The Economist'in Frozen Out (Donmuş) Avrupa ve Türkiye kapağı incelemesi

The Economist'in Frozen Out (Donmuş) Avrupa kapağı incelemesi


Economist dergisi kapaklarıyla ve bu kapaklarında verdiği mesajlarla çok konuşulan küreselcilerin yayın organlarından sadece birisi. En son vermiş olduğu mesaj ise Rusya ve Ukrayna savaşı sebebiyle Avrupa'nın enerji sıkıntısı sebebiyle yaşayacağı gaz sorununa ve bunun doğuracağı sonuçlara değiniyor. Ve kapakta Avrupa kıtası haritasının altında Dünya Avrupa'yı nasıl geride bırakıyor? vurgusu da yapılıyor. 
Bunlara kısaca değinelim, bakalım Economist neler demiş.

Acımasız bir ekonomik sıkışıklık, 2023 ve sonrasında Avrupa'nın dayanıklılığını test edecek. Küresel enerji sisteminin yeniden şekillendirilmesinin, Amerikan ekonomik popülizminin ve jeopolitik çatlakların Avrupa Birliği'nin ve İngiltere de dahil olmak üzere üye olmayanların uzun vadeli rekabet gücünü tehdit ettiğine dair artan bir korku var. Risk altında olan sadece kıtanın refahı değil, transatlantik ittifakın sağlığı da tehlikede.(1)


Frozen Out adlı yazıda yukarıdaki ifadeler geçmekte ve Avrupa'nın ABD ile ittifakının tehlikeye girebileceğine dair vurgulama bulunmakta. Ancak ABD, zaten NATO'yu genişletme niyetini çoktan ortaya attı. Hatta İngiltere'nin kısa sürede istifa eden Başbakanları arasında olan Liz Truss'da küresel NATO görüşünü dile getirmişti. Ve Hindistan'a özel ilgi gösteren ABD, bu ittifaka onları da katmak istiyor. Ancak bunu yapma niyetindeyken bir yandan da Avrupa ve Avrasya bölgesindeki bazı müttefiklerinde NATO'ya karşı mesafe ve farklı eksenlere kayma isteği de gözlemlenmekte.


Son haftalarda Avrupa'dan gelen iyi haberlere aldanmayın. Enerji fiyatları yazdan beri düşüyor ve iyi hava koşulları, gaz deposunun neredeyse dolu olduğu anlamına geliyor. Ancak enerji krizi hala tehlike arz ediyor. Gaz fiyatları, uzun dönem ortalamasından altı kat daha yüksek.(1)

 

Yazının devamında enerji fiyatlarının uzun dönem ortalamaya göre hâlâ 6 kat daha yüksek olduğu da hatırlatılan bir başka tehlikeli istatistik. Bunun üzerine bir de enflasyon ve Euro'nun değer kaybını da eklerseniz, etkisi daha da derinden hissedileceği aşikâr.



Vladimir Putin'in enerji silahı Ukrayna'nın ötesine geçecek. Modellememiz, normal bir kış mevsiminde, gerçek enerji fiyatlarındaki %10'luk bir artışın, ölümlerde %0,6'lık bir artışla ilişkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu yılki enerji krizi, Avrupa genelinde 100.000'den fazla yaşlı insanın ölümüne neden olabilir. Eğer öyleyse, Bay Putin'in enerji silahı Ukrayna dışında topçularının, füzelerinin ve insansız hava araçlarının doğrudan Ukrayna'da aldığından daha fazla can alabilir. Ukrayna'nın Rusya'ya direnişinin Avrupa'nın da savaşı olmasının bir nedeni de budur. (1)


Evet Economist'in Frozen Out yazısının içeriğinde aynen bu yazıyor. Yani Putin enerjiyi kesmesi yüzünden 100 bine yakın yaşlının soğuktan ölme tehlikesi olduğu ve savaşın haricinde Putin'in başka ölümlere de sebep olacağına vurgu yapılıyor. Hatırlarsanız 25 Şubat 2022'de savaş yeni başladığında aşağıdaki gibi bir çıkarım yapmıştım.

 Küreselcilerin yayın organı The Economist, açıkça Rusya'yı Avrupa ve ABD halkları için hedefe oturtuyor. Ancak Avrupa ve ABD'de birçok insan neyin döndüğünü bildiği için Ukrayna'ya destek vererek kendilerinin zora girmesini istemiyorlar. Ve bununla ilgili protestolar da had safhada. Ancak hükümetler, bir yere bağlı olduğu için halka rağmen desteğe devam ediyorlar. Ayrıca Rusya ile sınırı olan Polonya, Finlandiya gibi ülkelerin yanısıra Rusya'nın hedefinde tüm Avrupa olduğunu bilen Avrupalılar, Rusya'nın yayılmacı ve agresif hamlelerinden rahatsız olduğu için ister istemez, Ukrayna'ya destek konusunda mecbur kalıyorlar.

Ancak yukarıdaki gibi sebepler gerçekleşir yani ölümler artarsa, işte o zaman Avrupa ve dünya genelinde de Rusya'ya karşı bir antipati oluşacağı da ayrı bir argüman. Ve bu argüman Rusya'yı ileride zora sokabilir.


Savaş aynı zamanda finansal kırılganlıklar da yaratıyor. Enerji enflasyonu Avrupa ekonomisinin geri kalanına yayılıyor ve Avrupa Merkez Bankası için akut bir ikilem yaratıyor. Fiyatları kontrol etmek için faiz oranlarını yükseltmesi gerekiyor. Ancak çok ileri giderse, özellikle borçlu İtalya'yı değil, Euro bölgesinin daha zayıf üyelerini istikrarsızlaştırabilir. (1)


Burada ise Euro bölgesinin ekonomi açısından zayıf ve kırılgan ülkelerinin iflasına bile vurgu yapılıyor. Yani aşağıdaki ülkeler arasında birçoğu tehlikede demektir. 

Euro bölgesi

Enerji krizi şiddetlenirken bile, savaş Avrupa'nın iş modelinde bir kırılganlığı ortaya çıkardı. Avrupa'nın pek çok sanayi firması, özellikle de Alman firmaları, Rusya'dan gelen bol miktarda enerji girdisine bel bağladı. Pek çok şirket, nihai pazar olarak başka bir otokrasiye, Çin'e daha fazla bağımlı hale geldi. Rusya ile ilişkilerin kopması ihtimali, yapısal olarak daha yüksek maliyetler ve Batı ile Çin'in ayrılması, birçok yönetim kurulu odasında bir hesaplaşma anlamına geldi. (1)


Yukarıdaki ifadelerde enerji krizi sebebiyle, Avrupa'nın Çin'e bağımlı hale geldiğini söylemekte. Ancak Çin ve Rusya BRICS üyesidir. 

BRICS hakkında bilgi almak için; https://www.instagram.com/p/CiN6hbEqLRF/?utm_source=ig_web_copy_link

Yani tamamen olmasa da uzun vadeli olmasa da ekonomik müttefiklerdir. Burada bir mengeneyi düşünebilirsiniz. Bir yandan ABD, bir yandan da Çin ve Rusya, Avrupa ülkelerini kıskaca almış durumda. Avrupalı hükümetler, enerji için Rusya ve Çin'e yanaşsalar, NATO ittifakı çatırdayacak ve Avrupa ülkeleri ile ABD arasında sert rüzgarlar esecek. Hükümetler NATO çıkarını gözeterek ülke menfaatini gözardı ederek ABD ile aynı doğrultuda devam etse, bu sefer de enerji ve sanayi alanında büyük sıkıntılar baş gösterecek. Ayrıca sermaye sahibi bazı firmalar zaten ABD'ye Avrupa'dan daha çok yatırım yapıyorlar.


Zaten, şirketler sübvansiyonlara tepki gösteriyor. Ödüllü bir İsveç pil girişimi olan Northvolt, Amerika'daki üretimi genişletmek istediğini söyledi. İspanyol bir enerji şirketi olan Iberdrola, Amerika'da Avrupa Birliği'ndekinden iki kat daha fazla yatırım yapıyor. Birçok patron, pahalı enerji ve Amerikan sübvansiyonlarının birleşiminin Avrupa'yı kitlesel sanayisizleşme riski altında bıraktığı konusunda uyarıyor. Alman kimya devi basf, kısa süre önce Avrupa operasyonlarını “kalıcı” olarak küçültme planlarını açıkladı. Avrupa'nın Amerika'dan daha hızlı yaşlanması da yardımcı olmuyor. (1)


Hemen yukarıda yine aynı yazıdan alıntılanan bilgilere göre ABD, Avrupa'ya sübvansiyon yani yardım göndererek bir nevi kendine bağımlı hale getiriyor. Sen üretme biz sana yardım ederiz. Ancak sen de NATO çıkarlarına sadık kal, Rusya ve Çin'e yanaşma diye de ikaz ediyor. Ancak bunu derken ABD, Avrupa'nın enerji sıkıntısını çözmüyor.


Dünyanın en değerli 100 firmasından sadece 14'ü Avrupalı. Politikacılar, kural kitabını bir kenara atmaya ve artan bir kurumsal hediye silahlanma yarışında kendilerine ait sübvansiyonlarla yanıt vermeye cazip gelecekler. Almanya Ekonomi Bakanı, Amerika'yı "yatırımları artırmakla" suçladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Avrupa'yı uyandırma" çağrısında bulundu.

Dolayısıyla sübvansiyon tartışması Amerika ve Avrupa arasındaki gerilimi de besliyor. Amerika'nın Ukrayna'ya mali ve askeri desteği Avrupa'nınkinden çok daha fazla ve Çin'den gelen meydan okumayı karşılamak için Asya'ya dönerken Amerika, AB'nin kendi güvenliği için ödeme yapmamasına içerliyor. NATO üyelerinin çoğu, GSYİH'nın %2'sini savunmaya harcama hedefine ulaşamadı. AB, Rus saldırganlığı konusunda şaşırtıcı derecede saftı. Her ne kadar savaş, Trump yıllarının kırılmalarından sonra Amerika ve Avrupa'nın birleşmesine neden olsa da, tehlike, uzun bir çatışma ve ekonomik gerilimlerin onları yavaş yavaş yeniden birbirinden ayırmasıdır. Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping buna bayılırdı. (1)


Avrupa iki taraf arasında kalmış birisi gibi bir yandan Rusya ve Çin çekiştiriyor. Diğer yandan da ABD çekiştiriyor. Ancak bu aslında 2. Soğuk Savaş dönemidir. Yazı özetle bunları anlatmakta. Ancak biz de daha net ifadelerle olası tehlikeleri gözler önüne serelim.

Gözümüzün önünde dünya düzeninin yeniden inşasına tanık oluyoruz. 2. Dünya Savaşı'ndan beri yaşadığımız en dramatik ve öngörülemeyen tedarik zinciri sorununu yaşamak üzereyiz. Rusya-Ukrayna çatışmasının uluslararası sonuçları yayılmaya devam ederse, jeopolitik ittifakların, enerji ve gıda akışlarının, para sistemlerinin ve ticaret yollarının ayrılabileceği bir küresel ekonomi gerçeği ile karşı karşıya kalacağız.

Soğuk Savaş sırasında dünya tek kutuplu olmaktan çok uzaktı. İki dünya vardı Doğu ve Batı. Biz konuşurken bu dünya yeniden oluşturuluyor ve onunla birlikte Batılı şirketler, kaynak sağlamayı Doğu'dan daha çok Batılı ve tarafsız devletlere kaydırmaya başlayacak. Kuzey Amerika ekonomik entegrasyonu yeni bir öncelik haline gelecek. Avrasya kıtasındaki kara taşımacılığı daha karmaşık ve muhtemelen tartışmalı hale gelecektir.

Ekonomik entegrasyon dediğimizde ise bu iş o kadar basit olmuyor. Zira Serbest ticaret bölgesi, ortak pazar, gümrük birliği, iktisadi ve siyasi birliklerin temelini atar bu entegrasyonlar. Hatırlarsanız Avrupa Birliği bile Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak oluştu ilk etapta.

Tüm tedarik zincirleri, yeni kaynaklar ve ortaklarla birlikte yeniden yazılacak. Hepsi kurumsal ve ulusal güvenliğin yararına olacak. Bu, büyük oynaklık ve öngörülemez bir ortam oluşturacaktır. Şirketler, muhtemelen prim ödeyerek tutarlı ve güvenilir tedarik sağlayabilecek satıcılara öncelik verecektir. Sonuçta, bu maliyetler tüketicilere, yani bizlere daha yüksek fiyatlar şeklinde aktarılacaktır.

Fiyatlar, tüketiciler için önemli bir husus haline gelirken, tutarlı ve tahmin edilebilir bir dizi seçenek sunan markalar, fiyatlandırma gücünün tadını çıkaracak. Yani tedarik zincirini sağlama alan, alternatifi olmayan markalar, fiyatları istediği gibi belirleyebilecektir. Geleceğin pazar kazananları, tedarik zinciri altyapısına yatırım yapan şirketler olacak.

Geleceğin mesleklerinden birisi ise tedarik zinciri analisti olacak. Tedarik zinciri analisti, yeni bir dünya düzenindeki aksaklıkları ve riskleri yorumlama, analiz etme ve tahmin etme yeteneği nedeniyle şirketlerde bir önemli bir pozisyon ve danışmanlık olacak.

Aynı analistler, kendilerini büyük ölçüde ulusal güvenlik, istihbarat ve savunma örgütleri tarafından işe alındıklarını da görecekler. Çünkü gelecekte çatışmalar, malzemeleri ve üretimi kontrol etme arzusundan kaynaklanacak. Ukrayna krizi, belki de 2. Soğuk Savaş'ın uzun bir jeopolitik, ekonomik ve askeri çatışma tarihinin başlangıcı. Rusya ve Çin gibi devlet aktörleri, küresel entegrasyon yerine bölgesel hegemonyayı seçiyor.

Dünya Ticaret Örgütü liderliğindeki küreselleşme on yıllar aldı, ancak 2000'de Çin'in gelişimiyle, küresel ayrışma hızlandı. Bu da bölgesel sosyo ekonomik entegrasyonu doğurdu. Ancak bu da on yıllar alacak ve değişimin hızı, garip oynaklıklar gösterek. Buğday fiyatları yükselmeye devam eder ve savaş ne kadar uzun sürerse, fiyat artışı, o zaman büyüyen bir ateş olacak. Arap Baharı'nın Orta Doğu'da ve Afrika'nın bazı bölgelerinde yeniden yaşanmasının risklerine işaret edecektir. Şimdi kaos mu yaşıyoruz sanıyorsunuz? Oraya yeni savaşlar/iç savaşlar ekleyin.

Ayrıca bu donmuş kapak başka şeylere de gebe. Nedir onlar? Banka hesaplarının işlemez hale gelme tehlikesi ve yine Grand solar minimum'a yapılan vurgudur. 

Güneş'in modern Grand Solar Minimum'a (2020-2053) girdiğini, bu da güneş manyetik alanında önemli bir azalmaya ve karasal sıcaklıkta gözle görülür azalmaya işarettir. Peki neden sadece Avrupa gösteriliyor? Birincisi Avrupa beyaz ve seçişmişlerin kıtası, ikincisi ise Avrupa kıta olarak en yaşlı ve bu Grand Solar Minimum'dan en fazla etkilenecek kıtadır.

Solar minimum nedir?


Güneşte 11 yılda bir meydana gelen dönemsel bir aktivite azalmasıdır. Güneş solar minimum dönemine girdiğinde güneş lekeleri ve güneş patlamaları gibi güneş aktiviteleri minimuma iniyor. Normalde çok aktif olan güneş yüzeyi neredeyse tamamen duruluyor. Bu durum dünyamız için olumlu bir şeymiş gibi gözükse de öyle olmuyor. Çünkü bu durulma, aslında fırtına öncesi sessizlik gibidir. Güneşin solar minimumdan çıkışı genellikle büyük güneş patlamaları ve manyetik fırtınaları da beraberinde getiriyor. Bu durum dünyamızda iletişim ve enerji sistemleri için tehlike oluşturuyor. Ayrıca bu dönemde dünyamızın atmosferi de soğuyor ve kışlar daha sert geçebiliyor.

Ancak bu sefer dillendirilen ise Solar değil Grand Solar Minimum yani daha büyük daha kapsamlı ve genel bir aktivite azalmasıdır. Northumbria üniversitesi'nden Prof. Valentina Zharkova 2020'den itibaren güneş aktivitelerinde belirgin biz azalma olacağını ve etkisinin 2055'e kadar süreceğini belirtmiş. Bundan önceki büyük minimum aktivite 1645-1715 arasında yaşanmış ve neticesinde büyük kıtlıklar yaşanmıştır. Ayrıca hava sıcaklığı ortalamaların altında seyretmiştir.

Güneş lekeleri normalde 11 yıllık periyotlarda artıp azalmaktadır. Ancak büyük artış ve azalışların meydana gelmesi bir kaç yüzyıllık döngülere rast gelmektedir. Yine Zharkova'ya göre; 2055'ten sonra dünya, bir daha ısınma evresine gidecek ve 2370-2415 tarihleri arasında yaşanacak yeni büyük minimum'a kadar devam edecek.(2)

Ancak şu hatırlatmayı da yapalım bu normal dünya döngüsüdür. Allah kimi zaman bolluk, kimi zaman da kıtlık verir. Bu sebeplere bağlıdır. İnsanların haktan sapması, zulümlerin artması gibi sebeplerle birlikte zamanının da gelmesiyle böyle şeyler yaşanır ve yaşanmıştır.

Ayrıca dünyadaki bu değişimleri bana soranlar için daha önce sayfamızda bir yazı da yazmıştık. Bu sefer doğalın yanında yapay müdahaleler de var. Onu da yukarıdaki; Hem doğal hem yapay adlı yazımızdan okuyabilirsiniz.

Her şeyi yazdın, Türkiye'ye değinmedin diyen arkadaşlar, verdiğimiz yazı bağlantılarını özellikle BRICS ile ilgili yazıyı okursa, Türkiye'ye fazlasıyla değindiğimizi göreceklerdir.

Kaynaklar

1-) https://www.economist.com/leaders/2022/11/24/europe-faces-an-enduring-crisis-of-energy-and-geopolitics

2-) https://electroverse.net/professor-valentina-zharkovas-expanded-analysis-still-confirms-super-grand-solar-minimum-2020-2055/

Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar

Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar


Muazzez İlmiye Çığ’nın bu kitapları Tarih, Antropoloji ve Sosyoloji başta olmak üzere pek çok disiplini çarpıtarak yanlış bilgi vermektedir. Eskiçağ dünyası bu kitaplardan doğru öğrenilemez çünkü kendisi eserlerini ideolojik ve taraflı bir şekilde kaleme almıştır. Bu durum Eskiçağ dünyasının da yanlış öğrenilmesine sebebiyet vermektedir. Başta Sumerler olmak üzere, Mezopotamya’yı doğru anlamak istiyorsanız, Muazzez İlmiye Çığ okumayın.




Hz İbrahim’in böyle bir rüyası Ne Tevrat’ta ne de Kuran-ı Kerim’de bulunmaktadır. Bunun yanında kutsal evlilik arasında herhangi bir benzerlik bulunmamakla birlikte hikaye zorlama bir şekilde Sümerler’e dayandırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Kutsal evlilik kozmosun yenilenmesini yani bereketi temsil etmekle birlikte bu hikayenin varsaysak bile birbirlerinden çok farklıdır. Ek olarak Hz. İbrahim’in eşi Sare kimseyle evlenmediği gibi Firavun’un sarayında da kalmamıştır.




Tarih öncesi hakkında kesin bilgilere sahip olmamakla birlikte, Muazzez İlmiye Çığ’nın yine kaynak göstermeden söylediği şeylerin hiçbirinin doğruluğu olmamakla birlikte bir kanıtta yoktur. Ana tanrıça heykelleri ve doğurganlık, erkek ya da fırtına tanrısı döllemeden işlevsizdir; bu durumda bir fırtına tanrısı inancı oluşmadan, ana tanrıça inancı oluşamayacağını göstermektedir. Yani kadın ima ettiği gibi erkekten yüce değil aynı zamanda kutsal da değildir.




Aşağıda kitabın bir başka bölümünde ise Sümerli fahişelerin başını örttüğünden ve bunun sadece onlara ait olduğunu iddia ediyor. Aslında böyle bir durum söz konusu değildir. 



Sebahattin Bayram aşağıdaki linkte bulunan bu makalesinde Muazzez İlmiye Çığ’ın ipe sapa gelmez iddialarını bütünüyle çürütmüştür.





Sebahattin Bayram'ın makalesinin tamamı için tıklayın; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/753836


Tevrat’ta hiçbir şekilde fahişeliğe atıf yapılmadığı gibi adanmış kadın ise dine adanmış olarak ifade edilmektedir. Başta Tevrat olmak üzere Talmud’da Zina yapmak yasak olmakla birlikte mabetlerde böyle bir fahişeliğe izin verilmemektedir yine tamamen sallama bir bilgi.


Toplum içinde fuhuş olması bunun kutsal olduğunu göstermez. Yahudilikte klasik dönemde mabete kadınlar giremezler, bundan dolayı kutsal fahişelik olma gibi bir durum söz konusu değildir. Diğer satırda ise fuhuştan kazanılanın mabede verilememesi erkek erkeğe ilişki olduğunu göstermemekle birlikte, fuhuştan kazanılan paranın kirli olması tanrıya sunu yapılmasını engellemektedir. Yahudilerde cinsel ilişkiye giren kutsal erkekler yoktur.


Burada fuhşa vakfeden erkeklerden kasıt kendi istekleri ile zina yapan ve günaha giren erkekleri kast etmektedir. Hangi akla hizmet kutsal fahişelik var olduğu söylenebilir akıl alır gibi değil. Yahudi kaynakları zaten olmadığını açıkça belirtmektedir. Kitap genel olarak örnekler üzerinden İlahi dinlerin Sümer kökenli olmasına dayandırılmaya çalışılmıştır. Fakat verilen bilgiler yanlış olmakla birlikte, yapılan benzetmelerde oldukça zorlamadır. İlmiye Çığ ideolojik takıntıları ile bilimi yanlış kullanmaktadır. (1)

Kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır.

Kutsal kitaplar Hz.Havva'nın Hz. Adem'in (as) kaburga kemiğinden yaratıldığını yazıyor. Peki neden kaburga kemiği?

"RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. (Tevrat, Tekvin 2:21-22)


Sahih bir hadis-i şerifte de aynen şu ifadeler geçer:

"Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır."(Müslim, Reda 64; Nesai, Nikah 15; Ahmed b. Hanbel, II/168)

Sümer dininde, Nin-ti (𒊩𒌆𒋾) Ninhusarg tarafından Enki'nin vücudunu tedavi için yaratılan 8 şifacı tanrıçadan biriydi. Özel şifa alanı kaburgaydı. Sümerce ti hem kaburga, hem yaşatma anlamına gelir. Havva isminin Hayy yani yaşayan kökünden geldiği düşünülürse, Ninti'nin isminin özel olarak seçildiği anlaşılır. Kaburga kelimesi Hayat anlamında kullanılmaya başlamıştır. (Bu arada Muazzez teyzenin anlayamadığı gizem tevhid bakışı ile çözülmüş oldu.)

Enki yasak çiçekleri yemiş ve daha sonra diğer tanrılar tarafından kendisini iyileştirmeye ikna edilen Ninhursag tarafından lanetlenmiştir. Peki Hz.Havva'nın yaradılışı için neden Hz.Adem'in (as) kaburga kemiği kullanıldı? Bunun birkaç cevabı var.

Her şeyden önce ilginç bir şekilde, kaburgaların inanılmaz rejeneratif özellikleri vardır. Kemik grefti cerrahisinde çıkarılan kaburga kemiği ve kıkırdak kısımları, kaburga perikondriyumu sağlam kaldığı sürece birkaç ay içinde yeniden büyüyecektir. Bu, Hz.Adem’in (as) kaburga kaybının yalnızca geçici olduğu anlamına gelir; hayatının geri kalanını tamamlanmamış bir iskelet sistemi ile geçirmek zorunda kalmamıştı. Eğe kemiği, erkeğin göğüs kafesinde yer alır; akciğeri çevreler, kalbi darbelerden korur. Bu konumuyla eğe kemiği, kadına benzer. Kadın da tıpkı eğe kemikleri gibi erkeğine nefes alacak bir yuva sunar, onun hayatına genişlik, göğsüne ferahlık kazandırır. Eğe kemiklerakciğeri çevreleyerek kalbe giden hayat yollarını açık tuttuğu gibi, doğrudan kalbi de korur. Öyle ki, eğe kemiği kırılmadıkça kalbe zarar gelmez. Eğe kemiğinin yapısı da kadına benzer. Güçlü fakat ince ve narindir. Kadın da sabırlıdır, acıya, ayrılığa ve vefasızlığa sabreder.



Bununla birlikte, kolayca kırılıverecekmiş gibi inceciktir, çevreleyip saran zarif bir biçimi vardır. Eğe kemiğe erkeğin yan tarafında yer alır. Eşinin yanında durması gibi. Kadının eğe kemiğinden yaratılmasının elbette bilinmeyen daha nice hikmeti ortaya çıkacaktır. Biri de çıkıp demiyor ki, Tevrat Sümer kökenli ise neden Çıkış kıssasındaki kahramanların adı Eski Mısır dilinden. Bu kıssanın arka planını Mısır'a götürmez mi?

Kaynak yayınları ve Doğu Perinçek


Kaynak yayınları her ne kadar Atatürk devrimleri ve Kemalizm ardına saklanarak ideolojik saplantıları olan insanların eserlerini neşretse de özünde İslam düşmanı bir yayınevidir. Yine Muazzez İlmiyi Çığ, Doğu Perinçek, Turan Dursun, İlhan Arsel ve Hasan Yalçın gibi hayatlarını din karşıtlığına adayanların bir araya geldiği bir çatı gibidir.

Muazzez İlmiye Çığ ve iftiralarına cevaplar


İddialara göre bu yayınevinin de Doğu Perinçek'e ait olduğu söylenmektedir. Doğu Perinçek'in dünün apocusu, sonrasının kemalisti ve yine sonrasında da hangi söylemlerle ekranlara çıktığı herkesin malumudur.

Bir diğer mevzu ise Muazzez İlmiye Çığ ve kardeşi Turan İtil'in HZİ adlı bir vakıf kurarak geçmişte komünizme kayan mahkumlar üzerinde insan haklarına aykırı deneyler yaptığı da iddia edilmektedir.(3) Üstelik bunu yaparken de CIA yani Amerikan istihbaratıyla da iltisaklı olmaları da bir başka iddia konusudur. (4)




Kaynaklar:

Matrix'in Distopik Dünyasına Doğru..! Üniversite, Bebeklerin Vücut Parçalarını Toplarken Yakalandı

Matrix'in Distopik Dünyasına Doğru..! Üniversite, Bebeklerin Vücut Parçalarını Toplarken Yakalandı

Dehşet bir haber! Pittsburgh Üniversitesi, bebekleri kürtajla canlı şekilde alarak dışarıda organ elde etme amaçlı büyütürken yakalanmış. Olay Matrix filminin evreninde geçen durumlara benzer nitelikte.

Sarsılacaksınız, sarsılacaksınız, sarsılacaksınız. Dünya üzerinde öyle rezillikler dönmekteki Nuh tufanının neden geldiğini, Allah'ın kavimleri neden toplu helak ettiğini anlayacaksınız.


Şimdi sizlere bunun haberini sunuyorum. İyi okuyun..!


Üniversite, Canlı Doğup Ölüme Bırakılan Bebeklerin Vücut Parçalarını Toplarken Yakalandı


Federal hükümetten alınan yeni belgeler, kürtaj yapılan bebeklerin organlarının bilimsel araştırmalar için kullanılabilmesi için Pittsburgh Üniversitesi'nde canlı doğup ölüme terk edilebileceğini gösteriyor.

Pittsburgh Üniversitesi, araştırmacıların, insan bağışıklık sistemini incelemek için ikinci üç aylık dönemde düşük bebeklerin kafa derilerini kemirgenlere implante ettikleri yerle aynı yer.

Salı günü, Adli İzleme ve Tıbbi İlerleme Merkezi, üniversitenin uygulamaları hakkında ABD Sağlık ve İnsani Hizmetler Departmanından 252 sayfalık yeni belge aldıklarını söyledi. HHS, grupların Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası talebinde bulunmasının ardından belgeleri sağladı ve daha sonra ajansın takip etmemesi üzerine bir dava açtı.

Belgeler, federal hükümetin Pittsburgh Üniversitesi'ne son beş yılda bilimsel araştırmalar için iptal edilen bebek vücut parçaları için bir "doku merkezi" olması için en az 2,7 milyon dolarlık hibe verildiğini gösteriyor.


Judicial Watch adlı hukuki davaları izleme örgütü başkanı Tom Fitton; "Bu belgeler, vergi mükelleflerinin parasının, Pittsburgh Üniversitesi'ni tek duraklı bir insan cenin doku mağazasına dönüştürmek için kullanıldığını gösteriyor - dokuyu seçmeli kürtajlardan temin etmekten, insan kalıntılarını 'alt bölümlere ayırmaktan, hasat edilen dokuyu dağıtmaya ve sevk etmeye kadar," dedi.

Daha da kötüsü, Center for Medical Progress'in (Tıbbi İlerleme Merkezi) kurucusu ve başkanı David Daleiden, belgelerdeki kanıtların, geç dönem kürtaj yapılan bebeklerin organları alınmadan önce canlı olarak dünyaya getirilebileceğini öne sürdüğünü söyledi.

Daleiden, “Bazıları yaşayabilecek yaşta olan rahimdeki bebekler, Pitt ve desteklediği Planlı Ebeveynlik kürtaj işine milyonlarca dolar vergi mükellefi fonu getirmek için canlı olarak kürtaj yapılıyor ve organ toplama için öldürülüyor” dedi. "Kolluk kuvvetleri ve kamu görevlileri, bir sonraki Kermit Gosnell'i yasa uyarınca adalete teslim etmek için derhal harekete geçmelidir."

Gosnell, bebekleri öldürmeden önce canlı olarak doğdukları geç dönem kürtaj yapmaktan suçlu bulunan Philadelphialı bir kürtajcıydı. Ömür boyu hapis yatmaktadır.

Belgelerde, Pittsburgh Üniversitesi, Tıbbi İlerleme Merkezi'ne göre "doku elde etmek için kullanılacak bir prosedür" olarak "emek indüksiyonundan" bahseder.

Doğum indüksiyon kürtajları temelde kulağa nasıl geliyorsa öyledir; kürtajcı tipik olarak doğmamış bebeğin kalbine onu öldürmek için digoksin veya başka bir zehir enjekte eder ve ardından annenin ölü bebeğinin vücudunu doğurması için doğumu tetikler. Bu yöntem daha sonraki ikinci ve üçüncü trimester kürtajlarında kullanılır.

Digoksin kullanılmazsa - ve Tıbbi İlerleme Merkezi, bilim adamlarının digoksin olmadan "cenin dokusu" istediklerini, çünkü zehir araştırmalarını engellediğini tespit ederse, bebeğin canlı doğma şansı vardır. Araştırmalar, digoksin içermeyen doğum eylemi indüksiyon kürtajlarının yüzde 50'ye kadarının bir bebeğin canlı doğmasına neden olabileceğini gösteriyor.

Tıbbi İlerleme ve Yargı İzleme Merkezi, Pittsburgh Üniversitesi'nin, kürtaj yapılan bebeklerin vücut parçalarının tazeliği de dahil olmak üzere, "çok kaliteli dokuya hızlı erişim" sunmakla övündüğünü de kaydetti.


Belgelerde:

Pitt, "numunelerimizdeki sıcak iskemik zamanı kaydettiğini ve en yüksek kalitede biyolojik numuneler elde etmek için bunu minimumda tutmak için adımlar attığını" belirtiyor. [“Sıcak iskemik süre”, kan akışı kesildikten sonra bir organın vücut sıcaklığında kaldığı süreyi ifade eder. Sıcak iskemik süre, organın soğutulduğu süreyi ifade eden soğuk iskemik zamandan farklıdır. Pitt'in ifadesi, kürtaj ile kürtaj arasındaki sürenin minimum olduğunu gösteriyor.]

Üniversite ayrıca 2015 yılında federal hükümete “10 yılı aşkın bir süredir cenin dokusunu topladığını… karaciğer, kalp, gonadlar, bacaklar, beyin, böbrekler, üreterler ve mesaneler dahil genitoüriner dokular” olduğunu söyledi.

Üniversite, belgelerde “Geçen yıl 725 vakadan malzeme toplanmış olabileceğinden, koleksiyonlar önemli ölçüde artırılabilir” dedi.

Belgelere göre, federal hükümetten, her hafta “en az 5 vaka” hedefiyle “insan idrar ve genital organlarının elde edilmesi, kalite kontrolü ve dağıtımı için bir boru hattı geliştirmesi” için hibe parası istedi.

Üniversitenin önerisi aynı zamanda ırksal hedefleri de içeriyordu, bunu keşfeden ise Judicial Watch ve Tıbbi İlerleme Merkezi.

Pitt, planlanan iptal edilen 'deneklerin' %50'sinin azınlık fetüsleri olmasını istedi. Judicial Watch'a göre teklif, Pittsburgh'un çeşitli olması nedeniyle 'deneklerin' çeşitli olmasını öneriyor, ABD Sayım Bürosu Pittsburgh şehrinin %70'e yakın beyaz olduğunu gösteriyor” dedi.

Ve üniversite bunu ödemek için Amerikalıların vergilerini kullanıyor. Belgelere göre, Pittsburgh Üniversitesi, 2015 yılında beş yıllık bir süre içinde 3,2 milyon dolar talep etti ve şimdiye kadar en az 2,7 milyon dolar aldı.

Bu parayla finanse edilmiş olabilecek deneylerden biri, beş aylık kürtajla alınan bebeklerin kafa derisinin kesilmesini ve ardından kafa derilerinin kemirgenlere implante edilmesini içeriyordu.

Bilgiler, Pittsburgh Üniversitesi araştırmacılarının Eylül 2020'de "Bilimsel Raporlar" dergisinde yayınladıkları bir araştırmadan geliyor. Bilim adamlarının, insan bağışıklık sistemini incelemek için "insanlaştırılmış" fareler ve sıçanlar yaratmak için kürtajla alınan bebeklerin kafa derilerini nasıl kullandıklarını anlatıyor.

Araştırmayla birlikte, araştırmacılar deneylerinin fotoğraflarını yayınladılar - bebeklerin kemirgenler üzerinde büyüyen saç tutamlarını gösteren korkunç görüntüler.

Bu fotoğrafları şu linkten görebilirsiniz; https://www.lifenews.com/2020/12/18/scientists-attach-scalps-of-aborted-babies-to-humanized-mice-for-dubious-research/


Küresel organ ticareti ve bilim iç içedir. Bazılarının bilim diye tapındığı bir aracı, kötülük içinkullananlar var. Bugün bilim dünyasında sözü geçen, hakim olan kanat, açıkça satanist ayinlere katılan kanattır. Hakemli tıp dergilerinde makaleler öyle kolay kolay çıkmaz. Ya para bastırırsın, ya gerçekten çığır açacak ve onların işine yarayacak bir şeyler bulursun. Yoksa senin çalışmanın insanlık açısından faydasından ziyade, ilaç şirketlerine uzun vadede getirisi önemli olan.

Organ nakli olayı, organın canlıdan yaşayan hayatta olan kişiden alınması ile gerçekleşiyor. Bu cinayettir.. "beyin ölümü gerçekleşti" kaidesi üzerine, yakınlarına öldü diye yutturulan bedenler, canlıdır ve nakil esnasında acıyı hissederler! Bu da tıbbın büyük bir yalanı ve karanlık yüzüdür.

Bilim bugün insanlık düşmanı satanistlerin hakimiyetinde. Medya da onların elinde. Ana akım medyaya ise satanistlerin propagandasına uygun konuşanlardan başkası, kolay kolay çıkarılmaz. Küresel organ ticareti bugün birçok ülkede yapılmaktadır. Özellikle de savaşın ve mültecinin çok olduğu ülkelerde...


Merkeziyetsiz Sanal Devletler Dönemi. Bitnation nedir? Yönetişim 2.0 nedir?

Merkeziyetsiz Sanal Devletler Dönemi. Bitnation nedir? Yönetim 2.0 nedir?

Bitnation nedir? Bunun tanımına girmeden önce size ID2020 projesine kısaca değinmek istiyorum. Daha önce bu konuya blog yazımızda detaylıca değinmiştik. ID2020 projesi kapsamında planlanan hedeflere göre, önümüzdeki on yıl içinde 1 milyardan fazla insanın mülteci durumuna düşeceği belirtiliyor ve bu insanların devlet bazında takibi meselesi sebebiyle ID2020 projesi çerçevesinde, göz retinası ile eşleşen dijital kimlikler verilmesi hedefleniyor. Projeye kimler destek vermiyor ki; Rockefeller (Foundation) Vakfı, Bill ve Melinda Gates Vakfı ve dahası...

ID2020 projesi hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz...



Bitnation nedir?


Bitnation kendi tarifleriyle aynen şudur; 


Bitnation, dünyanın ilk bağımsız sınır ötesi gönüllü milletidir. (DBVN). Bitnation faaliyetlerine Temmuz 2014'te başladı ve dünyanın ilk blockchain evliliği, doğum belgesi, mülteci acil durum kimliği, Dünya Vatandaşlığı, DBVN Anayasası ve dahasını sağladı. Web sitesi konseptinin kanıtı, Blockchain ID ve kamu noteri de dahil olmak üzere, dünya çapında on binlerce Bitnation Vatandaşı ve Elçilikler tarafından da kullanılıyor. Bitnation UNESCO'nun 2017 Netexplo Ödülü kazanmış ve Wall Street Journal, Bloomberg, BBC, CNN, WIRED, VICE, TechCrunch, The Economist, Russia Today ve diğer yayınlarda yer almıştır.


Bitnation 2014 yılında kuruldu. Kurucusu ise Susanne Tarkowski Tempelhof'tur. 

Susanne Tarkowski Tempelhof

Bitnation'ın kurucusu Susanne Tarkowski Tempelhof, babasının on yıldır vatansız olduğu Fransız-İsveçli bir ailede büyüdü. Blok zinciri teknolojisinden ilham aldı ve Bitcoin, onu eğitime ve ulusal güvenliğe genişletmesi için ona ilham verdi, bu da yavaş yavaş modern başlangıç ​​şirketi Bitnation'ın omurga kavramlarına dönüştü. Bitnation, 14 Temmuz 2014'te Tempelhof tarafından kuruldu.

Bu sanal ve merkeziyetsiz devletin bir de kripto parası bulunmakta. O da Ethereum ağı olan ERC-20 üzerinde üretilmiş bir tokendir. Birçok altcoin de bu ağ üzerine kurulmaktadır. Ethereum'un eşler arası akıllı sözleşme teknolojisi onun bu açıdan çok kullanışlı olmasını sağlamakta.

Bitnation ülkesinin parasının adı Pangea'dır. Kısaltması ise XPAT'tır.  XPAT, bir sözleşme uygulama mekanizması olarak hizmet veren ve Yargı Yetki Alanımız olan Pangea'daki itibar sistemini yöneten bir ERC20 tokenidir.

Pangea; 

1) Sözleşmeler yapmak ve tamamlamak veya sözleşmelerle ilgili anlaşmazlıkları tahkim etmek,

2) Yüksek puanlı hizmetler sunan uluslar ve topluluklar oluşturmak, 

3) Kullanıcılar tarafından yüksek puan alan akıllı sözleşmeler geliştirmek ve güncellemek için üç adet takas edilemeyen alt jeton (token) verir.

Kullanıcılar popülerlik yarışmalarını önlemek için diğer kullanıcıları değil, yalnızca akıllı sözleşmeleri ve ülkeleri derecelendirebilir. AL, (Yapay zeka) kullanıcıları belirlenmiş kriterlere göre değerlendirir. Yeterince takas edilemeyen itibar jetonları biriktirdiğinizde, Air Miles veya Amazon puanlarına benzer şekilde XPAT ile ödüllendirilirsiniz.

Singapur, İsviçre, Estonya, Belize ve Hollanda'da yerleşik Bitnation kuruluşları ve 30'dan fazla ülkede Bitnation Büyükelçilikleri ve Konsoloslukları bulunmaktadır. Bitnation'ın genel merkezi Hollanda'nın Amsterdam kentindedir ve temel katkı sağlayıcıları dünyanın her yerine yayılmıştır.Bitnation blockchain (blokzincir) üzerinde Ethereum tabanlı merkeziyetsiz akıllı sözleşmeler üzerine kurulmuş, sanal, merkeziyetsiz, bir devlet olarak türünün ilk örneğidir. Her ne kadar merkeziyetsiz dense de bu tartışmaya açıktır.

Zira ulus devletlerin çöküşünü küreselciler istiyor. Ulus devletlerin yıkılışı için de merkeziyetsizleştirme ve sonraki evrede ise mülksüzleştirme var. Bunu aslında şirketler istiyor. Şirketler dünya çapında yönetimi devletler elinden alıp, tek bir dünya devleti yapmak istiyor. Bu devlette ise insanlara belirlenmiş temel gelir verilecek, sosyal kredi sistemi kurulacak, insanların özel mülkü olmayacak, bu mülkleri şirketler insanlara kiralayacak.

Ulus devletler farkında olmadan otoriterleştikçe, aslında bu küreselcilerin ekmeğine yağ sürüyorlar. Zira otorite, baskı ve denetim, isyanı ve sosyal patlamaları getirir. Bu da yine devlete zarar verir. Bu isyanlar neticesinde kıvılcımı daha da büyütecek hareketler yaşanırsa, ulus devletler daha da zor duruma girerler. Ama birçok ulus devleti bunun farkında değil. Farkında olanlar da koltuğunu kaybetmeme derdinde olduğu için ilerideki sorunları pek düşünmüyor.

Bitnation; akıllı hükümetler, akıllı devletler gibi gelecek kavramların öncüsüdür. Akıllı hükümetler ve yönetim 2.0 sürecini anlatmadan önce biraz da Sanayi 4.0 sürümünü ve bununla gelecek para 4.0 sürümüne değinelim.

Sanayi 4.0 dönüşümü ile beraber para 4.0 gelecek


İş ve emek ile kazanılan para değerini kaybetti. İstediğin kadar emek sarfet. Fakirleşmeni hızlandıracak. Emek savunucuları evde Gestapovari oluşumlar kontrolünde calışarak fakirleşecek. Patronundan ve devletinden yardım ile kitlenecek.


Sanayi 4.0 Para 4.0


Yatırım yapmış kendini orta sınıf sananların yatırımları, bunları regüle eden devlet tarafından eritilecek. Yeni ekonomiyi kabul etmekte güçlük çekecekler. Kriptolar vergilendirilecek, merkezi borsalar, bankalar ve diğer kuruluşlar buna önayak olacak (Paypal, İninal vs.)

Halk borçlandırılacak, borcunun karşılığında elindeki tek değerli varlıklar olan toprak ve altınları bankalar aracılığıyla elitlerin eline geçecek. Doğal tarım ve hayvancılığa adeta savaş açılacak, kendi kendine yetene pek dokunmasalar da endüstriyel bazda üretim yapanlar, yeni üretim modeli olan yapay ve suni yetiştirmeye zorlanacak, direnen olursa ezilecek.

Altın hakkında size pek bir şey söylenmiyor ama işler sarpa sararsa, aşağıda 1933 yılında çıkarılan KHK ile devletin, halkın elindeki altına nasıl çöktüğünü görürsünüz. KHK'nın detayı şöyle;

1933 yılında Franklin D. Roosevelt tarafından imzalanan bu kanun hükmünde yer alan kararnameye göre; ABD’de bulunan vatandaşların altın para, külçe ve sertifikası bulundurmaları yasaklanmıştır. Bu kararname aslında, vatandaşların, altınlarını bankaya götürerek ons başına 20.67 dolar ile takas etmeleri gerektiği anlamına geliyordu. ABD vatandaşları sahip oldukları altınları, 25 gün içerisinde, ABD Merkez Bankası’na (FED) teslim etmemeleri halinde 160 bin dolarlık para veya 10 yıllık hapis cezasına çarptırılacaklardı.

Karar 1929 Büyük Buhran sebebiyle alındı. Ancak fatura, elitlerin kuklası olan idarecilere değil, gariban halka kesilmişti. O zamandan bu yana değişen pek bir şey yok. Peki buna karşı ne yapılabilir?

Yapamazsınız, bu azmış, nasihate kapalı, aptallığının farkında olmayan kibirli yığınlar, başıboş çobansız sürü gibi dolaşmakta. Farkındalığını arttırmışlar da kendilerini yalnız ve güçsüz bulmakta. Kitlesel bir tepki lazım ama yığınların aptalca taşkınlığı değil, çoban kontrolünde, kontrollü ve hedefe kilitlenen bir füze gibi kuklaya değil, kuklacılara vurmak lazım. O gün gelene kadar sürünmeye devam.

Yönetim 2.0: Sınırsız, Merkeziyetsiz, Gönüllü


Yapay zekanın gündelik yaşama daha fazla girmesiyle birçok alana müdahil olmasını adım adım izleyeceğimiz günler yaklaşıyor. Bu müdahil olacağı alanlar arasında hükümetler de var. Akıllı hükümetler dönemiyle bizi bambaşka boyutta yönetimler beklemekte.

Bitnation'da bu akıllı hükümet ve devlet tanımının sadece bir prototipi diyebiliriz ve arkasında Birleşmiş Milletler'in alt grubu olan UNESCO'nun bile desteği bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler bilindiği gibi küreselcilerin, devletlere uluslararası yaptırımları dayatması için kurulan bir organizasyondur. Adeta bir ahtapot gibi alt kuruluşları ile tüm üye devletlerin kılcal damarlarına kadar sızmıştır. Her neyse Birleşmiş Milletler'i bırakıp Bitnaiton'a ve Yönetim 2.0'a dönelim.

Bu zamana kadar devletlerin rejimleri değişti, liderleri değişti, kanunları değişti ama bu zamandan sonra devlet tanımı, ulus tanımı gibi kavramlar da değişecek. Zira Yönetim 2.0 ile Dünya Vatandışlığı yani tek dünya devleti adımının somut ama sanal bir adımı atıldı. Ulus devletler, bunun kendi varlıklarına karşı bir tehdit olduğunu gördüklerinde interneti kısıtlamaya gitmeyi düşünebilirler.

Burada da devreye parlatılmış çocuk Elon Musk giriyor. Starlink uyduları ile yüzlerce uyduları boşuna yörüngeye yollamıyor. Zira devletler kendilerine tehdit gördükleri interneti kısıtlamaya giderse, en ücra köydeki birine bile interneti kesintisiz ve kısıtlamasız bir şekilde ulaştırmak için atılıyor bu uydular. Yani dünya hükümeti, tek dünya hükümeti için atılıyor. Neuralink adlı beyin çipi projesi ise bazı hastalara fayda sağlamak için üretilse de ileride insanları yarı insan yarı terminator yapma düşüncesinin sadece başlangıcı denilebilir. Zira artık insanlığı Transhümanizm çağına hazırlıyorlar.

Yani kadınları erkeksileştiriyor, erkekleri ise kadınsılaştırıyorlar. Böylece ortak bir paydada buluşturarak, dizayn edilmiş, belli bir kalıba sokulmuş, fıtratı bozulmuş, cinsiyetsiz bir toplum inşa ederek, tek dünya devletine, tek tip insan istiyorlar.


Bitnation'un ulus devletlere karşı olduğu şu açıklamalarında açıkça görülmektedir;

Bitnation, güvenlik ve anlaşmazlık çözümü de dahil olmak üzere daha uygun, güvenli ve düşük maliyetli Kendin Yap Yönetişim hizmetleri sunarak ulus devlet oligopolünü bozmak için tasarlanmıştır.


Devlet oligopolü ile kast edilen devletin baskın gücü ve tekelleşmesini kastediyor. Yani gücün birkaç zümrede toplanarak, insanlara kurduğu üstünlüğü kastediyor. Aslında ilk bakıldığında kulağa hoş gelse de insanların organize olması küreselciler tarafından istenmiyor. Bunu da insanlara merkeziyetsizlik tuzağı ile sunuyor. Merkeziyetsizlik ise bambaşka bir konudur ve bu yazıda anlatılamayacak kadar uzundur. Uzunluğu sebebiyle de bu yazının içeriğine zarar verir.

Akıllı ve sanal hükümetler çağı


Akıllı ve sanal hükümetler çağı henüz daha yolun çok başında, tıpkı Bitnation gibi... Ama olgunlaştığında birçok insanın bu hükümet ve devletlere yöneleceğini söyleyebilirim. Zira ulus devletler kontrolü kaybetmemek için baskı yaptıkça, küresel çete ellerini ovuşturuyor. Çünkü baskı, insanları ulus devletlere karşı kışkırtacak bir unsurdur.

Bunun sonucunda da yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan insanlar bu sanal devletlere mülteci olarak gönüllü olarak başvurabilir. Ancak bu büyük bir tuzaktır ve bu tuzak sadece ulus devletleri değil, özgür olarak yaşamak isteyen insanlara da büyük bir tuzaktır.

Bu tuzağa çekiş yöntemlerinden birisi de bu sanal devletlerin; "Evrensel Temel Gelir" denilen balla kaplı zehir olması muhtemeldir. Peki nedir bu evrensel temel gelir...

Evrensel Temel Gelir; Dünya Vatandaşı olan insanlara mülksüz bir hayat karşılığında, çalışmasa bile geçineceği miktarda düzenli olarak verilen bir maaş denilir. Ancak bu maaş bildiğiniz maaşlardan ve bildiğiniz paralardan olmayacak.

Herkesin şahsına özel barkodlu bir hesabı olacak ve bu hesaba yatacak. Ancak bu paradan ziyade bir puan gibi olacak. Bu puan ise davranışlarına göre azalabilecek. Bu azalma sebebiyle de bazı hizmetlerden mahrum kalma, hatta sistem dışına atılma gibi tehlikeleri de barındıracak.

Tüm dünyaya bunu yapmak istiyorlar. Sınırları kaldırmak, tüm insanlığı takip altına alıp denetimli bir şekilde idare ve sevk etmek istiyorlar. Ne yazık ki bunları da gönüllü olacak bir yığın aptal sayesinde kolayca gerçekleştiriyorlar.