Ortak Kuruluşuna fayda sağlayacak ölçek ekonomileri oluşturmaktır.

Başlangıçta ICC, sınırlı sayıda kullanıcıya ana bilgisayar hizmetleri sağlayan bir Hizmet Bürosu olarak işlev gördü. Yıllar içinde ICC, hizmet yelpazesini internet barındırma , yönetilen depolama ve diğer hizmetleri içerecek şekilde genişletti .

Uluslararası Bilgi İşlem Merkezi (ICC), Birleşmiş Milletler programlarına, fonlarına ve kuruluşlarına Bilgi ve İletişim Teknolojisi (ICT) hizmetleri sağlama konusunda 45 yıllık deneyime sahiptir. Misyonu, Birleşmiş Milletler ailesine BİT hizmetleri sağlamak, altyapı, sistem ve becerilerin paylaşımını en üst düzeye çıkarmak ve Birleşmiş Milletler ve ilgili kar amacı gütmeyen kuruluşlar da dahil olmak üzere 40'ın üzerinde Müşterisine ve Ortak Kuruluşuna fayda sağlayacak ölçek ekonomileri oluşturmaktır.

İRespond

Güneydoğu Asya ve Afrika'daki yedi ülkede konuşlandırılan ırespond, görünmezleri gölgelerden çıkarmaya yardımcı olmak için küresel STK'lar, devlet kurumları ve sağlık, klinik denemeler ve koruma sektörlerinde önde gelen kuruluşlarla birlikte çalışır. iRespond, benzersiz bir dijital biyometrik kimlik çözümü kullanarak kimlik sorununu çözmeye adanmış, kar amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluştur.

Sitelerinde çalıştıkları teknoloji için aynen şu ifadeler yer alır; "Kanıtlanmış kimlik çözümümüz, birinden kaybedilemeyen, aktarılamayan veya alınamayan benzersiz bir tanımlayıcı oluşturur. Süreç bizim toplamak veya (PHİ) (KTB) veya Korumalı Sağlık Bilgileri herhangi bir Kişisel Bilgi Deposu değildir."

Yani bilgileri depolamayacaklar, sadece herkesin bir kimlik sahibi olması için çalışıyorlarmış. İnsanlara sundukları teknolojinin detaylarını ise şöyle aktarıyorlar;


Gizliliği Koruyan Biyometrik Hizmet 


"Bir katılımcıya benzersiz bir tanımlayıcı atamak, kritik ilk kayıt adımıdır ve hassasiyet ve tekrarlanabilirlik gerektirir. Bu, kalite girişi, kalite dışı temel bir andır. İRespond dijital kimlik çözümü, doğruluk ve güvenilirlik için DNA'dan sonra en iyi yöntem olan iris biyometrisine dayanır. Parmak veya yüz gibi diğer yöntemler bunun yerine veya iris ile kombinasyon halinde kullanılabilir.

Yeni bir katılımcı kaydedildiğinde, iris taramasından şifreli bir biyometrik şablon oluşturulur ve 90 milyar sayıdan oluşan bir havuzdan rastgele atanan 12 basamaklı bir sayı çekilir. Sonraki ziyaretlerde, şablon eşleştirildiğinde ve sistem orijinal 12 basamaklı benzersiz tanımlayıcıyı döndürdüğünde katılımcının kimliği doğrulanır. Sistem operatörü, katılımcıyı olumlu bir şekilde tanımlamak için ekosistemindeki takma adı kullanır.

Burada daha fazla sizleri detaylarda boğmadan demek istediklerini açıklayalım. İris taraması ve İris biyometrisi, halkın anlayacağı şekilde göz taramasıdır. Göz üzerinden sizlerin yeni kimlikleriniz damgalanacak. Hatırladınız mı hani? Yeni kimlik kartlarımızdaki biyometrik resim şartını... Bir de hatırlayanlara bir şey daha hatırlatacağım hani size bir zarf daha verdiler kimliklerinizle beraber ve zamanı gelince kullanılacak, şimdilik o zarfla işiniz yok denildiğini hatırlıyor musunuz peki? Diğer ortaklara devam edelim.

Bir diğer ortak; Kiva...


Kiva (genellikle alan adı Kiva.org olarak bilinir), merkezi California, San Francisco'da bulunan ve insanların İnternet üzerinden düşük gelirli girişimcilere borç vermelerine olanak tanıyan kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur.  Kiva'nın misyonu, "77 ülkede yetersiz hizmet alan öğrenci topluluklarının gelişmesine yardımcı olmak için finansal erişimi genişletmektir."

2005'ten bu yana, Kiva 1.6 milyondan fazla krediyi, 1.33 milyar doların üzerinde, yüzde 96 ile 97 arasında bir geri ödeme oranı ile kitle fonlaması yaptı. Dünya çapında 1,8 milyondan fazla kişi, kredi veren Kiva platformunu kullanıyor. Borç verenler ödünç verdikleri paraya faiz almazlar. Kiva, borç verenlerin borçlularla insan düzeyinde iletişim kurabilmeleri için kredi başvurusunda bulunan her kişinin kişisel hikayelerini içerir.

Kiva, sahadaki kredileri yönetmek için bir saha ortakları ağına güveniyor. Bu saha ortakları mikrofinans kurumları, sosyal etki işletmeleri, okullar veya kar amacı gütmeyen kuruluşlar olabilir. Borçlular, saha ortaklarına çoğu krediye faiz öderler ve saha ortaklarına Kiva tarafından küçük ücretler tahsil edilir. Kiva, kullanıcılarından, şirketlerinden ve ulusal kurumlarından gelen hibeler, krediler ve bağışlarla desteklenmektedir.

Evet Kiva hakkında söylenenler böyle ama iyice üzerine düşünürsen, tam bir kara para aklama ve sömürü mekanizmasından başka bir şey değil. Üstelik bunu hayır işler gibi yapması da riyakârlığın tezahürüdür.

En tehlikeli ortaklardan birisi Hyperledger


Hyperledger. 2015 Aralık ayında Linux Foundation tarafından duyurulan ve 2016 yılında çıkan Hyperledger, açık kaynak kodlu bir blockchain projesidir. Amaçları, kısaca, iş dünyasında şirket seviyesindeki işlemlerin idare edileceği blockchain framework’leri geliştirmek; bu işlemler için hem ticari hem de teknik yönetimler tarafından desteklenen tarafsız, açık ve tamamen topluluk odaklı altyapılar sağlamak; insanları blockchain fırsatları konusunda eğitmek ve bu projeleri geliştirecek teknik topluluklar kurmak.

Şu anda Hyperledger çatısı altında 12 proje bulunmaktadır. Bu projeler aşağıdaki gibidir:

- Burrow
- Fabric
- Grid
- Indy
- Iroha
- Sawtooth
- Caliper
- Cello
- Composer
- Explorer
- Quilt
- Ursa

Bu projelerden ilk altısı framework, diğer altısı ise tool başlığı altında listelenmektedir.

Hyperledger üyeleri arasında American Express, Cisco, J.P.Morgan, Intel, IBM, SAP, Digicert, FedEx, Huawei, Oracle gibi devler bulunmaktatır. Tam listeye ulaşmak için tıklayın.


Hyperledger'in üzerinde çalıştığı projelerden bazıları


Hyperledger ile yapılmış birçok projeye ulaşmak mümkün fakat ben bu yazıda yalnızca üç tanesinden bahsedeceğim.


IBM Food Trust


Gıdaların ilk oluştuğu yerden itibaren masaya gelene kadar geçirdiği tüm süreçleri kayıt altına alarak şeffaflığını ve güvenilirliğini artırmayı hedefleyen bir proje. Food Trust, gıda tedarik zincirindeki tüm aktörlerin değiştirilemez bir veritabanı olarak işlev gören blockchain üzerinde tutulması fikrinin en başarılı örneğidir. Pilot uygulaması Nestlé, Wal-Mart, Tyson Foods ve Golden State Foods ile yapılmaktadır. 

Aslında şeffaflık, güvenilirlik gibi güzel konulara dem vurulsa da gıdaların adım adım nerelere gittiğinin takibi de yapılacak olması, hazırlanan polis devleti altyapısı için önemli. Zira para yardımının takibi zaten büyük oranda başarılmıştı, ancak her türlü yardımın kayıt altına alınması da çok önemli ve tehlikelidir. İleride yapılacak yardımlar sebebiyle suçlanan, terör destekçisi sayılan birisi olmanın önünü açan bir projedir bu aslında.


Chain-m


NIIT Technologies tarafından geliştirilen Chain-m projesi havayolu şirketlerinin biletleme süreçlerinin blockchain üzerinde sürdürüldüğü bir proje. Hyperledger Fabric kullanılarak yapılan bu projede kullanıcıların web tabanlı bir arayüz üzerinden bu süreçlerin kaydını ve takibini şeffaf bir şekilde yapmaları amaçlanıyor.

Bu da seyahatlerin ve bilet satışlarının anlık takibini tek bir merkezden takip için çalışılan bir projenin prototipidir aslında. Seyahat özgürlüğünün nasıl bir şey olduğunu HES kodsuz bilet alamadığın, otobüse binemediğin, pazara giremediğin bu günlerde yavaş yavaş anlamaya başlayanlar oldu aslında.


ScanTrust


Organik kahve satıcısı Cambio Coffe’nin geliştirdiği bu projede kahve çekirdeğinin tüm yolculuğu blockchain üzerine kaydediliyor. Kullanıcılar, paketlerin üzerinde yer alan barkodları kullanarak bu yolculuğu görüntüleyebiliyor.[2]

Bir satışın ve o satışın yolculuğunu tek bir barkodu okutarak görüntüleme. Güzel görünüyor değil mi? Ama bu geliştirilerek bütün ürünlere yapılacak bir projedir. Blockchain teknolojisi öyle bir teknolojidir ki sisteme kaydedileni silemez, yok edemezsiniz. Yani kayıt altına giren her şey artık kesin arşivlidir. Geçelim bir başka ID2020 ortağına...

İnsanların parasını, aşılarının eksik ve tamlığını dijital kartlara ve sisteme işleyecek Mastercard


Mastercard'ın resmi sitesinde, Newsroom kısmında, 11 Aralık 2018 tarihli bir duyuruda, oldukça ilgi çekici şöyle bir haber geçmektedir;

"Gavi ve Mastercard, Hayat Kurtaran Aşılarla Daha Fazla Çocuğa Ulaşmak İçin Güçlerini Birleştiriyor"

Aşılama oranlarını artırmak için büyük ilerleme kaydedilmiş olsa da, Gavi destekli ülkelerdeki beş çocuktan birine hala temel hayat kurtarıcı aşılarla ulaşılamamıştır. Gelişmekte olan birçok ülkede, ortak engeller, bir çocuğun aşılama kaydı hakkında bilgi eksikliğini ve bakım verenlere takip randevuları hakkında hatırlatmanın sınırlı yollarını içerebilir.

Bu ortaklık, MasterCard'ın uzmanlığını ve teknolojisini kullanacak ve sağlık bakanlıklarına ve yetkili sağlık çalışanlarına, katılan her çocuğun bakıcısına dijital bağışıklama kaydına sahip bir kart sunmalarını sağlayacaktır. Bakıcıları kritik aşılar almak için yolda kalmaya teşvik ederek, program, çocukların bağışıklamayı kaçırma riski en fazla olan gelişmekte olan ülkelerde sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve erişimini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Hükümetler, topluluklarının bağışıklama ihtiyaçlarını daha iyi anlamaktan yararlanacaktır.

Aşı İttifakı Gavi'nin CEO'su Dr. Seth Berkley, "Çocuklar, özellikle en uzak, yoksul topluluklarda yaşayanlar, aşılama kayıtlarından yoksundur. Bu, Gavi’nin dünya çapındaki her çocuğun hayatta kalmak ve gelişmek için ihtiyaç duyduğu temel aşıları almasını sağlama misyonunun önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Mastercard ile olan bu ortaklık, bu zorluğun üstesinden gelme potansiyeline sahiptir." dedi.

Ortaklık, çözümün Gavi destekli diğer tüm ilgili ülkelere genişletilmesi amacıyla önümüzdeki iki yıl içinde beş ülkede uygulanmasını, özellikle de karşılıklı olarak kabul edilen hedeflere dayalı olarak uygulanmayı hedefliyor.[3]

Bir insani yardım kuruluşu daha; Mercy Corps


Mercy Corps kendisini; "herkesin başarılı olabileceği bir olasılık geleceği yaratmak için günümüzün en büyük krizlerinin ön saflarında birlikte çalışan küresel bir insani yardım ekibi" olarak tanımlıyor. Ve devamında bunları söylüyorlar;

Dünya çapında 40'tan fazla ülkede yaklaşık 6.000 ekip üyemiz, yoksulluk, felaket, şiddetli çatışmalar ve iklim değişikliğinin akut etkileriyle yaşayan insanlarla yan yana çalışıyor. Yerel etki yoluyla küresel bir değişim yaratmaya kararlıyız - ekip üyelerimizin yüzde 85'i çalıştıkları ülkelerden.

Peki böyle bir projede insani yardım kuruluşları neden ortaklar arasında olur, neden insanların denetim altına alınmasına ön ayak olacak, adeta hayvanlar gibi damgalanacak ID2020 projesinin ortakları arasında yer alıyor?

Çünkü iki sebebi var. Birincisi bu yardım kuruluşlarının birçoğu organ kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, yeni üretilen ilaçların denenmesi için, ilaç şirketlerine kobay sağlaması gibi birçok iğrenç işi yapmakta ama bunları insani kuruluş kisvesiyle perdelemekteler. Yani zaten insan dostundan ziyade, insan düşmanıdırlar. Bununla birlikte, bu dernekleri kuranların ekserisi, büyük şirketlerin CEO'su ya da hissedarı olan insanlar.

Diğer sebebi ise bu yardım kuruluşları, denetleme konusunda daha rahat olmaları, diğer ülke ve halklar arasına daha rahat sızarak uyum ve güven sağlamaları sebebiyle, güzel bir veri toplayıcı aracıdır. Birçok kişinin ad, soyad, özel hayatı, ekonomik durumu, inancı, sosyo-kültürel durumu gibi analizleri kayıt altına alarak, gereken yerlere çok rahat bir şekilde iletebilirler. Yani ID2020'nin veri havuzuna yeni bilgileri direkt olarak sahadan aktarma konusunda faaliyet yürütürler. Elbette bunların dışında, gerçekten hayır yapan birçok kuruluşta bulunmakta. Ancak mesela bu bahsettiğimiz Mercy Corps, çocuk tacizi ile çalkalanmıştır bir dönem. Mercy Corps'un kurucularından Ellsworth Culver'in kızı olayın baş aktörüdür.

Ellsworth Culver'ın kızı Tanya Culver Humphrey'e göre Culver, onu erken çocukluğundan ergenliğe kadar cinsel tacizde bulundu. Humphrey, konuyu defalarca Mercy Corps üst düzey liderliğinin dikkatine sunmasına rağmen, Culver'ı organizasyonda başka bir pozisyona taşımak dışında hiçbir işlem yapılmadığını söyledi. Mercy Corps'un lideri Neal Keny Guyer'in yanı sıra kıdemli hukuk danışmanı ve uzun süredir bir yönetim kurulu üyesi olan Oregonian'ın cinsel istismar iddialarına ilişkin 2019 tarihli bir belgeselin ardından istifa etti.[4]

Tamam belki bazılarına göre fazla kötümser ve komplocuyuz. Peki böyle insanların, gerçeken insanlara yardım etmesini beklemek fazla iyimserlik olmuyor mu?

National Sybersecurity Center (Ulusal Siber Güvenlik Merkezi)


NCC Amerika Birleşik Devletleri'ne işbirlikçi siber güvenlik bilgisi ve hizmetleri sağlayan topluluk odaklı bir üyelik organizasyonudur. 

Colorado Valisi John Hickenlooper'ın vizyonundan esinlenen Ulusal siber güvenlik merkezi, 2016 yılında kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. NCC'NİN amacı bir işgücü geliştirmek, özel sektör, askeri ve federal kurumlarla işbirliği yapmak ve şehirlerimizi, eyaletlerimizi ve ulusal varlıklarımızı daha iyi korumak için kamu sektörünü desteklemek ve eğitmektir. NCC, siber konular hakkında farkındalık kazanmak için hükümet, askeri ve endüstri ile birlikte çalışır.

Özetle ileride değişim ve dönüşüm sonrasında, siber güvenlik öneminin daha da artacağı bilindiği için yeni siber güvenlik uzmanları yetiştirme ve istihdam etmek için kurulan bir organizasyondur. ID2020 projesinin hayata geçmesi içinde birçok siber güvenlik uzmanı gerekeceği aşikâr.

Parmak izi teknolojisi geliştiren bir ortak; Simprints


Simprints, Cambridge Üniversitesi kökenli bir kar amacı gütmeyen teknoloji şirketidir. Şirket, yasal kimlik kanıtı olmayan gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, STK'lar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından kullanılmak üzere biyometrik parmak izi teknolojisi geliştirmektedir.

Mesela ülkemizde Garanti Bankası ile görülen göz tarama sistemi gibi yenilikleri tasarlayan firmalardan birisidir. Teknolojik cihazlar ve insan bedeninin entegrasyonu sağlayan bir şirkettir özetle. ID2020 için tam aranan ortaklardan birisi. 
Projenin stratejik ve hukuki danışmanları da dikkat çekici; Copperfield Danışmanlık ve 1913'te kurulan köklü bir organizasyon olan Chapman & Cutler LLP bulunmakta.

-Sonuç-

İnsanların ilk etapta dijital sertifikalar üzerinden etiketleneceği, iris tarama sistemi ile biyometrik olarak işaretleneceğini, hatta bu sertifikalar üzerinden aşı, hastalık vs. birçok bilgisinin arşive alınarak denetleneceğini söylediğimiz halde, birileri çip işi falan komplo demekteler. Oysa çip daha sonraki meseledir. Çip meselesi ya kimseye fark ettirilmeden yapılacak bir teknoloji ile olmalı ya da insanların karşı çıkamayacak kadar denetim altına alındığı bir ortam olmalıdır.

Böyle bir teknolojinin henüz olmadığını biliyoruz. Öte yandan insanlara bu aşamada çip dayatması ters tepeceği için bunu şu aşamada düşünmüyorlar. Onun yerine önce alıştırma ve kabullendirme yoluna gidiyorlar. Başta TC kimlik numaraları çıkartıldı. Sonra da dijital kimlikler, yetmedi cep telefonlarının IMEI numaraları bile kayıt altına alınmaya başlandı, çipli kimliklerimiz dağıtıldı. Hem de biyometrik resimli. Bunları göre göre kabul edip alanlar, çip konusunu alaya alıyor. Oysa her adım aşama aşama ürkütmeden bilim ve teknoloji gibi argümanların arkasında süslü kelimelerle yapıyorlar. 2030'a kadar hep beraber neler yaşanacak hep beraber göreceğiz. İnanmak ya da inanmamak size kalmış.


Kaynaklar;

1-) https://id2020.org/uploads/files/Alliance-Manifesto.pdf