Reklam Alanı

Kim bu Keldaniler?

Kim bu Keldaniler?

Keldanilik

Çalışmamızda 19. yüzyılda Nasturileri hakkında bilgi verirken Keldani adı sık sık geçeçektir. Bu nedenle Nasturiliğin tarihi seyrinin anlaşılması bağlamında Keldanilik kavramının izahı kuşkusuz zaruri bir ihtiyaçtır. Çünkü Milattan önce 2000 yıllarında Arabistan civarlarından gelen ve Arami kökenli oldukları varsayılan ve ilkçağdaki kavimler arası mücadelede yok olan Keldanilerin konumuzla alakası mevcut değildir.

Keldanilik kavramı Nasturilikten ayrılıp Katolikliği kabul eden Nasturilere, Papalığın 1553 yılından itibaren taktığı isimdir. Görüldüğü üzere Nasturiler ile Keldaniler aynı ırktan gelen fakat farklı mezheplere inanan topluluklardır. Keldaniliğin asıl gelişimi 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir. 1854 yılına geldiğinde Keldanilerin patriklik makamı, Babil şehrinde bulunmaktaydı. 19. yüzyılın boyunca Keldaniler kendi aralarında ve Roma ile olan ilişkilerinde bir takım sıkıntılar yaşanmıştır.

I.Dünya Savaşı’nın sonrasında Irak’ın Osmanlı topraklarından ayrılmasıyla büyük oranda Türkiye dışındaki topraklarda kalan Keldaniler, günümüzde yurtdışında özellikle İran, Irak, Suriye, Lübnan, Hindistan, Rusya, A.B.D ve Avrupa ülkelerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar. Ülkemiz topraklarındaki Keldaniler,ise Mardin-İdil, Silopi, Hakkâri-Beytüşşebab, Siirt-Pervari, Uludere, Şırnak başta olmak üzere çoğunlukla Güneydoğu Anadolu’da meskundurler. Ancak 1980’lerden itibaren ilk önce İstanbul’a ardından da Avrupa’ya göç etmektediler. Türkiye’de 1989 yılında nüfusları 4.000-5.000 civarında bulunurken bu sayı Avrupa’ya artan göçle birlikte hızla azalmaktadır.

Literatürde Asuriler/Keldanilerin tarihlerine odaklanan bilimsel çalış malar söz konusu olduğ unda kar şımıza genel olarak iki farklı adlandırma çıkmaktadır. Bu adlandırmalardan birisi Nasturiler terimi iken di ğeri, daha genel bir adlandırmaya kar şılık gelen “Do ğu Süryanileri” terimidir. Keldaniler, 16.yy’da Katolik Kilisesi’ne ba ğlanmayı seçmiş Nasturiler / Asuriler olarak tanımlanırken, aslında aynı cemaatin üyeleri olan fakat Keldaniler’den farklı olarak Doğ u Süryani Kilisesi’ne bağ lı kalmayı seçmiş halkı tanımlamak için kullanılan Nasturiler / Asuriler terimleri konusunda halen bir karı şıklık söz konusudur.

Bu grubun üyelerinin kimi araş tırmacılar tarafından “Nasturiler” olarak adlandırılmasının nedeni, 431 yılında toplanan Efes Konsili’nin kararlarına uymadıkları için aforoz edilen dönemin stanbul Patriki Nestorius’un dini ö ğretisini takip etmi ş olmalarından ileri gelir. Nasturileri çalış an ilk ara ştırmacılar arasında “Nasturi” adının bir halkı mı yoksa mezhebi mi tanımladığ ı konusunda bir tartış ma vardır. Gabriel Oussani (1901: 79)

Nasturi adının bir halkı de ğil belirli bir dinsel mezhebin üyelerini tanımladı ğını ve grubun bir halk olarak kökenlerinin Eski Doğ u Süryanileri’ne dayandı ğını belirterek konuya açıklık getirir. Batı literatüründe Nasturilerin kökenlerinin ne olduğ u konusunda da tartı şmalar mevcuttur. Örne ğin, öncü misyoner ve gezgin Dr. Asahel Grant (1843), 1800’lerin ortasında temas kurdu ğu bu grupla İsrail’in kayıp on kabilesi arasında bir özdeş le tirme kurar.Söz konusu özde şle tirmenin nedeni; Nasturilerin gelenekleri ve adetleri ile Yahudilerinkiler arasında bazı benzerlikler bulmasıdır. Fakat ilerleyen tarihlerde yapılan incelemeler esas alındı ğında sözü edilen geleneklerin Nasturiler / Asuriler arasında çok nadir olarak görüldüğ üne ve Asuri tarihinin böylesi bir konjonktürü desteklemedi ğine kanaat getirilmiş tir (Shedd, 1903: 1)..

Bu konuyla ilgili olarak bir ba şka yazar John Joseph (2000: 1-3), “Nasturi” teriminin ilk olarak kilise üyelerinin ikiye ayrıldığ ı ve bir bölümünün Roma’ya bağ lanmasıyla Keldani Kilisesi’ni oluş turduğ u 16. yy’da kullanılmaya ba şlandı ğını öne sürmektedir. Ona göre bu dönemde Nestorius’un doktrinine sadık kalmayı seçen üyeler “Nasturi” olarak tanımlanırken Katolik Kilisesi’ne ba lı kalmayı seçenler Keldani olarak adlandırılmış tır.

“Asuriler” terimi ise 16. yy’da bir grup Nasturinin katolik inancını benimsemesi ve kendilerini Keldaniler olarak tanımlamasıyla, Batılı misyonerlerin inancını de ği ştirmeyen Nasturilere 19. yy’da verdi ği addır (Sanasarian, 1998: 619). Asuri isminin topluluk üyelerince benimsenmesinde bir di ğer neden; bu grubun kökenlerinin eski Asur halkına dayandı ğını düş ünmeleridir. Doğ u Süryani Kilisesi’nin (kimi kaynaklarda Nasturi Kilisesi olarak da geçmektedir ) önceki iki patri ğinin kız kardeş i, dönemin patriğ inin teyzesi ve Asuriler arasında en önemli tarihsel figürlerden biri olan Surma Hanım (Stafford, 2004: 15). 1923’te yazdığ ı “Assyrian Church Customs and The Murder of Mar Shimun” adlı kitabında halkının kökenlerine dair ş unları söyler: “Bizim eski Ninova Asurları’nın kanından olduğ umuza dair bir inancımız var. Bu savımız, da ğlarımızdaki insanlarımızın fizyonomileriyle British Museum’da bulunan kral yüzleri ve diğ er Asurlularla kar şıla ştırıldığ ı takdirde kanıtlanabilir” (Mar Shimun, 1923: 1). Halkın kökenlerini ısrarla antik Asuri “kanına” dayandırması ve ana vatanlarını kadim bir toprak olan “Assyria” / “Asur ülkesi” ile özde şleş tirmeleri, 20. yy’da dünyayı sarmış olan modern milliyetçilik akımının etkisiyle kendilerine bir “etnik milliyet” inş a etme ihtiyacı ile açıklanmaktadır (Sanasarian, 1998: 619).

Keldanîlerin uzun bir süre Hakkari(colemêrg) merkeze bağlı Kodşanıs/Koçanis(Türkçeleştirilmiş adıyla Konak)köyünü patriklik merkezi olarak kabul etmişlerdir.Keldani patrikleri 1918'e kadar bu köyde ikamet etmişlerdir.9. yüzyıl ortalarına dek Hakkari nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Nasturiler, 1843 ve 1846'da Cizîra botan mîrî Bedirhan Bey ile Hakkari mîrî Nurullah Bey'in düzenlediği iki saldırıda önemli ölçüde zayiat vermişlerdir. 1915-18 döneminde Kürt aşiretleri ile çatışan Hakkari Nasturileri önce İran'da Urmiye yöresine ve daha sonra İngiliz yönetimine giren Irak'a iltica etmişler. (1)


Doğu Süryani Kilisesi’nin Kısa Tarihi

Değ inildi ği gibi temelde Nestorius’un ö ğretisine bağ lı olmalarıyla tanımlanan Doğ u Süryanileri’nin ait oldu u kilisenin tarih içinde aldığ ı birçok ad vardır. İ ran Kilisesi, Nasturi Kilisesi, Asuri Kilisesi, Do ğu Kilisesi, Doğ u Süryani Kilisesi gibi..

Bu adlandırmalardan bir tanesi olan “İ ran Kilisesi” ismi, kiliseye bu dinin do ğduğ u coğ rafyanın İran olması nedeniyle verilmiş tir. Fakat “İ ran Kilisesi” teriminin kullanılması oldukça indirgeyici bir yakla şıma i şaret eder. Çünkü kilise, dönemin İ ran topraklarında ( bugünkü Irak’ta ) kurulmasına rağ men misyon hareketleri sonrasında Orta Asya, Çin, Tibet, Güney Hindistan ve Arabistan’a dek yayılmış tır. Dolayısıyla varlı ğı İran’la sınırlanamaz. Nasturi Kilisesi terimi de kilise üyelerinin bizzat kendileri tarafından kabul edilmeyen ve yanlı ş bulunan bir adlandırmadır. Doğ u Kilisesi’nin dönemin baş at teolojisi olan skenderiye yerine Antakya’yı seçmesi, düş manlarının onları sapkın olarak nitelemesine neden olmu ş ve “Nasturi” sözü bu grup tarafından onlara atfedilen bir adlandırma olmuş tur.

Ortaça ğın Latin seyyahları, bu sözü Melkitlerin ve monofisiztlerin ağ zından duymu ş ve benimsemiş lerdir. Üstelik 13. yy’dan bu yana Abdicho adlı ünlü kanun adamı bu adlandırmaya kar şı çıkmış ve Nestorius’un kiliselerini kuran kiş i olmadı ğını, asla patrikleri olmadı ğını ve do ğu lehçesini bilmedi ğini belirtmiş tir (Le Coz, 1995:12, Baum ve Winkler, 2002: 7). 

Beynon da “Nasturi Kilisesi” teriminin kilise üyeleri tarafından asla benimsenmedi ğini ve cemaatin kiliselerini daha çok “Doğ u Kilisesi” adı altında tanımlamayı tercih ettiklerinin altını çizer (Beynon, 1944: 261).
Diğ er bir terim olan “Doğ u Süryani Kilisesi”, cemaat üyelerinin liturjilerinde (ayin ve ibadetlerinde) kullandıkları dilin Süryanice’nin doğ u lehçesi olmasına referansla bu şekilde anılır. Bu dil Nusaybin’de kullanılan Aramice’nin bir diyalektidir. Ayrıca, Yunan biliminin Araplara yine bu dil aracılığ ıyla ula ştırıldığ ı iddia edilmektedir. Süryanice’nin doğ u lehçesi bugünün modern Süryani Kilisesi’ni kuran Yakubiler tarafından Urfa şehrinde konu şulan Batı lehçesinden belirgin biçimde ayrılır. (Le Coz, 1995:12).



İran Asuri-Keldanilerinin Tarihi

Valognes’un saptadı ğı gibi; Doğ u Süryani Kilisesi / İran Kilisesi diğ er eski kiliselerden Roma-Bizans topraklarının dı şında do ğmuş bir kilise olması sebebiyle ayrılmaktadır. İ ran Kilisesi 7. yy’a kadar Sasani i mparatorlu ğu’nda ba şat din olmuş mazdekizmin etkisinde kalmış bu etki nedeniyle de nestoryanizm doktrinini daha kolay kabul etmiş tir. Ayrıca, 16. yy’dan itibaren Pers İ mparatorluğ u’nda etkin olmaya ba şlayan Şii islamı bu kiliseye di ğer Arap hıristiyan gruplardan farklılaş masına neden olan özel bir kimlik kazandırmış tır (Valognes, 1994: 767).

Kilise tarihiyle ilgili olan bölümde belirtildiğ i üzere, Timur’un 14. yüzyılda bölge hıristiyanlarına tehditleri sonrasında Asuri-Keldaniler güvenli bir alan bulmak umuduyla Urmiye ve Van gölleri arasında yer alan Hakkari’nin dağ lık bölgelerine gelmi şler ve bu bölgeye yerleş mi şlerdir. Bir di ğer kısım ise daha sonra Hakkari da ğlarından inip Urmiye Ovaları’na yerle şmiş lerse de bu dönem konusunda net bir tarih vermek mümkün değ ildir. 

Nüfusun Hakkari da ğlarında kalmayı seçen bölümü bölgenin zorlu fiziksel şartlarına uyum sa ğlamak ve hayatta kalabilmek için “aş iret” yapılanması ş eklinde organize olmuş lardır. Urmiye Ovaları’na yerleş en nüfus ise zaman içerisinde a şirete dayalı yapılanmalarını terk etmiş lerdir (Naby, 1977: 239).

19. yy’da “American Board of Commissioners for Foreign Missions” adlı örgütün üyeleri olan Amerikan misyonerleri Urmiye Asurilerini kendi kiliselerine ba ğlamak amacıyla bu bölgede hastanaler, okullar ve basım evleri kurmu şlardır. Bir baş ka teze göre Amerikalı misyonerlerin amacı bu bölgede ayrı bir protestan kilisesi kurmaktansa 7. ve 13. yüzyıllar arası Mo ğolistan ve Çin’e kadar yayılmış olan Kadim Asuri Kilisesi’ni reforme etmektir.

Bunun yanında 20. yy’ın baş larında Rusya, halkın büyük çoğ unlu ğunu Ortodoks Rus Kilisesi’ne ba ğlamayı ba şarmış tır. (Naby, 1977: 241, Zirinsky, 1998: 10).


Günümüzdeki Keldani Hıristiyanlar kimdir?

Keldaniler, Papa'nın yetkilerini tanımakla beraber, kendilerine özgü ibadet biçimleri ve gelenekleri olan özerk bir Katolik kilisesine üyeler.

Keldaniler, Irak'ta nüfusun yüzde 2,5'ini oluşturan ve sayıları tahminen 550 bin olan Hıristiyanlar arasında çoğunlukta yer alıyor.

Ruhani liderleri ise Bağdat'ta yerleşik Keldani Patriği Üçüncü Emmanuel Delly. Üçüncü Emmanuel, 2007 yılında Papa 16. Benedict tarafından kardinalliğe yükseltilmişti.


Keldani kilisesi, esasen Nasturi kilisesini de kapsıyor ve şu anda Irak adıyla anılan topraklarda ikinci yüzyıldan bu yana varlığını sürdürüyor.

İsa Peygamber'in iki doğası bulunduğuna yönelik inanç Nasturiliğe atfediliyor. Bu doğalardan biri İsa'nın ilahi bir varlık, Tanrı'nın oğlu olması; diğeri de ölümlü bir insanoğlu olması.Keldani Kilisesinin doğu kolu geleneksel bir ayin dili de olan Süryaniceyi kullanıyor. Bu dil, pek çok din bilimciye göre, İsa Peygamber ve havarilerince de konuşulan Aramice'nin dilbilimsel mirasçılarından biri.

Musul'daki Hıristiyanlar

Irak'ın üçüncü büyük kenti olan Musul'da tahminen 50 bin Hıristiyan yaşıyor. Geleneksel olarak etnik ve dinsel çeşitliliği bulunan bu kent, ülkenin petrol endüstrisinin de merkezi konumunda. 2003'te ABD öncülüğünde başlayan işgal hareketi sonrasında artan dinsel şiddet nedeniyle pek çok Hıristiyan ülkeyi terk etti.Tahminlere göre ülkeyi terk eden Hıristiyanların sayısı, 60 bini buldu.

Tarız Aziz de Keldani

Başpiskopos Paulos Faraj Rahho da Musul'da 29 Şubat Cuma günkü ayinin ardından kaçırılmıştı. Rahho'nun cesedi iki hafta sonra Musul'da bulundu. Bundan altı ay kadar önce de bir Keldani papaz ve üç kıdemsiz papaz yardımcısı, Musul'daki aynı kilisenin dışında silahla vurulmuşlardı. Ocak ayında da iki ayrı Keldani kilisesi ve bir Süryani kilisesi ile Musul'daki bir manastırın dışında bombalar patlamış, toplam dört kişi yaralanmıştı. Saddam Hüseyin'in eski başbakan yardımcısı Tarık Aziz, Iraklı Keldanilerin belki de en tanınmış olanı. (2)

Keldani kelimesinin etimolojisi

Keldani ismi ilk kez, Babil'in yönetimine geçen Kaldî Hanedanı'yla (M.Ö. 6. yy) ortaya çıkmış ve Kaldilerin

ülkesine Helen (Eski Yunan) kültüründe Kaldi ülkesi (Eski Yu. Χαλδαία, Kaldaya; Ak. māt Kaldu, İb. ,כשדים Kaśdim, Ar. كلدان , Keldan) denilmiştir. Keldan veya Kaldea, Mezopotamya'nın en güney kısmını, civarındaki günümüz Kuveyt'i, ve Basra Körfezi'nin civardaki kıyılarını kapsardı. Kaldî ismi, Latince "occultus" (gizem) isminden, "okült ile (ve/veya okültizm ile) uğraşan" anlamına gelir (Latince occulere (gizlemek, üstünü örtmek) fiilinden). Kitab-ı Mukaddes'te, "Keldani" ismi yıldızbilimci veya kâhin anlamlarında geçer. (1)

Ayrıca Keldaniler'in günümüzde ki temsilceleride tıpkı Ermeniler gibi soykırıma uğradıklarını iddia etmekte ve bunun için lobi çalışmaları ve araştırmalar yapmaktadır. Bu yüzden Türkiye olarak bu iddia üzerine hazırlıklı olmalı ve bu yalanın oluşmasına fırsat vermemeliyiz. Aşağıda ki makaleyi de okumanızı önemle rica ediyoruz !!!

***

Keldani soykırımı safsata

Ermenilerden sonra Keldaniler de soykırımı iddiasında bulunuyor. 250 bin kişinin öldürüldüğünü iddia eden Keldaniler, Fransa'da soykırımı anıtı dikti. Ancak hiçbir zaman 250 bin nüfusa ulaşmayan Keldanilerin iddiası havada kalıyor. Özellikle Fransa'da yaşayan cemaatin 'soykırımı' tezi için yıllardır çalışma yaptığı belirtiliyor. Patrik temsilcisi François Yakan ise bunun uydurma bir söylem olduğunu savunuyor.

Ermenilerden sonra Keldaniler de soykırımına uğradıklarını dillendiriyor son zamanlarda. Öyle ki Fransa'da bir soykırımı anıtı çoktan dikildi bile. Geçen aylarda Paris yakınlarındaki Sarcelles'e dikilen anıtın açılış törenine Belediye Başkanı François Pupponi, Iraklı Keldani asıllı milletvekili Yonaldam Kana ve Fransa Keldani Derneği Başkanı Numan Adlun da katıldı. Anıtın üzerinde, "1915'te Osmanlı İmparatorluğu döneminde soykırımı kurbanı 250 bini aşkın Keldani'nin anısına" cümlesi yer alıyor. Anıtın açılışını yapan Belediye Başkanı Pupponi, "Türkiye, Ermeni ve Asuri-Keldani soykırımını kabul etmediği sürece, AB'ye asla üye olamayacaktır." şeklinde iddialı bir açıklama yaparken, Yonaldam Kana ise, "Hakkâri ve Botan'a aynı anıttan dikildiği zaman Keldani toplumunun acısı biraz hafifleyecektir." dedi.

250 binden fazla Keldani'nin soykırımına uğratıldığı iddiası tarihî verilerle örtüşmüyor. Keldaniler üzerine araştırma yapan Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kadir Albayrak, "1908 istatistikleri Anadolu'da 80 bin Keldani'nin yaşadığını ortaya koyuyor." diyor. Albayrak'a göre, o tarihte bütün Keldani nüfusu da ancak 110 bin civarında. Tehcirden bir yıl önce yani 1914'te Keldani sayısı Osmanlı nüfus kayıtlarına göre 30 bin olarak resmî evraklara geçmiş.
Keldaniler sembol olarak Hakkâri'ye soykırımı anıtının dikilmesini istiyor. Gerekçe olarak da 1915'te Keldanilerin en fazla burada yaşamalarını gösteriyorlar. 1914 tarihli nüfus kayıtlarına göre Van Vilayeti'ne bağlı Hakkâri Sancağı'nda sadece 835 Keldani yaşıyor, bunlar da merkez yerine Gevar bölgesinde ikâmet ediyordu. Rakamlar böyle bir soykırımının olmadığını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Verileri destekleyen bir açıklama ise Keldani-Asuri Cemaati Ruhani Reisi ve Patrik Vekili Peder François Yakan'dan geliyor. Yakan, 250 bin rakamını hayal, Keldani Soykırımı'nı ise bir safsatanın ürünü olarak değerlendiriyor: "Anadolu'da 250 bin Keldani'nin soykırımına uğratıldığını söylemek doğru olmaz. O tarihteki Keldani nüfusu Anadolu'da ancak o kadardı. Hepsi mi yok edildi? Soykırımını Türkiye üzerinden kim kullanıyorsa kullansın doğru değildir. Tarihi çarpıtma, gerçekleri inkâr etme var bunun içinde. Tarihin değişik dönemlerinde birtakım problemler çıkmış olabilir; ama bundan herkes zarar görmüştür. Müslümanlar kadar Ermeniler, onlar kadar da Keldaniler zarar görmüştür. Sadece bir tarafa ait bir zarar yok. Ciddi bir kargaşa vardı ve bunun acı sonuçları oldu. O zaman soykırımı bunun neresinde var diye sormak lazım."

Fransa'daki anıt konusunun politik bir hesaplamanın dayatması olduğunu vurgulayan Yakan'a göre, bin tane soykırımı anıtı açılsa bile bir anlam ifade etmez: "Bu gösterişli işlerle bir şeyler elde edilmez. Olayı saptırmadan değerlendirmek lazım. Orada anıt açılması Türkiye'mizin gücünü kıramaz. Fransa'daki Keldaniler kimsesiz insanlar. Keşke Türkiye bunlara sahip çıkabilse. Soykırımı anıtının dikildiğini ben gazetelerden öğrendim; bana kimse bir şey danışmadı, böyle bir olayın olup olmadığı bile sorulmadı."

Peki, Keldaniler durup dururken mi böyle bir iddia ile ortaya çıktı? Özellikle Fransa'da yaşayan Keldani Cemaati'nin 'soykırımı' tezi için yıllardır çalışma yaptığı belirtiliyor. Son 20 yılda Fransa'da "Türkler tarafından katledilen Süryaniler, Keldaniler ve Ermeniler" tezini içeren sayısız kitap ve makale yayımlandı.

Tez yeni değil

'Mavi Kitap' adlı çalışmasında 60 sayfayı Keldanilere ayıran tarihçi Arnold Tonybee, kitabında Keldaniler'in soykırımına uğradığını anlatırken Tebriz ve Botan tanıklarının görüşlerine yer veriyor. Doç. Albayrak ise Türkiye'de yaşayan Keldanilerin soykırımı iddialarının olmadığını ancak 1915 ve 1920'li yıllardan itibaren bazı İngiliz ve Fransızların Türkleri suçlayan taraflı ve kasıtlı eserler yazdıklarını söylüyor. Albayrak, Osmanlı kayıtlarında Keldanilerle yaşanan herhangi bir problemin olmadığına da dikkat çekiyor.

Keldaniler, Doğu kiliseleri içerisinde Hıristiyanlığı ilk kabul edenlerden. Kökenleri en eski Mezopotamya uygarlıklarına dayanıyor. Asurî ve Nasturilerle aynı tarihi, dili ve kültürü paylaşan Keldanilerin en belirgin farkı Hıristiyanlığı kabul etmelerinden bu yana Katolik olmaları ve sonradan Vatikan'a bağlanıp Papalığı doğrudan tanımalarıdır. 1994'ten beri tüm dünyada ve İstanbul'da da ayinlerini ortak bir kilisede yapıyorlar.

Türkiye'de Keldaniler, ağırlıklı olarak Diyarbakır, Mardin, Cizre, Siirt ve Hakkâri'de yaşadılar. Sayıları son yüzyılda her geçen gün azaldı. Başta Fransa olmak üzere başka ülkelere göç ettiler. Fransa'da şu anda 32 bin Keldani yaşıyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde baş gösteren PKK teröründen dolayı Keldani göçü 1978'de hızlanmaya başladı. Bölgeyi terk edenler yurtdışını ve İstanbul'u tercih etti. Ancak İstanbul onlar için ciddi bir cazibe merkezi olmadı. Şu anda İstanbul'da, Keldani Cemaatine mensup yaklaşık bin kişi yaşıyor. Bunlar ibadetlerini İngiliz Konsolosluğu karşındaki küçük kilisede yapıyor. İbadet dili ise Türkçe.

Türkiye'deki Keldaniler sadece bu cemaatle sınırlı değil. Türkiye'ye mülteci olarak gelen 3 binden fazla Iraklı Keldani de halen İstanbul'da. Keldaniler pazar ayinini Taksim'deki Sen Antoan Kilisesi'ndeki küçük bir mekânda yapıyor. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı dizilip dualar ediyor, ilahiler okuyor. Dualarla son bulan ayinlerde kullanılan dil Aramice.

Keldaniler'in Patriği Mar Emanuel K. Delly, Irak'ın başkenti Bağdat'ta yaşıyor. 1947'den beri patrikliğin merkezi Bağdat'ta. Aslında Keldaniler'in en köklü patriği Diyarbakır'daydı. 1828'e kadar dünyadaki bütün Keldaniler'in temsilcisi burada ikâmet ediyordu. O tarihlerde Bağdat Osmanlı toprakları içerisinde bir vilayetti. Osmanlı Devleti ile yapılan anlaşmalarla Patriklik önce Musul'a oradan da Bağdat'a geçti. Son yıllarda yüzlerce Keldani aile göç ettikleri ülkelerden Türkiye'deki köylerine dönmek için çaba harcıyor. Hakkâri ve civarındaki köylerinin durumunu İstanbul'daki Keldani temsilcisi vasıtasıyla öğreniyorlar.

Peder François Yakan, Türkiye'ye kalıcı olmasa da geri dönmek isteyenler olduğunu belirterek, "En azından yazın bile olsa gelip köylerinde kalmak istiyorlar. Dönmeleri için bir problem yok. Devlet bu konuda izin veriyor." diyor.

DOÇ. DR. KADİR ALBAYRAK: ASURÎ IRK KÖKENİNİ ÖNE ÇIKARANLAR, SOYKIRIM DİYOR

Türkiye ve İslam ülkelerinde yaşayan hiçbir Keldani böyle asılsız bir iddiayı şimdiye kadar dile getirmemiştir. Zaten Keldaniler Osmanlı döneminde zımmi statüsünde sayılmışlardır. Bu insanlar yüzyıllarca diğer ehli kitap gibi barış içinde yaşadı. Ancak özellikle yüzyıllar öncesinden başlayan Katolik ve daha sonraki Protestan misyonerlik faaliyetleri Keldanilerin bölünmesine ve Osmanlı'ya karşı Rusya, İngiltere ve Fransa'yı desteklemelerine sebep oldu. Birinci Dünya Savaşı'nda hem Rusya'nın hem de saydığımız bu Batılı ülkelerin ihanetine uğramışlar ve birçok zorlukla karşılaşmışlardır. Soykırımımı ileri sürenler batı ülkelerinde yaşayan, Asuri ırk kökenini öne çıkarıp dinî kimliği önemsemeyenlerdir. 'Bir kişiye kırk gün deli dersen deli olur.' kabilinden bir propaganda yürütülmektedir (3)

***

Bu araştırmanın hazırlanmasında; 

*Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 4 Sayı: 16'da bulunan, '' Doğu Süryani kilisesi tarih çerçevesinde İran-Asur Keldanilerine genel bir bakış '' adlı makaleden

*Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalında, Murat Gökhan Dalyan'ın, '' 19. yüzyıl'da Nasturiler (İdari sosyal yapı ve siyasi ilişkiler) '' adlı doktora tezinden faydalanılmıştır.

Dipnotlar:

1-) Keldaniler, Vikipedi ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Keldaniler )

2-) BBC Turkish ( http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/03/080313_chaldeans.shtml )

3-) Aksiyon dergisi 23 Ocak 2006 / HAŞIM SÖYLEMEZ ( http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-12795-34-keldani-soykirimi-safsata.html )

Hiç yorum yok

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.