Sadece Gerçek logo

Unutturulan ibadet Cihad

Unutturulan ibadet Cihad

Unutturulan ibadet cihad son yüzyıl içerisinde rejimi değiştirenler tarafından kötülenen bir noktaya gelmiştir. Başlangıçta rejimi kuranlar bile cihad kavramını kullanmışlardır. Bu konu sulandırılmış ve cihad ibadetini kafa kesmek, vahşet ve barbarlıkla eşdeğer tutan bir anlayış, toplumun bazı kesimlerinde belirmiştir. Oysa bu sakat, yanlış bir inanıştır. Bu yanlış inancı bilerek yayanlar olduğu gibi cehaletinden, ideolojik saplantısından ve araştırmadan yoksun olmasından dolayı inanan kitleler de mevcuttur. Bilmeyene bilmediğini öğretmek kolaydır ama bilmediğini bildiğine inanana hiçbir şeyi öğretemezsin. Gelin sizlerle cihad kavramının tanımına kısaca değinelim.

Cihad nedir?

Arapça’da “güç ve gayret sarfetmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkânları kullanmak” mânasındaki cehd kökünden türeyen cihad, İslâmî literatürde “dinî emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslâm’ı tebliğ, nefse ve dış düşmanlara karşı mücadele vermek” şeklindeki genel ve kapsamlı anlamı yanında fıkıh terimi olarak daha çok müslüman olmayanlarla savaş, tasavvufta ise nefs-i emmâreyi yenme çabası için kullanılmıştır. Nefisle mücadele, İslâm’ı tebliğ ve düşmanla savaşma anlamında kullanılan terim. (1)

Yukarıdaki cihad tanımı, az çok herkesin anlayabildiği ve araştırarak bulabildiği tanımdır. Gelin biz bunun detaylarına inelim. Yukarıdaki kavramı günümüz dünyasına uyarlayan ve bu kavramı kitlelere daha anlamlı hale getirenlerden birisi de Necmettin Erbakan’dır. Kendisi hakkında iyi ya da kötü konuşanlar hep olmuştur ama onun cihad tanımını da sizlerle paylaşalım.

Necmettin Erbakan ve Cihad
“Kur’an nizamını kurmak ve yürütmek için bütün gücümüzle hep beraber teşkilatlı bir şekilde gücümüzün son takatine kadar çalışmayı üzerimize yükleyen farzın adıdır.” (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)

Evet Erbakan hoca aynen böyle söylemiştir. Bu arada Erbakan’a değinmemiz bizim herhangi bir partiyi savunduğumuz anlamına gelmesin. Bizler hiçbir partiye oy vermiş, ya da propagandasını yapmış değiliz. Bunu yapmaya da niyetimiz yoktur. Ancak Erbakan hocanın tanımında şu söylenmekte. Hep birlikte Allah’ın kitabına, Rasulü’nün sünnetine sarılın. Gücünüzün son noktasına kadar, malınızla, canınızla ve dilinizle gayret ederek, hak yol için, Allah’ın nizamını dünya üzerine kurmak için çalışmanın adıdır der cihad için…

Necmettin Erbakan’ın cihad perspektifi

Peki bunu nasıl yapacağız? Nasıl cihad edecek şuura erecek ve cihad için bir araya geleceğiz. Onu da yine İslam penceresinden bakan Erbakan hocanın bir sözüyle anlatmaya çalışacağız.

“Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz. Herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur.” (Prof. Dr. Necmettin Erbakan)
Evet gerçekten de böyledir. Bir Müslüman, din kardeşinin iyiliğini isterse, onun için dua ederse, o kardeşi de onun iyiliği için dua ederse, birbirlerini Allah için sevmiş olurlar. Birbirlerini Allah için sevenler dinidir İslam dini. Bakın sahabeye, malını paylaşmış, evini paylaşmış, her şeyini paylaşmış din kardeşleriyle. Mekke’den hicret eden sahabeyle kardeş olmuşlar. Yekvücut olup düşmanın bağrına saplanmış ve bize bu kutlu dini hediye etmişlerdir. İşte bizim kurtuluşumuzun yolu da budur. Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek(düşmanlık etmek) Yani nefsi bir kenara bırakmak gerek.

Müslümanlar ayrılırsa neler olur?

Allah bölünüp parçalanmayın diye emrederken(2) sadece cemaat hususunda demiyor bunu. Müslümanların birbirini düşünmesini ve yardım etmesini emrediyor. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurur;

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirle­rini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Bizleri ayrıştıran, değerlerimizden uzaklaşmamız. Bizi biz yapan değerlerimize ve Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılmalıyız. Birbirimizle yardımlaşmalıyız. Akrabalık bağlarını koparmamalı, komşuluk müessesini yeniden diriltmeliyiz. Gençlere iyi örnek olmalı ve bu değerleri onlara aktarmalıyız. Twitter’da Aile Evi Terörü, Akraba Terörü gibi hesaplarda gençlerin bu bağlara, bilinçaltlarında nasıl düşmanca baktığını görebiliriz. Özetle bu rezil düzene tek başına yapacağın şey çocuklarını düzgün yetiştirmen, aile, akrabalık ve komşuluk bağlarını diriltmen. Sonrasında kurduğun kardeşlik bağlarını kuvvetlendirerek çemberi genişletmen gerekir.

Anadolu’da yaygın olan, günümüzde ise çoğu yerinde unutulmaya başlanan güzel bir dayanışma örneği vardı. İmece usûlü… Genel manasıyla bu yöntem; bir köyde herkesin bir olup, bir kişinin tarlasına yardım etmesi ve el birliği yaparak bütün işleri bitirmesidir. Sonra köydeki bir başka kişinin tarlasına el atılarak, sırayla döngünün devam etmesidir. Bu bir nevi, şehirlerde kadınların düzenlediği altın gününe de benzer. Sırası gelene toplu altın verilir. Bu gelenek maalesef unutuldu.

Bu gelenek unutulunca, komşuluk ve akrabalık önemini kaybetti. Çünkü tarımda makineleşme, insanların yardım etmesine gerek bırakmadı. Bu köydeki durum. Şehirlerde ise insanlar zombi gibi aynı saatte işe gidip geldikçe daha çok içine kapandı. Bireysel yaşamaya alıştı. Az kişi olsun, kafam rahat olsun demeye başladı. Kimse kimsenin kahrını çekmez oldu. Oysa Allah’ın emri bu değildir.

Biz ayrılırsak, birbirimizden koparsak, yırtıcı hayvanlar gibi üzerimize üşüşecek düşmanlar pusuda beklemektedir. Filistin’in başına gelenleri görüyoruz. Yüreğimiz parçalanıyor, bebeklerin ölü bedenlerini görüyoruz ama Allah’ın emrine uymayıp ayrıştığımız için bir şey yapamıyoruz. Şunu unutmayın ki Türkler, Kürtler ve Arapların kaderini Allah bir kılmıştır. Bunlar ya İslam sancağını hep birlikte kaldırıp Allah’ın dinine dönecek ya da hepsi tek tek perişan olacak.

Cihad’ın çeşitleri nelerdir?

Cihad nefse ve şeytana karşı ve düşmana karşı yapılan cihad olarak temelde 2’ye ayrılır. Allah Rasulü bir hadis-i şeriflerinde düşmana karşı yapılan cihadın küçük, nefse karşı yapılan cihadın büyük cihad olduğunu belirtmiştir. Ancak bunu belirttiği dönemde zaten küçük cihad yapılmaktaydı.

a- Nefse ve şeytana karşı cihad nedir

Nefis her insanda bulunan ve bazı hayvani özellikleri barındıran bir yapıdır. Öfke, şehvet, oburluk gibi birçok hayvani meziyet ondan gelmektedir. Her insanın nefsi terbiye edilmeye muhtaçtır. Bu ise tasavvuf yoluyla yapılmaktadır. Zikir, riyazet, teslimiyet ve irşad gibi aşamaları vardır. Terbiye edilmemiş nefis daima kötülüğü emreder. Şeytan ise o nefsi daha da azdıracak, sapkın yollara sokacak vesveseleri uygular. İşte nefis terbiyesi yapmak, günahlardan kaçmak, Allah’ın emirlerine gayret etmek, cehd etmek, mücadele etmek. Düşsekte kalkıp Allah’ın dininde kalmaya çalışmak, büyük cihad’dır. Yani nefse ve şeytana karşı yapılan cihad’dır. İbadet etme, ilim öğrenme, öğrendiklerini yaşama, yaşadıklarını ve öğrendiklerini tebliğ etmeyle etrafına anlatmak da cihadın bir üst seviyesidir.

b- Düşmana karşı yapılan cihad nedir?

Düşmana karşı yapılan cihad; gayrimüslim, ateist vs. olup sana saldıran, senin kanını döken, senin ibadet yapmanı engelleyen ya da dini hükümleri öğretmeni ve anlatmanı engelleyen din düşmanlarına karşı yapılan cihad’dır. Fakat bu tür cihadın farklı aşamaları vardır. Çünkü cihadın aşamaları vardır ve bunları kafana göre aşamazsın.

Cihad’ın aşamaları

Cihadın temelde 4 aşaması vardır ve bunların kendi içinde şartları ve evreleri vardır. Bunlar;
  1. Tebliğ etmek
  2. Emr-i Bi’l Ma’ruf Nehy-i Ani’l Münker (İyiliği emredip kötülüğü yasaklamak)
  3. Kıt’al (Silahlı mücadele ile yapılan cihad)
  4. İlay-ı Kelimetullah
Gelin şimdi de bunları izahlı bir şekilde açıklamaya çalışalım. Çünkü içlerinde yanlış anlaşılmaya müsait olup, sapla samanı karıştıran uygulamalar vardır.

1- Tebliğ etmek

Tebliğ etmek insanları iyiliğe çağırmak da bir cihattır. Bu ilimle yapılan bir cihad’dır. Bildiklerini anlatarak hem dilinle hem de ilminle yaptığın bir cihad’dır. Ancak bunu yapacak kişiler ilim ehli olmalı ya da kendisini dini anlamda iyi yetiştirmiş kişiler olmalıdır. Ayrıca ilim öğrenmek her Müslümana farzdır. Bana gerek yok demek gibi bir lüksümüz yoktur. Bir yerde tebliğ yapılıyorsa ve engelleme olmuyorsa, orada silahlı mücadele yapılması uygun görülmez.

2- Emr-i Bi’l Ma’ruf Nehy-i Ani’l Münker

İyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. Bu her ne kadar devlete nispet edilse de sadece devletle sınırlı kalacak bir cihad çeşidi değildir. İnsanlar özellikle ebeveynler kendi çocuklarına iyiliği emredip kötülükten kaçındırma hakkına sahiptir. Yine devlet insanları manevi anlamda içki, kumar, zina ve daha birçok tehlikeden korumalıdır. Nasihat ve vaaz heyetleri kurarak, toplumun ıslahına çalışmalı, helal gıda ve sağlıklı toplum için çalışmalıdır. Böyle bir devlet düzeni yoksa oranın dar’ül harb durumuna girmesi kaçınılmaz sondur. Dar’ül harb olan bir yer, İslam devleti olmaktan çıkmıştır. Orada Müslümanlar sahipsizdir. Türkiye dar’ül harp midir derseniz, sitemizdeki şu  ( https://www.sadecegercek.net/2017/04/sultan-2-abdulhamidi-anlamak.html ) yazımızı okuyabilirsiniz. Özetle Emr-i Bi’l Ma’ruf Nehy-i Ani’l Münker yapılan bir toplumda da silahlı mücadele yapılması uygun görülmez.

3- Kıt’al (Silahlı mücadele)

Bu mücadele Müslümanlara hayat hakkı tanınmadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, mallarının gasp edildiği zaman Allah’ın izin verdiği bir cihad çeşididir. Allah Rasulü boykota uğradı, işkenceye uğradı yine de hemen savaşa kalkışmadı. Önce hicret etti. Şu anda dünya üzerinde gerçek manada bir İslam devleti yoktur. Böyle bir devlet kurulduğu zaman, yaşadığı bölgede sıkıntı çeken Müslümanların İslam devleti’ne hicret etmesi gerekir. Ancak böyle bir durum olmadığı için Müslümanlar yaşadığı bölgede birleşip silahlı mücadeleye kalkışacaktır. Bir diğer önemli mevzu ise savaşlar taktik ve strateji gerektirir.
Her şeyden önce müttefikler bulmak, savaşa maddi ve manevi hazırlanmak gerekir. Cihad ederken adalet ve zulmü karıştırmamak için sağlam bir ilmi eğitim ve itikadi bilgileri öğrenmek gerekir. Çünkü bu yapılmadığı zaman kritik bazı konularda yanlışa düşerek zalimlerden olma ihtimalin doğabilir. Mesela eman dileyenin canına, ırzına dokunulmaz. Ama sen bunu bilmezsen, önüne geleni öldürürsün. İşte bu ayrımları bilmek günümüz ilimsiz ve cahil bırakılmış Müslümanı için önemlidir. Demek istediğimiz detayları burada https://www.sadecegercek.net/2015/09/filistini-neden-koruyamiyoruz-sizce-mazlumlari-korumamiza-neden-izin-verilmiyor.html okuyabilirsiniz.

4- İlay-ı Kelimetullah

Cihad’ın iki ana noktası vardır. Birincisi ilay-ı kelimetullah yani Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmadır. İkinci noktası ise Müslümanın canını, malını ve namusunu korumak ve zulüm düzenini engellemektir. İlay-ı kelimetullah din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar son gücün tükeninceye kadar Allah’ın rızası için her türlü meşru çabayı göstermektir. Kan akıtmak silahlı mücadele İslam dininde son çaredir ama İslam dini cihad’la tamama erer.
‘Size ne oluyor ki, ‘ey Rabbimiz, bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar. Bize, tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı gönder’ diyen erkek-kadın ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi 75. Ayet meali)
İşte bu ayet bugün Filistin’e kör, sağır ve dilsiz kalan bizlere hitap etmektedir. Hem bize hem de idarecilerimize hitap etmektedir. İdarecilerini zorlamayan, onlara gerekeni yapması için baskı yapmayan bizlere sorulan bir sualdir. Ancak Tevbe Suresi’nde bizlere açık çok açık bir tehdit bulunmaktadır.
Rasûlüm! De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, iyi iken durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticâret ve hoşunuza giden meskenler size Allah’tan, Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise o zaman Allah’ın azap emri gelinceye kadar bekleyin! (Tevbe Suresi 24. Ayet meali)
İşte bu tehdit en başta yazıyı yazan bana, sonra okuyanlara, sonra sessiz kalan, eliyle veya diliyle hiçbir şey yapmayan, kalbinden bile buğz etmeyen. Utanmadan gidip Starbucks’ta Mcdonalds’ta ya da Burger King’te tıkınan adı Ayşe, Fatma, Ali ve Hasanlara’dır. Bu tehdit kendini Müslüman ilan ederek, kardeşlerinin yanmış cesetleri için hiçbir tepki vermeyenleredir. Ve bunun sonu çok kötü yere varacaktır. Filistin bize unutturulan ibadet olan cihad’ı tekrar hatırlattı ama tepkimizde bir o kadar yalıtılmış ve söndürülmüş.

Osmanlı devletinde unutturulan ibadet cihad’a verilen önem

Fatih Sultan Mehmed’in oğlu ve Yavuz Sultan Selim’in babası Sultan II. Bayezid’in, İlay-ı kelimetullah için çıktığı seferlerde üstüne bulaşan tozları silkip, biriktirerek bunlardan bir tuğla döktürdüğünü ve böylece Allah’ın “cihat” emrine uyduğunun işareti olarak bu tuğlayı yanından ayırmadığını biliyor musunuz?(3)
2. Bayezid’in bir lakabı da sofudur. Kendisi dini hassasiyetleri çok olan bir padişahtır. Bu sebeple yüzü yumuşaktır. Onun döneminde Cem Sultan meselesi ve kendisinin yumuşak yüzü olması sebebiyle Osmanlı’nın yükselme dönemi içinde duraklama gibi bir dönem yaşansa da kendisinden sonra tahta geçecek olan oğlu Yavuz Sultan Selim 8 yılda 80 yıllık işler yapmıştır. Hatta hazine odası onun döneminde zirveye ulaşmıştır. Yavuz bir ferman yayınlamış ve benden daha fazla bu hazineyi dolduracak varsa, hazine odası onun mührüyle mühürlensin, aksi takdirde benim mührümle mühürlensin demiştir. Ve Yavuz Sultan Selim’in hazineyi doldurduğu kadar bir daha kimse dolduramamıştır. Oğlu Kanuni Sultan Süleyman bile babasının bu başarısına erişememiştir.
Özetle Osmanlı’yı Selçuklu’yu ve diğer Türk İslam devletlerini, onlara yarenlik eden Kürt aşiretlerini ve yine Türklerle bir olan Arapları zinde tutacak yegane kuvvet, unutturulan ibadet cihad etmektir. Müslümanlar konfora alışırsa, lükse alışırsa, bu dünyaya geliş gayesini unutur. Birbiriyle çekişmeye başlar. Cihad ederse, dünyanın geçici heva ve heveslerine kapılmaz Müslüman kardeşiyle dünyaya adalet ve Allah’ın dinini yaymak için canla başla çalışır. Böyle olunca da arada gereksiz kıskançlıklar, kırgınlıklar ve çekişmeler en aza iner.

İmam-ı Gazali Cihad için neler anlatıyor?

Ebuzer’ül Gifari (r.a.), Ebu Bekir (r.a.); Resulûllâh’a (s.a.v.) sordu:
▬ “Müşriklerle harp etmekten başka cihad var mıdır?”
Allah Resulü:
▬ “Evet Vardır. Muhakkak Cenab-ı Hakk’ın birtakım Mücahid kulları vardır. Onlar şehidlerden Daha üstündürler. Meleklere, Allah onlarla iftihar eder. Cennet onlar için süslenmiştir.”
Ebu Bekir (r.a) devamla sordu:
▬ “Ey Allah’ın Resulü, Onlar kimlerdir?”
Resulûllâh:
▬ “Onlar iyiliği emreder, kötülüklerden men ederler. Allah’ın sevdiklerini sever, düşmanlarına buğz ederler.”
Resulûllâh Aleyhisselâm devamla:
▬ “Nefsimi yed-i kudretinde (kudret elinde) tutan Allah’a yemin ederim ki, onların makamları şehidlerin makamından daha yukarıda olup, Köşklerde 300.000 kapısı vardır. O köşklerde 300.000 elâ gözlü hûri vardır…”(4)
İmam Gazali’nin (rahimehullah) burada bahsettiği, şehidlerden daha üstün makamı olanlar, küçük cihad’ı yaptığı halde büyük cihad olan nefisle mücadeleyi de kazanmış, irşad olmuş ve nefsin hayvani mertebelerini aşarak, Allah’ın sevgili kulları arasına girmiş, Allah’ın kullarını cehennem ateşinden kurtarmak için ilmiyle amel ederek, vaaz verip nasihat ederek, onların mürşidi olarak onların da nefislerini temizlemesi için yardım eden ve küçük cihad için toplumu hazırlayan manevi rehber olan Allah dostlarını kastetmektedir.

Alimlerin mürekkebi şehidlerin kanından üstündür

Evet alimlerin mürekkebi ile yazdıkları kitaplarla binlerce kişi hidayete erebilir. Onların vaazlarıyla kurumuş, taş kesilmiş kalpler, Allah’ın izniyle yumuşayıp hidayete erebilir. Şehidlerin kanı da Allah’ın dini için olsa da alimlerin mürekkebi yaşatarak hidayete erdirdiği için daha üstündür.

“Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır, âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır gelir.” (Suyûti, el Câmiu’s Sağir, nr 10026; İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l- İlm, nr. 139)

Taif’te İslam’ı anlatmaya gidince Allah Rasulü’nü küçücük çocuklara taşlattırdılar. Allah Rasulüm dilerse onları yok edeyim diye Cebrail a.s aracılığı ile buyurdu. Müslümanlar Taif’te yaşanan olay sonrası onlara kızıyorlardı fakat Allah Rasulü bilmiyorlar, bilseler yapmazlardı buyurmuş ve onlardan sonra gelecek neslin İslam’a hizmet edebilecek nesiller olduğunu söylemiştir. Nitekim Ebu Cehil azılı bir İslam düşmanıydı fakat o öldükten sonraki yıllarda oğlu İkrime, Allah Rasulü’ne iman ederek İslam dininin yeryüzüne hakim olması için gayret göstermiştir.

Cihad ibadetini unutanları bekleyen tehlikeler

Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ- şöyle söylemiştir:
“Bir toplulukta devlet malından hırsızlık (Gulûl) zuhur ederse, Allah o topluluğun kalplerine korku salar. Bir topluluk içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir topluluk ölçü ve tartılarda hile yaparak miktarı azaltırsa Allah onlardan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavim sözünden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder.” (Muvatta. Cihad: 26)
Eğer biz buradaki uyarıları görmezden gelmeye devam edersek, bizim başımıza gelecekler de aşikârdır. Filistin başta olmak üzere Müslümanların uğradığı zulümlere banane diyemeyiz, Müslüman diyemez çünkü bu inandığın dine aykırıdır. Sözün özü biz toparlanmazsak, bizi düşmanın zulümleri kapımıza dayanarak toparlayacak. Bugün Filistin’e sağır, kör ve dilsiz olduğumuz gibi o gün de biz sahipsiz kalırız. Uyanmalıyız! Çok geç olmadan…
Dipnotlar:
1- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cihad Maddesi https://islamansiklopedisi.org.tr/cihad (30 Mayıs 2024 tarihinde 16:00’da erişildi.)
2- Âl-i İmrân Suresi 103. Ayet
3- İbrahim Refik, Efsane Soluklar, TÖV Yayınları, İzmir/1992, S. 10
4- İmam-ı Gazali Hazretleri, İhyâ-u Ulumiddin, Cilt 5, Sayfa 340
Bizi Takip Edin
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore