Sadece Gerçek logo

Piri Mehmed Paşa: Osmanlı’nın Çağlar Ötesini Gören Veziriazamı

Piri Mehmed Paşa Osmanlı'nın Çağlar Ötesini Gören Veziriazamı

“Kanunlar yürüdükçe devlet zeval bulmaz.” Yavuz Sultan Selim’in sorusunu cevap­landıran Pîrî Mehmed Paşa, devamla şöyle diyordu: “Ama, evlâtlarınızın hilâfetleri zamanında akılsız veziriazamlar tayin edilip rüşvet kapıları açılır, rütbe ve makamlar ehil olmayanlara verilir, devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse, o zaman bu devlette karışıklık ve düzensizlikhüküm sürer.”

Sene 1514. Osmanlı ordusu, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Çaldıran ovasına varıp İran-Safevî kuvvetleri ile karşı karşıya gel­mişti. Yavuz Sultan Selim Han, burada hemen harb meclisini topladı.



Padişah, muharebeye şafakla birlikte mi başlanılması, yoksa askere 24 saat is­tirahat mi verilmesi hususunda devlet adamlarının fikrini soracaktı. Vezirler, Osmanlı askerinin yorgun, düşmanın ise zinde ve kuvvetli olduğunu beyanla, 24 saat dinlenilmesi yönünde görüş bildir­diler. Son olarak da, Rumeli Defterdarı Pîrî Mehmed Efendi söz aldı.

Mehmed Efendi, farklı düşüncedey­di. Ordu içinde düşmanla işbirliği yapa­bilecek olanların bulunabileceğine dik­kati çekerek, şafakla birlikte mu­harebeye girmenin daha uygun olacağını belirtti. Yavuz, bu ted­birli mütalâayı dinledikten sonra, şu sözlerle takdirini ifade etti:

“İşte, rey sahibi tek adam! Ne ya­zık ki vezir olamamış…”

Kadılıktan vezîriâzamlığa

Yavuz Sultan Selim devrinin meş­hur simalarından Pîrî Mehmed Pa­şa’nın soyu, Cemaleddin Aksarayî yo­luyla Hz. Ebûbekir’e ulaşır. Ulemadan Mehmed Celâleddin bin Ahmed Çelebî’nin oğludur. Babası Aksaray’dan Amasya’ya göçtüğü için, bu iki şehirden hangisinde doğduğu ve doğum tarihi ih­tilaflıdır.

Pîrî Mehmed, zamanının ilim mer­kezlerinden biri olan Amasya’da, en mümtaz âlimlerden ders alarak yetişti. Babasının ve amcası Zenbilli Ali Efendi’nin ilimlerinden de istifade etti.

İkinci Bâyezid Han Osmanlı tahtına çıkınca, padişahın maiyetinde bulunan ilim ve fazilet sahipleri ile birlikte, Pîrî Mehmed Çelebî de İstanbul’a geldi. Sofya, Silivri ve Galata kadılıklarında bulunduktan sonra, Fatih Sultan Meh­med Han’ın İstanbul’daki imaretine mütevelli tayin edildi. Ardından Maliye kalemine geçerek Hazine ve Anadolu Defterdarı oldu, Çaldıran muharebesine Rumeli Defterdarı olarak katıldı.

Selim Han değerini ölçüp biçtiği Pî­rî Mehmed’i Çaldıran zaferinden sonra paşalıkla üçüncü vezirliğe getirdi, Mısır seferine giderken de İstanbul’un muha­fazasına memur etti. Mercidâbık ve Ridâniye muharebelerini kazanıp “Hâdi-mü’l-Haremeyn” unvanıyla geri döner­ken, Pîrî Mehmed Paşa’yı İstanbul’dan davet etti. Şam’da orduya katılan Paşa, burada veziriâzamlık görevine tayin olundu.

Yerini tutar adam bulamıyorum

Pîrî Paşa, sarayda din ve dünya işle­rinde, saltanat ve hilâfet konularında pa­dişahın yardımcısı oldu. Gece yarılarına kadar, devlet ve millet işleri­ni görmek için evinde top­lantılar yapardı. Ülkede or­taya çıkan haksızlık ve zu­lümlerle ilgili bilgi edinme­ye de çalışır, geceleri pek az uyurdu.

Çünkü bu hususta Selim Han’ın da çok büyük gay­retleri vardı. Geceleri çeşitli vesilelerle kapıcılardan bazı­larını veziriazamın evine gönderir, Müslümanlar’ın işleri görülüyor mu diye takip ettirirdi. Yavuz’a göre, memlekette zulüm ve hak­sızlık olduğunu bilmemek en büyük günahtı. Zaten o, kendisini bir pa­dişah gibi de bilmezdi. “Yüce Allah’ın âciz, hakîr kulu, yeryüzünde kulları­nın önemli işlerini kayırmağa koydu­ğu en aşağı yaratığım” buyururlardı.

Selim Han, devlet ve millet işlerinde ihmale kesinlikle göz yummaz, sebep olanları suçun durumuna göre derhal ce­zalandırırdı.

Onun bu huyunu bilen Pîrî Mehmed Paşa, bir gün, “Padişahım eninde so­nunda beni azledecek veya cezalandı­racaksınız. Hemen bir gün evvel halâs etseniz münasiptir” deyince, bir hayli gülen Selim Han, şu sözlerle kadirşinas­lığını ifade edecektir:

“Benim dahi muradım budur. Lâ­kin yerini tutar bir adam bulamıyo­rum. Yoksa seni muradına eriştirmek kolaydır.”

Zeval nasıl olur?

Yavuz Sultan Selim, çeşitli mesele­lerde bu olgun ve akıllı veziri ile istişa­rede bulunur, onun bilgi ve görüşlerin­den istifade ederdi. Bir gün sohbette, kendisine şu soruyu sordu:

“Pîrî Lalam! Allahü teâlâ’nın em­ri, Resûl-i ekrem efendimizin mucizesiyle Mısır’ı fetheyledik. Hâdimü’l-Haremeyn (Mekke ve Medine’nin hiz­metçisi) olmakla şereflendik. Her git­tiğimiz yerde fetihler müyesser oldu. Emrimize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu halde devletimizin zevali ihtimali var mıdır?..”

Pîrî Mehmed Paşa’nın sanki çağlar ötesini görüyormuşçasına verdiği cevap şöyleydi:

“Dedelerinizin koydukları kanun ve kaideler yürürlükte kalıp tatbiki devam ettikçe, bu devletin zevali, yı­kılması mümkün değildir. Ama evlât­larınızın hilâfetleri zamanında, akılsız veziriazamlar tayin edilir, rüşvet ka­pıları açılır, rütbe ve makamlar ehli olmayanlara verilir, devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse, o zaman bu devlette karışıklık ve düzensizlik hüküm sürer.”

Bunun üzerine bir müddet düşünce­ye dalan Yavuz Sultan Selim, “Al­lah’ım bizi koru” duasını yapacak ve Pîrî Paşa’ya ihsanlarda bulunacaktı.

Kanunî’nin saygısı

Pîrî Mehmed Paşa, Yavuz Sultan Selim’in hilâfetinin sonuna kadar vezîriâzamlık görevine devam etti. Özellikle İstanbul tersanesinin yeniden kurulması ve donanmanın güçlenmesini sağladı. Kanunî zamanında bu faaliyetlerin se­mereleri görülmüştür.



Kanunî Sultan Süleyman’ın ilk yıl­larında da vezîriâzamlık mevkiini muha­faza eden Pîrî Mehmed Paşa, Belgrad ve Rodos’un fetihlerinde ısrar edip, Os­manlı topraklarına katılmasını sağladı. Arza girdiği zamanlar, Kanunî Sultan Süleyman, bu tecrübeli ve ağırbaşlı ihti­yar vezirin önünde hicap duyar, kendisi­ne çok iltifatta bulunur ve saygı gösterir­di. 1523 yılında, 200.000 akçalık vezaret hasları verilerek emekli edildi.

Silivri’deki çiftliğine çekilen Pîrî Mehmed Paşa, orada sakin bir hayat sü­rüp, kalan ömrünü ibâdet ve taatla geçir­di. 1533 yılında Edirne’de vefat etti. Si­livri’de yaptırdığı camii yanına defne­dildi. Vefatına “Pîrî Paşa’nın mekânın Adn ide Hayy-ı Vedûd” (940/1533-34) sözüyle tarih düşürülmüştür.

Pîrî Paşa’dan bir gazel

Şeb-i zülfünde kalanlar zulumâtıyla yürür

İrişen leblerine âb-ı hayatıyla yürür

Zahidi hasret-i mey şöyle zaîf eyledi kim

Elde teşbih ü asası salâvatıyla yürür

Hüsn-i ser-nâmesine kaşları olalı nişan

Hükm ider âşıkına sanki berâtıyla yürür

Remziyâ kaddüne benzer nice sen ola ki ol

Salınur şiveler ile harekâtıyla yürür.

Müstesna bir devlet adamı.Kendisini dinine ve milletine adamış olan Pîrî Mehmed Paşa, ömrü boyunca devletinin hizmetinde ve Allahü teâlânın dinini yaymak için çalışan pâdişâhın yanında oldu. Adaleti, dürüstlüğü, idare­ciliği, ilmi, güzel ahlâkı, kanun ve niza­ma vukufiyeti ile pek faydalı hizmetler­de bulundu. Cömertliği, cesareti, vakar ve sabrı fevkalâde idi. Fıkıh ilminde üstâd idi. “Remzî” mahlâsıyla şiirler de yazmıştır.

Piri Mehmed Paşa’nın hayatı; “Kişi odur ki koya her yerde bir eser / Eseri olmayanın yerinde yeller eser” güzel sözüne tam uygundu. Devlet hizmeti süresince eline geçen mal ve parayı hayır işlerine sarfetti. Osmanlı Devleti’nin hâkim olduğu birçok bölgede, camiden zaviyeye, mektepten med­reseye, imaretten kervansaraya kadar pek çok hayır eseri yaptırdı. İstanbul-Zeyrek’te Soğukkuyu Camii, Mercan’da Terlikçiler Mescidi, Hasköy’de Pîrî Paşa Camii, Belgrad’ta cami, Bursa Pınarbaşı’nda mescid, Gülek kalesi civarında zaviye ve kervansaray, Karaman’da mektep, Silivri’de cami, imaret, mektep, medrese, Konya’da mescit, hankâh imaret ve Aksaray’da bir mektep, bu büyük devlet adamının yaptırdığı hayır eserlerinden bir kaçıdır.

-Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Bizi Takip Edin
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore