Reklam Alanı

Kadıyanîlik nedir ?

Kadıyanîlik nedir ?

Kadıyanîlik, diğer isimleriyle Ahmediyye ya da Ahmedîlik, 19. yüzyılda Mirza Gulam Ahmed (1835-1908) tarafından Hindistan'da kurulmuş bir dinî akımdır.


Mirza Gulam Ahmed tarafından 1889'da ortaya atılır.Kadıyanilik, kurucusu Gulam Ahmed'in 1908'deki ölümünden sonra Hekim Nuriddin'in başkanlığında devam etmiştir. Pakistan Parlementosu'nun teokratik bir yönetime sahip olması nedeniyle ve insanların yoğun bir şekilde bu cemaate katılmaları molla rejiminin müdahalesi ile karşılaşmış ve İslâm dışı bir inanç olarak kabul edildiği için azınlık olarak tanımlanmış, 1974'deki kararıyla, Kadıyaniliğin Pakistan'daki faaliyetlerini sınırlamış, diğer azınlık inançları ile aynı haklar ve özgürlükler verilmiş, aynı sınırlamalara tabii tutulmuştur. Bugün Hindistan, Pakistan, Afrika, Amerika ve İngiltere'nin de dahil olduğu 190 ülkede faaliyetlerini sürdüren Kadıyanilerin sayısının yaklaşık 5 milyon olduğu söylenmektedir. Kadıyaniliğin bugünkü temsilcisi, Gulam Ahmed'in torunu da olan, Mirza Masrur Ahmed'tir. İnanışlarına göre Mirza Masrur Ahmed 5. halifedir, Kadıyaniler ona "Mesih'in beşinci halifesi" diye adlandırırlar.

Kadıyanîlik nedir ?
Kadıyanîliğin günümüzdeki temsilcisi Mirza Masrur Ahmed

İslam binasını yıkmak ve gücünü parçalamak için kurulmuş olan batıl dinlerden biri Kadıyanîliktir. Bu dinin
kuruluş gayesi İslam akidesini bozmaktı. Açıktan açığa değil de, gizlice ve kurnazca...

Çünkü tarih ve edinilen tecrübeler göstermiştir ki, her zaman İslam'a hakaret etmek ve İslam'ı silmek için açıktan açığa karşı bir grup veya bir mezhep planlanmış ve fakat bu iş başarılamamıştır. Diğer taraftan ise, İslam'ın gücü, etkisi ve mevcudiyeti artmıştır. Yahudiler, Hırıstiyanlar ve Mekke müşrikleri, İslam'ın itibarını kırmak, durumunu küçük düşürmek, müslüman sayısını azaltmak ve İslam'ın yükselişini düşürmek için bütün güçlerini emre hazır duruma getirdiler fakat, hileli planlarından ümitleri kırılmış ve yenik olarak ters yüz olmuşlardır. Harplerin neticeleri de aynen böyle olmuştur.

Haçlılar sürülüp çıkartılırken, güçleri kırılmış, kılıçları İslam'ın kayasına çarparak parçalanmıştı, tıpkı İslam'ın
doğuşu sıralarında, yahudilerin, müşriklerin İslam gücü karşısında kibir ve kuvvetlerinin parçalanması gibi. . . Karşılıklı konuşmalarda, ilmi münakaşalarda, takiplerde yahut tehditlerde bile durum böyleydi. Yenilip dağılıyorlardı. Bütün bu karşı gayretlere rağmen İslam daha çok güçlenip yayıldı ve parladı. Bu sıkıntı ve mihnetler sadece İsIam'ın yüceliğini, azametini ve ebedi gücünü artırdı.

Onlar, İslam nurunun parlayıp yayılmasından önce ona karşı çıkmış ve nasıl mağlup olmuşlarsa, şimdi de İslam'a darbe vurma gayretlerinde aynı hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu, arap yarımadasının müşrikleri, Yahudi ve Hristıyanları tarafından denenmişti. Kendi zamanlarında Hindular, Budistler, Mecusiler, Sihler de Hindistan yarımadasında, Afganistan, İran ve Çin'de, tıpkı biraderlerinin Avrupa ve orta doğuda yaptıkları gibi aynı tecrübelere başvurdular. Onlar da bu kayanın sert bir kaya olduğunu, ona hükrnedemiyeceklerini ve nüfuz edilmeyecek cinsten olduğunu anladılar. Tekrarlanan bu tecrübeler, İslam düşmanlarını düşündürüyor ve İslam.'a açıkça karşı koyma usullerinin değişme zamanının geldiğini gösteriyordu.

Çünkü bu açıktan yapılan hücum, müslümanlar arasında birbirlerine olan saygıyı ve kendilerini koruma duygularını besliyordu. İslam'ı ve müslümanları yenmek için aldatma ve parçalama tekniği nasıl uygulanmalıydı? Müslümanlar arasında, İslam adına çıkan ve İslam'la savaş verecek olan süslü-püslü bir din nasıl çıkartılacak da böylece giderek İslam bozulup, varlığı ortadan nasıl kaldırılacaktı?

Bu şekilde, güzelce uygulanan bu programla Kadıyanîlik sahneye konuyordu. İlk görünüşü bir müslüman mezhebi şeklinde idi. Mamafih çok geçmeden halkın çoğunluğunun anlayamayacağı şekilde zehirli fikirlerini yaymaya başladı. Sonra bu gizli emellerini sahnelemeye başladılar. Ne zaman ki cahiller ve işin iç yüzünden haberi olamayan gafiller onların bu kaçınılmaz ağlarına, kementlerine düşünce, gerçek renklerini ortaya koydular. Bazıları şaşırıp bu sapıklıkta kalırken, Yüce Allah'ın, kurtuluş ve hidayetini dilemiş olduğu
bazıları da kurtuluverdi.

Hristiyan emperyalizminin tahrikleri üzerine, bu andan itibaren devamlı olarak müslümanlığı bozmak ve müslümanlan saptırma görevini yüklenen, daha önce taslağı çizilmiş olan misyonerlik kurumunu meydana getirdiler.Biz bu bölümde, kadıyanilerin gerçek inançlarını kendi kaynak kitaplarından alıp, neticede kadıyaniliğin ne maksatla kurulmuş olduğunu açıklamaya çalışacağız. Gaye, okuyucunun, kadıyaniliğin tehlike ve zararlarının ne olduğunu, ne kadar büyük olduğunu iyice anlayabilmiş olması ve İslam kılığına giren kadıyanilerin çıkardıkları ihtilaf ve oyunları, aldatmacaları hususunda yaptıkları hücumları karşısında önceden uyarılabilmiş olmasıdır.

İstisnasız olarak bütün Müslümanlar inanırlar ki, Allah (c.c.) bütün eksikliklerden, insanların zaaf ve kusurlarından münezzehtir. O, ne doğmuş ne de doğurulmuştur. O'na hiçbir şey denk olamaz. Hiçbir surette cisim de değil ve başka bir şeyle mukayese olunamaz. Hz.Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem), Allah'ın son peygamberidir, kendisinden sonra da hiç bir peygamber gelmeyecektir. O'nunla peygamberlik sona ermiş ve vahy kesilmiştir. Kur'an-ı Kerim, vahyedilen kitapların en sonuncusudur. Müslümanlar, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) son ümmetidir. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği bu din, dinlerin sonuncusudur. O'ndan sonra peygamberlik iddia eden Allah'a (c.c.) karşı gelen bir yalancı ve sahtekâr olabilir ancak.

Şimdi de Hz.Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellemin) mübarek sözlerine bir göz atalım.

«Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bir bina yapıp onu tezyin edip süsleyen kimsenin durumuna benzer. Bu binanın köşelerinden birinde bir tuğlanın yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu muhteşem binayı tavaf etmeye başlar, hayret içinde kalır ve derler ki: 'Keşke şu tuğla da yerine konmuş olsaydı.' İşte ben bu tuğlayım. Ve ben peygamberlerin sonuncusuyum.»  [1]

Başka bir rivayette: «İşte ben bu tuğlanın yerini doldurdum. Ben geldim ve peygamberlerin sonuncusu oldum» [2] buyrulur.

«Ben peygamberlerin, siz de ümmetlerin en sonuncususunuz.» [3]

«Benden sonra bir peygamber, sizden sonra da bir ümmet olmayacak.» [4] Diğer bir rivayet ise şöyledir: «Benim ümmetimden başka hiç bir ümmet yoktur. » [5]

Üstelik Hz.Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti, cihadın kıyamete kadar baki kalacağına inanır. Öyle ki, cihad, ibadetlerin en önde gelenleri ve en mükemmellerindendir. Allah'a  yaklaştıran en büyük vasıtalardan biridir cihad . . .

Yine O'nun ümmeti müminler inanırlar ki, Mekke ve Medine, en güzel ve seçkin şehirlerdir. Kabe-i Muazzama, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa, Allah nezdinde değeri,  yeri ve makamı en büyük mescidler ve onlarla mukayese edilebilecek hiçbir mescid yoktur dünyada. . . İşte, gerçek müslümanların inançları bunlardır.

Bununla birlikte, kadıyanîler şu sapıkça iddialarda bulunur:

«Allah oruç tutar, · namaz kılar, uyur, uyanır, yazar, imza atar, doğru iş de yapar, günah da işler. Aile hayatı yaşar ve doğurulur. Yine Allah, cüzlere ayrılabilir. Bir benzeri olur ve şahsiyet verilir.» 

İşte kadıyanîlerin söylediği bir söz daha: «Allah bana buyurdu ki: 'Ben namaz kılar, oruç tutarım, uyanıkta olurum, uyurum da.» [6] Allah, bu sapıkların söylediklerinden beridir.

Gerçek bunların söylediğinin tam aksinedir. Rab olan Yüce Allah, Hz.Muhammed (sallallahu aleyhi ve selleme) şöyle vahyetmiştir: 

«Allah (o Allah'tır ki) kendisinden başka hiç bir tanrı yoktur. (O, zatî, ezelî ve ebedî hayatı ile) diridir, (bakidir). Zatıyla ve kemaliyle kaimdir. (Yaratıklarından her an tedbir-i hıfzında yegane hakimdir, her şey onunla kaimdir. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nun. O’nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edecek kimmiş? O, (yaratıklarının) önlerindekini, arkalarındakini yaptıklarını, yapacaklarını, bildiklerini, bilemediklerini, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyalarını,ahiretlerini, hülasa, her şeyini her şeyini) bilir. (Mahlukatı) O’nun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi (kabil değil) kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamıştır, o kadar) geniştir, vasidir. (Bunların) idaresi, nigehbanlığı O’na ağır da gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür.» [7]

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyrur: Allah azimuşşan, zatını şöyle tarif eder:
Şüphesiz ki Allah uyumaz ve uyumaya da ihtiyacı yoktur.»
[8] 
Allah azimuşşan, zatını şöyle tarif eder:

a) « (0), gizliyi de aşikarı da bilir.» [9]
b) «O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.»; «Ancak sizin ilahınız, kendisinden başka hiç bir tanrı bulunmayan Allah'tır.» «O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.» [10]

Melek şöyle der: «Biz (elçiler) senin Rabbinin izni olmadıkça, inmeyiz. Önümüzde, arkamızda ve ikisi arasında ne varsa hepsi O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir.» [11] Bu gerçek, Musa (a.s.)ın dilinden şöyle ifade edilmiştir: «Benim Rabbim hata da etmez, unutmaz da.» [12]

Fakat kadıyaniler, Allah hata da yapar, doğru iş de, diye inanırlar. Hatanın, unutkanlık ve bilgisizliğin neticesi olduğu iyi bilinmektedir. Kadıyani sahtekar, arapça bir yazısında şunları yazar:

«Allah der ki: Ben, hata işlemekte ve isabetli işler yapmakta resullerle beraberim. Ben, peygamberlerle kuşatılmışımdır.» [13]

Yine bu sahtekar kadîyani, şunları söyler:  «Ben bir manevi vuslatta, mütevazi bir halde yaptığım duaları kabul buyurması ve onaylaması için Allah'ın huzuruna bir çok evrak çıkarttığımı müşahede ettim. Allah'ın, bu evrak üzerine kırmızı mürekkeple yazdığını gördüm. Bu manevi buluşmada, orada Abdullah isminde, halifelerimden birini de hazır olarak gördüm. Rab, kalemini silkti ve kalemden benim ve halifem Abdullah'ın üzerine kırmızı mürekkep damladığını gördüm. Bu manevi mülakat bitince, gerçekte bizde kırmızı renkten hiç bir elbise olmadığı halde, benim ve Abdullah'ın ikimizin de elbiseleri kırmızıya boyanmıştı. Şu an bu elbiseler, halifem Abdullah'ta mevcuttur. [14]
Başka bir yerde bu imansız, şu sözleriyle Şanı Yüce yaratıcıyı, 'Ahtapot' diye bilinen bir deniz hayvanına benzetir: «Bize göre Allah'ın varlığının, bir çok eli ve ayağının varlığı şeklinde düşünülebilir. Eni ve sonuna nihayeti olmayan büyük bir boşlukta, sayılamayacak kadar· eli ayağı, azaları vardır. Her tarafa yayılmış, kainatın nihai noktalarına kadar varan ahtapot gibi eli ayağı vardır, bir çok uzvu vardır.» [15]

Bu şekilde hiç bir benzeri bulunmayan Allah'ın varlığı hususunda Yüce Allah'ın şu hükümleriyle alay ediyor:
«O'nun (benzeri olmak şöyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yoktur. O, hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.» [16]

Bundan daha fenası, Allah'ın ayetlerine, Resulünün sünnetine zıt olarak bütün semavi dinlerin tam aksine; kadıyaniler, inanırlar ki Allah kadınlarla hayat yaşar ve onlardan zevk alır ve O'nun çocukları olur. Bundan da daha fenası, kadıyanilerin peygamberleri Gulam Ahmet'le Allah'ı birleştirip aile hayatı yaşadığına inanmalarıdır. 


Kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed

Hepsi bu kadarla da kalmıyor. Gulam Ahmed, bu birleşmenin mahsulü imiş!.. Allah'ın peygamberlerinden ilk birleştiği kimse Gulam Ahmed imiş. Daha sonra vücut bulmuş. Üçüncü aşama olarak ta, o, doğan bir çocuk imiş. Öyleyse kadıyaninin kendi sözlerini bir dinleyelim. Kadıyani Gazi Yar Muhammed der ki: «Mehdi Resul, (yani Gulam Ahmet) bir defasında kendi durumunu Allah'ın kendi erkeklik gücünü sanki onun içine arz ettiğini gördüğünü, söyleyerek açıklamıştır.» [17]

Sahte (peygamber) bizzat kendisi söylüyor: «O, Meryem'e üfürdüğü gibi bana İsa'nın ruhunu üfürmüştür. Böylece ben hamile kaldım. Dokuz ayı bulmayan ve mecaz tarikiyle olan bir hamilelik. Sonra Meryem'den ayrı bir duruma getirilmiş ve İsa oluvermiştim. Bu şekilde Meryem'in oğlu İsa oldum ben.» [18]

Devam eder ve der ki: «Allah bana İsa'ya hamile kalan Meryem adını verdi ve işte Allah'ın (c.c.) Tahrim Suresinde kastettiği ve anlatmak istediği de ben oluyorum. İmran'ın kızı Meryem, namusunu korudu ve biz O'na ruhumuzdan üfledik (gizlice sindirdik). Çünkü içine İsa'nın ruhunun üflendiği ve kendisinin Meryem olduğu kimse sadece ben olmuşumdur.» [19]


Bu esas üzerine kadıyaniler, Gulam Ahmed'in Allah'ın oğlu olduğuna inanırlar. Ne var ki, o, kendisi Allah'dır! Bu yalancı şöyle der: «Tanrı bana buyurdu ki: 'Sen bizim ümidimizdin, halbuki onlar yüz karası idiler.» [20] Üstelik şunları da ilave eder: «Allah, kelamında bana: 'Dinle! Ey benim oğlum,' diye hitap etti.» [21] başka bir sözünde: Allah bana: «Sen, ben; Ben de sen demektir. Senin suretin benim suretimdir.» der.  [22]

Yine başka bir sözünde şunları söyler: Allah bana şu hitapta bulundu: «Ey oğul! Ey mah!, sen Bensin, Ben de sen. (Aynı şeyiz.)» [23] Yine bir sözünde şöyle der: «Şüphesiz ki Allah bana
hulul etmiştir. Ben, Allah ile bütün varlıklar arasında bir rabıtayım. (vasıtayım)» [24] ve üstelik tekrar eder: «Bana şöyle vahyolundu: 'O sana hakkı söyleyen, yüce ruhlu ve sanki semadan inmiş Tanrı gibi bir oğlan hibe eder.» [25] 

İşte bunlar, kadıyanilerin, O şanı yüce, müteal, hamda layık ve onların anlattıklarından münezzeh ve çok öte
olan Allah (c.c.) hakkındaki inançlarıdır. Allah Teala ayet-i kerimesinde buyrur ki:

a) «De ki O Allah'tır, tekdir. (0) Allah'tır, Sameddir. (Zeval bulmayan hır bakidir. Herkesin her şeyin doğrudan doğruya kendisine muhtaç olduğu ve kastettiği yegane varlıktır, ulular ulusudur.). Doğurmamıştır, doğrulmamıştır, O. Hiç bir şey, O'nun dengi (ve benzeri) değildir.» [26]

b) «'Hakikat, Allah Meryem oğlu Mesih'in kendisidir' diyenler, and olsun ki kafirdir.» [27]

c) «Ey ehl-i kitap, dininiz husunda haddi aşmayın. Allah'a karşı hak olandan başkasını söylemeyin. Meryem
oğlu Mesih İsa, yalnız Allah'ın peygamberi ve kelimesidir ki, O'nu Meryem'e bırakmıştır. O, Allah tarafından (gelen) bir Ruhtur. Artık Allah'a ve Peygamberlerine inanında (Allah) üç'dür, demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere (bundan) vaz geçin. Allah ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu bulunmaktan münezzehtir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'nundur. Hakiki vekil (ve şahit) olmak bakımından da (bizzat) Allah yeter.» [28]

d) Yahudiler: 'Üzeyr, Allah'ın oğludur' dedi(ler). Hristiyanlarda: 'Mesih (İsa) Allah'ın oğludur' dedi(ler). Bu
onların ağızlarıyla (geveledikleri) sözlerdir ki, (bununla güya) daha evvel küfredenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Hay Allah kahredesi adamlar! (Haktan batıla) nasıl da döndürülüyorlar! [29]
Kadıyanilerin inançları için Allah (c.c.)m şu buyruğundan başka bir şey demeyiz: «Onlar kendilerinden önce
geçen kafirlerin söyleye geldiklerini tekrar eder dururlar. Allah kahretsin onları. Nasıl da haktan döndürülüyorlar.» [30]

Kadıyanilerin itikat esaslarından ikincisine geçmeden önce, Gulam Ahmed tarafından açıkça ifade edildiği gibi, kadıyanilerin Allah'ın oğlu diye iddia ettikleri Gulam'ın, bir İngiliz olduğunu ortaya koymak istiyoruz: «Çok sayıda vahiy bana İngilizce geldi.» başka bir yerde de şöyle der: «İstediğimi yapabileceğim bana vahyolundu. Şive ve telaffuzdan, sanki kafamda bir İngilizin durup konuştuğu kanaatine vardım.» [31]

Şimdi ise, kadıyanilerin peygamberlik hakkındaki inançlarına geldik. Onlar peygamberliğin, Hz. Muhammed
(sallallahu aleyhi ve sellem) ile son bulduğuna inanmazlar. Peygamberlik devam ediyor derler. Gulam Ahmed'in oğlu ve ikinci halifesi şunları söyler: «Biz, ümmetin doğru yola iletilmesi için, ihtiyaca göre, Allah'ın peygamber göndermeğe devam ettiğine inanırız.» [32]

Yine ilaveten şunları söyler: «Onlar, Allah'ın hazinesinin boşaldığını mı sanırlar? Onların bu tür anlayışları bir günahtır. Çünkü bunlar, Allah'ın gücünü bilmiyorlar. Bir peygamberin sözü mü olur, ben bir kaç bin peygamberin geleceğini söylüyorum işte.» [33]Bir keresinde bu halifeye şöyle bir sual sorulmuştu: «İstikbalde peygamberlerin gelmesi mümkün müdür?» Cevabında: «Evet, kıyamete kadar peygamberler gelecektir. Çünkü dünyada bozgunculuk, fesat olduğu müddetçe peygamberlerin gelmesi zaruridir.» [34] der.

Budala adam, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in fitne fesadı ve bunun çaresini, ilacını bütün açıklığı ile anlattığını ve
buna bağlı olarak ta yeni bir peygamberin gelmesine ihtiyaç olmadığını anlayamamıştır. Muhammed (s.a.v.) bir
sözünde buna işaret etmiştir: «Peygamberler, Beni İsrail üzerinde hükmetmekle me'mur ediliyorlardı. Ne zaman bir peygamber ölürse, diğer biri ondan sonra görevi üsleniyordu. Bununla beraber benden sonra artık bir daha peygamber gelmeyecek. Halifeler gelecek, onlar da çok sayıda olacaklar.» [35]Bu hadisin anlamı, Allah Resulünün ahfadının yaptığı gibi, halife olacak kişinin İslam talimatı intikalini, dosdoğru olan itikadın yayılma işini ve müslümanların yenilik, yapıcılık işlerini yüklenen kişiler demektir. Bu hususta Allah Resülü buyruyor ki: «Alimler, peygamberlerin varisleridir.» [36]

Kadir-i Mutlak Allah (c.c.) kitabında bizzat kendisi bu gerçeği mübarek sözlerinde şöyle anlatmıştır: «(Bununla beraber) mü'minlerin hepsinin (top yekûn) savaşa çıkmaları layık değildir. O halde içlerinden her sınıfın birer kısmı dinde fakih olmayı (dinin ince bilgilerini) öğrenmeleri için (peygamberin yanında kalmaları) -din ve şeriat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavimleri (savaştan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azabıyla korkutmaları için- (gitmeyip kalmalıdırlar.) Olur ki (bu suretle mü'minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.» [37]

Kadıyanilerin ortaya attığı bu inanç sadece Gulam Ahmed'in peygamberliğinin desteklenmesi içindir. Yoksa
Gulam Ahmed hangi kötülüğü yok etmiştir, Gerçekte ise fesadın ve dinsizliğin kaynağı bizzat kendisidir Gulam... 

Oğlu ve halifesi gibi, Gulam Ahmed şunları yazar: «Peygamberlerin gelmesi ve onların bu geliş silsilesinin kesilmeyeceği  Allah'ın nimetlerinden biridir. Bu, onların karşı koyamayacağı bir Allah kanunudur.» [38]

Batıl da olsa bu şekilde peygamberlik yolu açılınca, bu yola ilk giren Gulam oldu. Bu esasa göre, kadıyaniler,

Gulam Ahmed'in, Allah nebisi ve resulü olduğuna inandılar. Sadece bir peygamber değil, bütün nebiler ve resullerden üstündür. Öyle ki önce ve sonra gelenlerin medar-ı iftiharı ve en azametlisidir, derler. Kadıyaniliğin kanun vazıı kendini tavsif ederek der ki: '' Ruhum yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, beni gönderen, bana peygamber diyen, bana 'beklenen mesih' diye hitap eden O'dur. Davamın tasdiki, teyidi için bana sayısı üç bini aşkın apaçık ayet ve alametler vahyeden O'dur." [39] Başka bir yerde de şöyle söyler: «Gerçek tanrı resulünü Kadıyan'da memur etmiştir. Şüphesiz ki, Allah, Kadıyan'ı veba" [40] hastalığından koruyup muhafaza edecektir. Seneler geçse de bu musibetten, Kadıyan, resulünün yurdu olduğu için onu koruyacaktır. Milletler için bunda ibretler vardır.» [41] bir
başka yerde ise: «Allah benim peygamberliğimi teyid için, bin peygambere taksim edilecek bile olsa, onların peygamberliklerine şahit olacak kadar alametler, ayetler göndermiştir.» [42] der.
Kadıyani gazete El-Fadl da şunları yazar: Gulam Ahmed, önce geçen nebi ve resullerle aynı mana ve değerde bir nebi ve resuldü.»" [43]

Bu gazete, bizzat müslümanlara' Şöyle bir davet metni neşretti: «Ey müslümanlığını iddia edenler! Mev'ud Mesih'ten başkasından elde edemeyeceğiniz gerçek İslam'a gelin. O'nun vasıtasıyla size hayır ve takva yolları açılmış olacak. Kişi O'nu takip ederek başarılı olur, kurtuluşa erer ve maksada kavuşur. Halef ve Selefin en azametlisi O'dur ancak.»'" [44]

Kadıyaniler için, peygamberlerinin yukarıdaki ifadesine göre, bütün şartların, bir amel esasından ibaret olduğu
ortaya çıkıyor. Öyleyse, Gulam Ahmed'in onlara esas olarak koyduğu şartların ne olduğunu bir görelim. Gulam der ki: «Bana uymak isteyen herkese ve mezhebimin bir esas şartı olabilmesi için sadakat metni bastırdım. Buna da «Görev İkmali ve Sadakat Mucebi » adını verdim. « Bir nüshasını da hükümete gönderdim ki, etbaımı, İngiliz hükumetine sadık kılacak bir plan yaptığımı bilsinler. » [45]

Bunu da açıklayarak şunları söyler: «Onyedi sene devamlı olarak yaptığım konuşmalarımdan, İngiliz hükümetine sadık, samimi, kalbimin ve ruhumun derinliklerinden gelen bir bağla bağlı olduğum ortaya çıkmıştır. Hükümete itaat ve halka sevgi benim inancımdır. Bu, etbaım ve kullarımın muhtaç olduğu ahit şartlarına dahil ettiğim inançtır. Bu inancı, etbaıma ve bendelerime verilen sadakat ahdi terimleri silsilesinde dördüncü mevzu olarak işledim.» [46] 

Oğlu ve halifesi ise şunları yazmıştı: «Beklenen Mesih, sadakat şartları arasına İngiliz hükümetine itaati de katarak şöyle demişti: 'Hükümete itaat etmeyip ona karşı ayaklanan veya emrini yerine getirmeyen, bizden değildir.'» [47]

Hasılı netice olarak, İngiliz emperyalizmine dostluk ve sadakat gösterme kadıyaniliğin itikat esaslarından biridir. Biz bütün bu batıl inançlara diğer bir başkasını da ilave ederek konuya son verelim. Kadıyaniler, Gulam Ahmed'e inanmayanların ve O'nun dediğini kabul etmeyenlerin, kafir olduğuna, ebedi Cehennemde kalacağına inanırlar. Mahmud Ahmed: «Gulam Ahmed'e iman etmeyen kimse, kafirdir. İman dairesinden çıkmıştır. Bu kimse müslüman da olsa, Gulam Ahmed'in ismini hiç duymamış da olsa durum aynıdır.» der [48]

Gulam Ahlned'in ikinci oğlu Beşir Ahmed ise şunları söyler: «Musa'ya inanıp, İsa'ya inanmayan, yahut İsa'ya inanıp Muhammed'e inanmayan kimse kafirdir. Aynı şekilde, Muhamıned'e iman edip te Gulam Ahmed'e inanmayan katmerli kafirdir. Onun kafirliğinde hiç şüphe yok.» [49] Yine Gulam: «Tanrı bana indirdiği vahiyle şöyle diyordu: Sana inanıp ta yolundan gitmeyen veya sana karşı gelen, tanrıya ve resulüne düşmandır. Ve o, Cehennem ateşine girecektir. [50] der. Yalancı sahtekar kadıyani, bizzat: «Benim davetim kendisine kavuşup ta bana inanmayan kafirdir.» [51] der.

İşte bunlar, kadıyanilerin inanç esaslarıdır. Biz bunları, onların seçkin ve biricik eserlerinden aldık çıkardık. İngilizlerin kurmuş olduğu sapkın bir din, sözde islam mezhebi görünen sapkın ve batıl bir dinden başka bir şey değildir. Tıpkı İngilizlerin kurdurduğu Vehhâbilik gibi...

Allah, bizleri doğru yoldan ayırmasın. Amin.

Dipnotlar
________________________________________________________________________________________
(1) Müslim, s. 1791 , H. No. 22.
(2) Müttefekun aleyh. ),
(3) lbn Mace, lbn Huzeyme ve Hakim'in rivayeti.
(4) Müsnad.
(5) Taberani ve Beyhaki.
(6) El-Buşra, Gulam Ahmed, c. 2, s. 97.
(7) Bakara suresi 255.ayet meali
(8),Müslim, i. Mace, Darimi.
(9) Haşir, (59/22).
(10) Taha suresi 98. ayet meali
(11) Meryem suresi 64. ayet meali
(12) Taha suresi 52. ayet meali
(13) Bakara, Suresi 79. ayet meali
(14) Tlryaku'l-Kulub, syf: 33. ve Hakikatu'l-Vahy, syf: 255.
(15) Tavzihu'l-Meram, syf: 53; Hakikatu'l-Vahy, syf: 255.
(16) Şûra suresi 11. ayet meali
(17) Zebiatu'l-lslam, Yar Muhammed, syf: 43.
(18) Sefine-i NOh, G. Ahmed, s. 47
(19) Hakikatu'l-Vahy şerhi, G. Ahmed, s. 337.
(20) Encam-ı Ethem, Gulam Ahmed, s. 55.
(21) El-Buşra, G. Ahmed, s. 49.
(22) Vahyu'l-Mukaddes, G. A., s. 650.
(23) a.g.e., s. 73.
(24) Kitabu'l-Berlyye, G. Ahmed, s. 75.
(25) lstifta, G. Ahmed, s. 35.
(26) ihlas (1 12/1 -4)
(27) Maide, (5/17).
(28) Nisa, (4/1 71).
(29) Tevbe, (9/30).
(30) aynı sure.
(31) Berahin-1 Ahmediyye, G. Ahmed, s. 480.
(32) El-Fadl, Mahmud Ahmed, 14 Mayıs, 1 5 (makale)
(33) Envaru'l-Hilafet, M. Ahmed, s. 62.
(34) El-Fadl, 24 Ocak 1927.
(35) Buhari, Müslim, 1. Mace, M. Ahmed.
(36) Buharı, Tirmizi.
(37) Tevbe, (9/122).
(38) Gulam Ahmed'in Siyalkot konuşması, s. 22.
(39) Hakl'lcatu'l-Vahyin zeyli, s. 68.
(40) Gulam Ahmed'in, kayın pederine yazdıj)ı mektubun bir kısmını alıyoruz: «Burada veba, en ileri boyutlartna ulaştı. Bu hastalığa bir kişi yakalandı ve bir kaç saat içinde öldü. (c. 4, s. 112). Aynı şahsa yine şunları yazar: •Veba bizim evimize dahi girdi. Ghausan vebaya yakalandı. Onu evimizden çıkardık. Hastalandı!)ı için Muhammed Din'i evimizden çıkardığımız gibi Delhi'den gelip bizimle kalan başka bir kadın da vebaya yakandı. (Mektubat, c. 5, s. 1 15).
(41) Defu'l-Bela, G. Ahmed, s. 1 0-1 1 .
(42) El-Fadl, 13 Eylül 1914.
(43) Ayinu'l-Marife, G. Ahmed, s. 31 7.
(44) El-Fadl 26 Eylül, 1 915.
(45) Tebliğ-i Risalet, c. 7, s. 1 6.
(46) Kitabu'l-Beriyye zeyli, s. 9.
(47) Tuhfetu'l-MülOk, Mahmud Ahmed, s. 1 23.
(48) Aine-l Sadakat, Mahmud Ahmed, s. 35.
(49) Kelimetu'l-Fasl, Review of Religions No. 35., c. 1 4, s. 1 0.
(50) El-Fadl, 15 Ocak, 1935.
(51) Tebliğ-i risalet, c. 9, s. 27.




Kaynakça 
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/Kadıyanilik 
  • İhsan İlahi Zahir, İslam dünyasında İngiliz emperyalizmi - Kadıyanîlik, Ebru Yayınları, İstanbul 1985, Çev: Arif Aytekin 

Hiç yorum yok

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.