Reklam Alanı

Masonların dilinden; Masonluk

Masonların dilinden; Masonluk

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, tarihinde ilk kez medya mensuplarına kapılarını açtı. Mason Büyük Üstadı Sahir Talat Akev ve diğer mason üstadları, gazetecilerin sorularını cevapladı. Localar gezildi, sergiler açıldı.
Mason Büyük Locası’nın 90. kuruluş yıldönümü dolayısıyla başlatılan glasnost hareketinden öğrendiklerimizi sizinle de paylaşmak istedik. Mason temsilciler tarafından bize aktarılanları aktarmanın ilginizi çekeceğini umuyoruz…

Perde aralandı ve mutlak sus­kunluk bozuldu. Masonlar ka­pılarını aralamaya, soruları cevaplamaya, isteyene masonlu­ğu anlatmaya karar verdi. Bu tabi kolay olmadı. Masonlar eskiden açıklama yapmazdı. Demeç vermez, soruları cevaplandırmazlardı. Aleyhlerindeki yazılara bile tekzib gönder­mez, kendilerine göre doğru olanı açıklama gereği duymazlardı.

Türk masonluk tarihinin son ya­rım asrında basının önüne çıkan üç “Büyük Üstad” olmuştu. Hayrullah Örs, Orhan Alsaç ve Can Arpaç. 27 yılda toplam 6 mülâkat. Gazete ve dergilerde yayınlanan bu röpor­tajlar, masonların açmış olduğu www.mason.org.tr isimli internet sitesinde de yer alıyor.

Şimdi durum değişti. Dünyayı sa­ran ‘açıklık’ modasına masonlar da uydu. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, kuruluşunun 90. yıldö­nümünde gazetecilere kapılarını açtı. 26 Nisan 1999 tarihindeki bu açılış belki sınırlıydı. Masonların gizli sırları­nı açığa çıkarmıyordu. Onların kimse­nin bilmesini istemediği kurallarını açıklamıyordu. Ancak tamamen dışa kapalı bir teşkilat, dış kapısını azıcık da olsa aralıyordu. Çünkü “masonluk” denince ilk alka gelen “gizlilik”ti. Ama artık o kısmen de olsa geride kaldı.


Önemli bir karar vererek “glasnost” yapan masonlar, “gizlilik” ile “kapalılık“ kavramlarını birbirinden ayırıyorlar. Büyük Loca’da bizi karşı­layan yüksek dereceli masonlar “açıklığın” artık kaçınılmaz olduğunu ifade ederken, halen “kapalı” bir ce­miyet olduklarını vurgulamadan da edemiyorlar. Gelinen nokta, “Yıllar­dan beri mutlak bir suskunluğu muhafaza etmenin yersiz olduğu­nun hissedilmesiydi.”

Mason Glasnostu

“Açıklık” adına bununla da yetinmeyen masonlar, Topkapı Sarayı’nın dış bahçesinde yer alan Aya İrini’de “Doğudan Batıya İnsanlık Köprüsü: Masonluk” isimli bir sergi açarak, önemli bir adım daha atıyorlardı. Masonluk tarihini anlatan bir multivizyon gösterisi ile izleyiciler bilgilendirilirken, masonların kutsallık atfettikleri semboller, kayıtlar, mühürler, yayınlar ve mason giysileri sergileniyordu. 15 günde bir düzenli olarak toplandıkları locaların bir örneğini de yaptırarak sergiye koymuşlardı. 

Serginin açılışına gelen ünlü komedyen Zeki Alasya, sorular üzerine mason olduğunu söylüyor, bunu gizlemenin artık gereği olmadığını anlatıyordu. İstanbul’da başlayan bu sergi, masonların bulunduğu sekiz ilde de tekrarlanacak. Masonlar yıl boyunca yayınlar, konferans ve panellerle masonluğu anlatmaya devam edecekler.Bu açıklık anlayışı aslında yeni değildi. Yıllar önce kendi aralarında tartışmalar başlamıştı. Tutucu olmayan masonlar açıklıktan yanaydı. Toplantılarda bunu hep dile getirmişler ve sonunda başanlı olmuşlardı.

Açıklık kararının altında yatan sebeplerden biri de artık hiçbir şeyin gizli kalmasına imkan vermeyen teknolojiydi. Kanal 7 televizyonunda yayınlanan gizli çekimler, bir mason ritüelini olduğu gibi gözler önüne seriyordu. Bu çekim, kravat iğnesi şeklinde tasarlanmış bir mini kamera ile yapılmıştı. Gizlilik devam ettiği sürece, meraklıları olmaya da devam edecekti.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası Büyük Üstadı Sahir Talat Akev aslında fazla bir sır kalmadığını da söylüyordu: “Batı da herhangi bir kitapçıya gidin, istediğiniz kadar kitap bulabilir, istediğiniz bilgileri elde edersiniz. Bu bakımdan masonluğun büyük bir sırrı kalmamış.”
Nur-u Ziya Sokak

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, Beyoğlu’nda, Nur-u Ziya Sokak, 25 numarada… Zaten sokağın ismi de masonlukta yer alan bir tabir. Akev‘in fadesi ile “Nur-u Ziya, aydınlığın ışığı demek. Bu da bizim felsefemizle paralel.” Burası kısaca, “Türkiye Büyük Locası” olarak da biliniyor. Önce masonluğu anlatmak için hazırlanan multivizyon gösterisini izliyoruz. Ardından Büyük Üstad ve diğer yetkililer sorularımızı cevaplandırıyor.


Mason olanlardan isteyen kimliğini açıklıyor, istemeyen açıklamıyor. Ancak kimlerin mason olduğu hakkında da asla ve kat’a bilgi vermiyorlar. Mason Büyük Üstadı Sahir Talat Akev, konuşmasında bunu özellikle vurguluyor:

“Bizler, mason kimliğimizi gizleyen kişiler değiliz. Ancak hiçbir kardeşimizi de kimliğini açıklamaya mecbur etmeyiz. Mason olup olmadığını söylemek kendi hakkıdır. Bu itibarla herhangi bir kişinin Mason olup olmadığı hususunda bana soru tevcih etmemenizi rica ederim.”

Fakat sohbetin ilerleyen kısmında Akev, üyelerine yaptıkları çağrıyı açıklıyor: “Eğer bir probleminiz yoksa, söyleyin. Çünkü kendi çevremizde de mason olduğumuz bilinirse bundan masonluk kazanır.”

Gizliliğin İlk Perdesi

Masonlar dışa kapalı oldukları için geçmişten günümüze hep ilgi odağı olmuşlar. Şimdi başkalarının onları anlatması yerine, onlar kendilerini anlatacaklar. Mason Büyük Üstadı Akev, “Biz başka dillerden birkaç eser tercüme etsek masonluğu anlatmış oluruz. Fakat bizim ulusal bünyemize uyan müesseseler de var. Onun için kitapları dış kaynaklara başvurmakla birlikte kendimiz kaleme alacağız” diyor. 

Akev, açıklığa rağmen mason derneğinin “kapalı” olma özelliğini koruduğunu belirterek şunları söylüyor: “Gizlilik ve kapalılık iki ayrı şeydir. Mason derneği, bütün bu açılmaya rağmen yine kapalıdır. Çünkü herkes ona üye olamaz. Bazı konuları herkesin önünde konuşmak istemeyebiliriz. Örneğin bir adayın teklifi hakkında yapılan soruşturma gibi…”

26 Nisan 1999 günü, restorasyonu yeni bitirilen 5 katlı binanın sadece giriş kısmı açıldı basına. Üst katlara çıkışı önlemek için merdiven başına ve asansör girişine görevliler konulmuştu. Önce Büyük Üstad Sahir Talat Akev‘le tanıştık. Ardından onun yardımcılarından gazeteci Yaşar Aysev ve Avukat Ahmet Erman’la… Ahmet Bey aileden mason. Babası Ceza Hukuku Profesörü Sahir Erman da masonların ileri gelenlerinden. Ahmet Erman, 31 yıldır teşkilatın içinde.

Evrenin Ulu Mimarı

Tanıştığım masonlar arasında ünlü bir sanatçı da vardı. Modern Folk Üçlüsü‘nden tanıdığımız, aynı zamanda diş hekimi olan Doç. Dr. Ahmet Kurtaran… Kurtaran, masonluğun ilk şartının bir yaratıcıya inanmak olduğunu söylüyor. Ateleri aralarına almıyorlar. Hürriyet kavramı daha sonra geliyor. Türkiye’de masonlar ikiye ayrılmış durumda. 111′ler grubu denen Mason Mahfili, “hürriyet” kavramını “yaratıcı” inancının önünde tutuyor. Büyük Loca, İskoç kökenli… 111′ler ise Fransız kökenli… Masonların yaratıcıya verdikleri isim: “Evrenin Ulu Mimarı.” Ahmet Kurtaran, “Biz Allah’ın varlığını kayıtsız ve koşulsuz kabul eden masonlarız. Bizim için Allah’ı reddetmiş olmak, mason olmamakla eşdeğer” diyor ve şunları ilave ediyor: “Geleneksel masonluk tanrı inancını şart koşan bir akımdır. Fransız akımı ise ateistlerin de mason olabileceğini kabul etti ve bizden ayrıldı.”


(Burda '' Sadece Gerçek '' olarak bir parantez açalım, Türkiye'deki masonların burada ki açıklamaları tamamen çarpıtmadır. Çünkü Türkiye'de İslamiyet her ne kadar senelerdir bozulmaya çalışılsada, azınlıkta olan ve hala sağlam duran gayretli müslümanlar sayesinde ayakta ALLAH'ın izniyle... Masonlar, Sabetayistler ve Pakraduniler ne yaparlarsa yapsın bunu engelleyemecekler. Türk masonlarının burada böyle demelerinin sebebi; Masonluk önce bir yardım derneği, sosyal etkinlik yapan bir vakıf olarak tanıtılması amacıyladır. Türkiye'de masonlar bu şekilde çalışır. Böyle yapmalarının sebebi dikkat ve tepki çekmemek, bir de daha fazla taraftar toplamak içindir. Hatta masonluğa ilk girişte 3 kitapta yemin edecekken masa da bulunur. Hangisine inanıyorsan ona el basarak sana yemin ettirilir. Burada yapmak istedikleri göz boyamadır. Dinlere karşı değiliz, imajı vermektelerdir. 

Ayrıca Türkiye'de ki masonluk, locaların üstadları haricinde, sadece bir sirkten ve palyaçoluktan ibarettir.Türkiye masonlarını, batı da ki biraderleri sadece çıkarları için kullanıyor. Yahudi olmayan her türk masonu, batı da ki biraderleri için sadece sadık bir uşaktır. İşleri bitince bunları çöpe atarlar. Ama yahudi kökenli biraderleri hariç ! Ayrıca masonluk'ta yükselmek için, yani 1. dereceden başlayarak 33.dereceye kadar olan masonluk seviyelerini aşmak için, sana verilen görevleri başarıyla ve zamanın da yapman gerektir.

Ayrıca her üst dereceye geçtiğinde, sana masonlukla ilgili, daha önce bilmediğin bir sır verilir. Diğer etapta ise seni yavaş yavaş, dinden soğutmaya başlarlar. Bunun için belgesel tarzda filmler, seminerler, okunması tavsiye edilen kitaplar gibi projelerle bunları yaparlar.

Zaten Masonluk'ta 33. dereceye çıkmayan insanlar, asla şeytana hizmet ettiklerini öğrenemez. 33. derece de olanların özel olarak yaptıkları şeytana kurban ritüelleri vardır. Bunları alt derecede ki masonlar bilmez. Halk'da bilmez di. Ta ki 90'lı yıllar da Kanal 7 masonların ayinini gizli kamerayla deşifre edene kadar.Masonların bu yavaş yavaş dinsizleştirme, ardından da şeytana ibadet ettirmeye yönelik metodunu, masonlar şöyle ifade ediyor; '' Uykulu gözlere ışığı yavaş yavaş vermek. '' Evet yaptıkları aynen bu. Yavaş yavaş dinsizleştirme. )

Masonlar, din kavramı ile yaratıcı kavramını birbirinden ayrı tutuyor. “Allah” inancını kabul edip, dini reddeden “agnostik”leri aralarına kabul ediyorlar. Budistler veya Zebur’a inananları da…

Yemin
Masonlukta üyeliğe kabul için, “yaratıcıyı kabul“den sonra ikinci şart, “18 yaşım bitirmiş, esir veya özürlü olmayan, er kişi olmak.” Yani gençler, sakatlar ve kadınlar mason olamıyor. Kıyamet de burada kopuyor zaten.  


(Burada '' Sadece Gerçek '' olarak bir parantez daha açalım. Kadınlar mason olamıyor diyorlar, bu işin iç yüzü şöyle; Kadınların locaları ayrıdır. Erkeklerle aynı loca da bulunarak mason olamaz. Ayrıca her ne kadar kadınlara özel loca da olsa, burada gerçekten kadın masonların çok aktif olması söz konusu değildir.Etkileri sadece şeklen olmakla beraber ve bazı ritüelleri yerine getirme haricinde, yardım dernekleri adı altında çalışmaktan öteye geçmez. Genel de kadın masonlar, Rotary, Lions gibi dış destekli klüpler de, masonluk için alt yapıdan gençleri hazırlarlar. Bu arada bu saydığım dernekler, çok hayırsever görünürler. Okul, hastane ve hatıra ormanı gibi birçok etkinlik düzenleyerek, asıl amaçlarını rahatça devam ettirirler.)

Masonluğa alınacak kişi hakkında, görevlendirilen 3 mason sıkı bir güvenlik soruşturması yapıyor. Ahlakî ve kültürel durumu tetkik ediliyor. Kriter, “masonluğu anlayabilecek kapasitede olması.” Soruşturma sonucu locada açıklandıktan sonra oylama yapılıyor, uygun görülürse üyeliğe kabul ediliyor. 

Üyeliğe kabul edilen kişi şu yemini ederek mason oluyor: “Ben Evrenin Ulu Mimarı’nın huzurunda ve burada toplanmış bulunan masonların önünde kendi isteğimle şeref ve namusum üzerine yemin ederim ki, yurduma ve aileme bağlı kalacağım. Onlar için elimden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğim. Cahillik ve taassuba karşı savaşacağım. Hak ve adaletten yana olacağım. Başkasının hakkını kendiminki gibi koruyacağım. Kardeşlerimin yardımına koşacağım, insanların mutluluğuna çalışacağım. Bana emanet edilen bütün sırları saklı tutacağım. Türkiye Büyük Locası’nı Türk masonluğunda tek ve en büyük otorite olarak tanıyacağım. Onun yasalarına bağlı kalacağım. Evrenin Ulu Mimarı, masonlar önünde etmiş olduğum bu büyük yeminimi yerine getirmede bana yardımcı olsun.”

Masonluğa girdikten sonraki ilk aşama çıraklık, ardından kalfalık ve ustalık (üstadlık) dereceleri geliyor. Avrupa’da duvarcı ustaların kurduğu masonluk, aralarında duvarcı ustası kalmadığı halde bu geleneği devam ettiriyor.

Masonluğa resmî üyelik, Dernekler Kanunu kuralları içerisinde yapılıyor. Zaten büyük locanın isminin sonunda da bir dernek kelimesi var: Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği. Mason Derneği’ne üye olanlar bakanlığın onayından geçiyor. Resmiyette dernek şeklinde teşkilatlanan masonların kendi aralarında kendine özgü başka bir teşkilat bağı var. 

Masonluğun Doğuşu

Mason kelimesi “duvarcı” anlamına geliyor. Masonlar resmî tarihle­rini 300 yıl öncesinden başlatıyorlar. Avrupa kıtasını dolaşıp, derebeylerin şatolarını yapan musevi duvarcı us­taları, ilk kez İngiltere’de kurdukları loca etrafında toplanıyorlar. Kendile­ri için de Kudüs’te Musevilerce kut­sal sayılan ünlü Hazreti Süleyman Tapınağı’nın mimarı Hiram Usta‘yı önder seçiyorlar. Osmanlı’daki Ahi teşkilatı veya şimdiki işçi sendikaları­nın bir benzerini oluşturuyorlar. An­cak kulüp hayatını çok seven, göste­riş ve asalet meraklısı İngilizler za­manla bu localara “şeref üyesi” ola­rak giriyor ve “centilmen masonlar” adını alıyor. Masonluk, kendine öz­gü sembolleri ve gizlilik kurallarıyla yaygınlaşınca, her ülkedeki locaların üst otoritesi olarak “Büyük Loca’lar kuruluyor. Büyük localar, Türkiye’de olduğu gibi “Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası” ismini taşı­yor. Hür kelimesi dönemin Avru­pa’sında serbest dolaşım hakkı bulu­nan duvarcı ustalarını, “kabul edil­miş” tabiri ise centilmenleri temsil ediyor. Ancak günümüz masonları­nın neredeyse tamamı centilmenler­den oluştuğu halde duvarcı ustaları­nın sembolleri ve kuralları hükmünü sürdürmeye devam ediyor.

Masonlukta 33 dereceli yükselme grafiği, kişinin kabiliyetine göre 13 yıl­da da alınabiliyor, 33 yılda da… Mese­la Doç. Dr. Ahmet Kurtaran, mason­luğa 17 yıl önce girmesine rağmen, dereceleri hızla tırmanarak kısa süre­de 33. dereceyi geçip loca başkanlığı­na gelmiş. “Üstad-ı muhteremler” arasındaki yerini almış ama 17 yıldır 3. derecede olan masonlar da var. Mason Büyük Üstadı Sahir Talat Akev, her bir derecenin sembolleri ve eğitimi olduğunu söylüyor. Sosyal ve kültürel konular çıraklık seviyesinde konuşuluyor. Bir adayın kabul edilip edilmemesi gibi idari meseleler üstad derecesindeki masonlar arasında tartı­şılıyor. Her derecenin bir “ritüeli” yani çalışma kılavuzu var. 

Neden Anlaşılmıyor?

Masonların büyük üstadları 2 yıllığına seçiliyor. İkinci kez seçilme şansları da var. Önceki dönemin Büyük Üstad’ı Tunç Timurkan. Timurkan, masonluğun masonlarca bile öyle kolay anlaşılamadığını vurguluyor. İki saat boyunca masonların ileri gelenlerine sorular yönelten gazeteciler, anlayamadıkları ve anlatılmayan tek şeyin masonluk olduğunu ısrarla söyleyince cevap Tunç Timurkan‘dan geliyor:

“Sizin 2 saat içinde anlayamadığınız masonluk felsefesini bizler 30 senede zor anladık. Hatta pek çoğumuzun anladığından da şüpheliyim; ben de dahil olmak üzere… Masonluğu anlamak 2 saat içinde mümkün olmaz. 2 senede de mümkün olmaz. Size burada söyleyebileceğimiz şeyler şunlar: Bizdeki 33 derecenin her biri, bir felsefeyi öğrenmek için kullanılan basamaklardır ama birinci dereceden 33. dereceye kadar 30 küsür sene sürüyor. Bunların hepsini kısa bir müddet içerisinde anlatma olanağı yok. Şunu söyleyebiliriz: Biz hepimiz iyi mükemmel bir insan olma yolunda bir takım adımlar atıyoruz. Bunun neresine kadar geldiğimizin hesabını en sonunda vereceğiz.” 

Ya Politika?

Masonlar politikayla ilgili. Zaten 1960′lı yıllarda AP Genel Başkanı Süleyman Demirel‘in masonluğu ile ilgili tartışmalar sonucu ikiye ayrılmışlar. Büyük Loca’dan ayrılan bir grup, “Mason Mahfili“ni kurmuş. Büyük Loca’ya bağlı 12 bin civarında üye varken, Mahfil’e bağlı masonların sayısı 3 bin civarında. Özgür Mason Mahfili, merkezin kapı numarasından dolayı 111′ler olarak da anılıyor. Dünyada masonların sayısı 4,5 milyon civarında. Türkiye Büyük Locası dünyadaki 100 büyük loca tarafından tanınıyor. 

Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ve diğer bazı politikacılara yapılan “mason” suçlamaları, masonluğa heves eden politikacıların azalmasına sebep olmuş. Mason Büyük Üstadı Akev, “Son zamanlarda politikacımız azaldı. Ümit ederim ki kendimizi tanıttıktan ve imajımızı yeniledikten sonra bu sayı artar. Çünkü politikacılar bu ülkeye hizmet eden kimselerdir. Masonlar politikacı olursa, bizce iyi ahlak sahibi olacaklarından memlekete de hayırlı insanlar olur” diyor. 

Sorular üzerine, TBMM’de masonların bulunduğu, ancak sayılarının fazla olmadığı söyleniyor. Masonlar arasında Fazilet Partili kimse bulunmadığı da ilave ediliyor. ('' Sadece Gerçek '' olarak parantez açalım. Evet mason yoktu, ama bir tane Sabetayist vardı)  Üyelerin çoğunluğu doktor, avukat ve emekli memurlardan oluşuyor. Mason Büyük Üstadı Sahir Talat Akev de bir avukat.

Mabed Yahut Localar

Sıra loca ziyaretlerine geldiğinde heyecanlanıyoruz. Masonların yıllar yılı 15 günde bir düzenli olarak toplandıkları ve hep gizli tutulan bu “mabed”leri dışarıdan ilk kez biz gezeceğiz. Merak ettiğimiz kadar da var doğrusu. Ortaçağda büyük anlam taşıyan sembol ve silahlar, 21. yüzyıla girerken, masonlar için ilham kaynağı olmaya ve saygı görmeye devam ediyor.
Locanın kapısında açılıp kapanan küçük bir pencere var. Anladığım kadarıyla gelenler önce kontrol edilip, sonra içeri alınıyor. Kapıdan girince tam karşıda loca başkanının oturduğu bir masa. Masanın üstünde sağ tarafta hakimlerin kullandığı türden bir çekiç, sol yanında ise otoriteyi temsil eden bir kılıç asılı. Üstad masasının iki yanında Roma tarzı iki sütun yükseliyor. Masanın arka kısmındaki duvarda bir göz resmi, sağ tarafında güneş, solunda ise ay resimleri yer alıyor.

Locayı gezerken bir konçerto sesi yükseliyor. Mozart’tan bir parça. Toplantılarını Mozart ve Haydn‘in müzikleri eşliğinde yaptıklarını söylüyorlar. Çünkü ikisi de mason. Localarda kiliseye benzer bir oturma düzeni var. Salonun iki tarafında üç sıra halinde koltuklar yer alıyor. Ön sırada ustalar, orta sırada kalfalar, arka sırada çıraklar oturuyor. Çıraklıktan ustalığa ulaşmak uzun yıllar alabiliyor. Locada düzeni sağlayan yetkililer için özel oturma yerleri de var.

Ortadaki konuşma kürsüsünde ise üç dinin kutsal kitaplarının mealleri yer alıyor. Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Türkçe çevirileri. Masonluğa yeni giren kişi, hangi dine inanıyorsa o dinin kitabının tercemesine el basarak yemin ediyor.

Osmanlı Büyük Locası

Sahir Talat Akev‘in anlattığına göre masonlukta iki ayrı teşekkül yan yana yaşıyor. Bunlardan biri, Büyük Loca; ikincisi Yüksek Şûra. Masonluğa giren bir kişi, inşaat işçileri gibi önce Çırak, Kalfa ve Usta (veya Üstad) derecelerini alıyor. Bundan sonra felsefî dereceler başlıyor. Bu dereceler de 33′e kadar çıkıyor. Büyük Loca, ilk üç derecedeki masonları kontrol ve organize ediyor. Felsefî dereceleri ise Yüksek Şûra veriyor.

Diğer ülkelerde önce localar, sonra yüksek şura kurulduğu halde, Osmanlı’da tam tersi olmuş. Yabancı localara üye olan Osmanlılar, bir loca kurmak yerine 1861 yılında “Şura’yı Ali-i Osmani” ismiyle yüksek şûrayı kurmuşlar. Ancak ömrü bir yılla sınırlı kalmış. Aynı şey ikinci kez, Meşrutiyet’ten sonra 1909 yılında tekrarlanmış ve Yüksek Şura yeniden kurulmuş. O da 1 Ağustos 1909 tarihinde “Meşrık-ı Azam-ı Osmani” isimli büyük locayı kurmuş. Büyük locanın ilk “Meşrık-ı Azam“ı yani büyük üstadı ise daha sonra sadrazamlık da yapan Talat Paşa, o zamanki ismiyle “Mehmet Talat Sait” olmuş.

Ünlü Masonlar

Masonların verdiği listede geçmişin ünlü simaları var. Ancak günümüzden hiçbir isim yok. Türkiye’nin önde gelen masonları arasında bir padişah (5. Murad), iki şehzade (Kemalettin ve Nurettin Efendiler), 2 şeyhülislam (Musa Kazım ve Hayri Efendi), üç sadrazam (Koca Mustafa Reşit Paşa, Keçecizade Fuat Paşa ve Mithat Paşa) var. İttihat ve Terakki’nin önde gelen üç lideri, Sadrazam Talat Paşa, Bahriye Nazırı Cemal Paşa ve Maliye Nazırı Cavit Bey de mason.

(Burada '' Sadece Gerçek '' olarak bir parantez daha açalım. O dönemlerde masonluğun gerçek mahiyeti pek bilinmiyordu. Bir yardım derneği, sosyal bir cemiyet gibi gösterilmeye gayret ediliyordu. Bu yukarı da mason olan zikredilen şahıslardan, din düşmanı olanı da var, akli dengesi yerinde olmayanı var, masonluğun gerçek amacını kavramadan mason olanlar var. Sabetayist olup ta masonluğa gireni var.Ancak yukarıda zikredilenlerden 5. Murad haricinde hepsi gerçek bir masondu ve yapması gereken hainlikleri, Osmanlı devletine ve Müslümanlara karşı yapmışlardır.)

Masonların politikanın içinden verdikleri son isim Adnan Menderes döneminde Başbakanlık Müsteşarı olan Ahmet Salih Korur. 1960′lardan bu yana büyük üstadlar dışındaki masonların ismi gizli tutuluyor. Glasnost başlatarak sır vermeye başlayan masonlar ser vermek niyetinde değiller ama listelerinde göreceğiniz gibi, yazar, şair, sanatkâr ve askerlerden de bazı ünlü isimler var. Diğer ülkelerdeki ünlü masonlar konusuna ise girmedik.

Uykuya Dalmak

Masonlar “gerek duymaları halinde” masonluktan istifa edebiliyorlar. Ancak bu masonluktan ayrılmak anlamına gelmiyor. İstifa, “Uykuya dalmak” şeklinde ifade ediliyor. Ayrılmış olan mason isterse (kabul edilmesi durumunda) yeniden teşkilata dönebiliyor. Bu şekilde uykuda olanlar arasında bazı gazetelerimizde başyazarlık yapan kalemler de var. Masonlar, localarda dinî ve siyasî tartışma yasağı olduğunu söylüyorlar. Ancak geçmişte bu böyle olmamış. Büyük Üstad Akev, “İttihad ve Terakki zamanında masonlar politikanın içindeydiler. İttihad ve Terakki iktidardan düştükten sonra Hürriyet ve İtilaf Partisi’nde de masonlar vardı.” diyor. Hatta masonlar ünlü Babıâli Baskını‘nda da görev almışlar. Ancak Akev, “Bu kural değil. Bizim masonluk anlayışımıza göre, biz localarımızda günlük politikayı konuşmayız. Hepimizin bir siyasi görüşü var. Aramızda politika konuşuruz. Seversek politika da yaparız. Ancak localarımızda siyasi tartışma yapmayız.” diyor.

Masonlar, roteryenlerle bir irtibatları olmadığını da belirtiyorlar. Mason Büyük Üstadı Akev, roteryenlerle hiçbir organik bağları olmadığını söyleyip, birçok üyelerinin aynı zamanda roteryen olduğunu ilave ediyor.(Resmi bir bağlantıları, evet yok ama gayri resmi olarak bağlantıları var.)

Uluslararası ilişkilere gelince; Mason Büyük Üstadı Akev, “Büyük Localar tamamen bağımsızdır. Masonlukta uluslararası ilişkiler, devletle devlet arasındaki gibidir. Hiçbir obediyanttan emir ve telkin almazlar ama fikir alışverişinde bulunurlar” diyor. 

('' Sadece Gerçek '' olarak, konuya bir parantez daha açalım. Masonlar, burada da yalan söylüyor. 28 Şubat'ta darbe için, harekete geçin emri bile Fransız locasından Türk masonlarına bir telakki olarak geldi. O dönem, Akit Gazetesi bile bu belgeyi yayınladı)

Ali İhsan Gülcü, Gazeteci-Yazar
Tarih ve Düşünce Dergisi, Ekim 1999, Yıl:1 – Sayı:1

Hiç yorum yok

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.