Reklam Alanı

Modern çağın, yeni sapkın dini: Scientology

Modern çağın, yeni sapkın dini: Scientology

Scientology... Bu kavramı duymayanınız kaldı mı? Kimilerine göre çağımızın gözde dini, kimilerine göre bir tarikat, kimilerine göre Torn Cruise'un ta kendisi...

Özellikle "Science" yani "bilim" kelimesinden türediği düşünülen Scientology'i biz de merak ettik ve bu ayki sayımızda bu konuya yer vermek istedik. Okuyacağınız bu yazıda kısaca Scientologynin ortaya çıkış, gelişim öyküsünü ve yöntemlerini ele alacağız.


Özel bir ordu, yakışıklı aktörler, güzel aktristler, güçlü bir bütçe; karşınızda Scientology. Reklamını en ünlü Hollywood yıldızları sayesinde güçlü bir şekilde gerçekleştiren Scientology, saygı duyulsun duyulmasın herkesin duymuş olma İhtimalinin yüksek olduğu bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Scientology kelimesinin kökenine baktığımızda; Latince "tam anlamıyla bilmek" anlamına gelen "Scio" kelimesinden türediğini görürüz. Yaygın olarak bilinen anlamı; evren ve diğer yaşamla ilgili olarak ruh üzerine çalışmadır. İngilizcedeki "Science" yani "bilim" kelimesiyle olan benzerliği sebebiyle pek çok yerde farklı tanımlara rastlamak mümkündür.




Scientology'in tarihine baktığımızda kurucusunun aynı zamanda bilim kurgu yazarı olan L. Ron Hubbard olduğunu görüyoruz. İlk çıkışında kişisel gelişim amaçlı bir felsefe olan bu akımın zamanla güçlenerek ayrı bir din olarak kabul edilmesi, başarısının büyük olduğunu gösteriyor. Peki bu oluşumun temel amacı ne? Bu sorunun yanıtı Hubbard tarafından 'Dianetik: ''Ruh Sağlığının Modern Bilimi’ adlı eserde şöyle açıklanıyor: 

Bundan 75 milyon yıl önce Xenu adında kötü bir savaşçı diğer gezegenlerdeki yaşayanları öldürüp ruhlarını dünyaya getirir. "Tetan" isimli bu ruhlar atmosfere yayılır ve insanların bedenlerine girer. Scientologistler bu ruhları bedenlerden kurtarma amaçlı çalışmaktadır. Kurucusunun bilim kurgu yazarı olmasının etkilerini hissettiğimiz bir varoluş amacına sahip olsa da Scientology'nin günümüzde 8 milyona yakın müride sahip olması oldukça dikkat çekicidir. Scientology; nasıl bilmek gerektiğini bilmek öğretisinin savunucusudur. 

Buraya kadar bahsettiklerimiz bir tarikat ya da bir din olarak nitelendirilen Scientology'nin genel bir çerçevesiydi. Fakat Scientology denildiğinde bizim esas olarak ilgimizi çeken faktör kullandıkları yöntemler, kullanılan bu yöntemlerin yüksek bedellere sahip olması işin farklı bir boyutu, uygulamalarda dikkat çekici.


Scientology yöntemlerinin temeli R. Hubbard'ın 1950 yılında öne sürdüğü Dianetike dayanmaktadır. Kelime anlamı; "zihin aracılığıyla" olan Dianetik; insan davranışları ve psikolojik rahatsızlıklarla ilgilenen birbiriyle bağlantılı sistemler bütünü olarak açıklanmaktadır. Dianetik sayesinde kişinin belleğinin temizlendiği belirtilmektedir. Hipnozdan daha farklı bir yöntem olan "Reverie olarak adlandırılan bu metot sayesinde kişi yaşadığı travmaları silebilmekte, kendinden saklanan olaylara ulaşabilmektedir. Scientologistlere göre dianetik zihnin kapasitesini arttıran, insanın temel doğasını ortaya çıkarmaya çalışan bir sistemdir. Bu sistem sayesinde psikiyatri bilimine ihtiyaç yoktur, kişi dianetik sayesinde kendi bilincine ulaşabilecektir.

Dianetik beyni engramlardan kurtarmayı hedefler, peki bu "engram" dediğimiz şey nedir? Kısaca onu da açıklayalım: Beyin "reaktif bölge"olarak adlandırılan bir bölgeye sahiptir. Bu bölge dışında hata yapmaz, mantıklı düşüncenin olmadığı bu bölge bilinçsiz olduğumuzda ortaya çıkmaktadır. Buradaki bilinçsizlik, bilinen anlamının yanı sıra üzüntülü olunan ve acı çekilen dönemi de kapsamaktadır. Böyle bir durumda olan kişinin beynindeki reaktif bölge sinir uyarılarını engram olarak kaydeder. Yani engramlar bir kişinin yaşadığı tüm sıkıntıları ve acıları kaydetmektedir. Dianetik sayesinde kişi bu engramlardan arınır.

Scientology; mertebelerden oluşan bir sistemi Scientologistler belli teknikleri geçtikleri ve eğitim aldıkları takdirde yükselmektedir. Yaklaşık 20 yıl sonunda gelinebilen en üst mertebe kişiye üstat vasıfları kazandırmaktadır. 

Elektrometre ile ruhsal durumu inceleme


Scientology denildiğinde karşımıza çıkan elektrometre; kişinin ruhsal durumunu incelemeye yaradığı savunulan bir çeşit dedektör olarak nitelendirilmektedir. Hubbard'ın bu elektrometre sayesinde domatesin kesilirken acı çektiğini savunması ilginç bir husustur. Elektrometre sayesinde kesin bilgiye ulaşabileceğini söylememiz mümkün değil fakat Scientology içerisinde özel danışmanlar sayesinde kullanılan bu araç belli fiyatlar karşılığında belli seanslar dâhilinde kullanılmakta ve oldukça öneme sahip olmaktadır. Mertebelere özel seanslar düzenlemesi de dikkat çekici bir başka noktadır.




Dünyada Scientology



Scientology dünyada gittikçe güçlenen bir oluşumdur. Kendine özel bir kilisesi olan Scientology'nin 3000'den fazla kilisesi ve 8 milyona yakın müridi olduğu belirtilmektedir. Bu veriler oldukça önemlidir. Keza mürit olmanın bir bütçe dâhilinde olmasına karşın mürit sayının fazlalılığı ve gün geçtikçe bu oluşumun yayılması, Scientology'nin güçlü yönünü ortaya koymaktadır.

Scientology'nin güçlü bir oluşum olmasında daha öncede bahsettiğimiz ünlü yıldızların rolü de oldukça büyüktür. Tom Cruise, John Travolta gibi isimlerin sürekli savunduğu Scientology gücüne güç katmış hatta "Sea Org" adında kendi ordusunu kurmuştur. 1967 yılında kurulan bu ordu özel üniformaya ve kesin kurallara sahiptir. Hatta burada belli bir yaşı tamamlayan çocuklara özel eğitim verilmektedir. Verilen eğitimlerin katı kurallar çerçevesinde olduğu belirtilmektedir. Sea Org (Deniz Örgütü) çeşitli kamplar açmakta, gerektiğinde bir sığınak olarak kullanılacak şekilde tutulmaktadır. Burada görev alan Scientologistlerin uymaları zorunlu olan belli kurallar vardır; bu kuralların önemli bir kısmı evlilik ve aile ilişkileri üzerinedir. Müritlere imzalatılan 1 milyar yıllık sözleşme de oldukça ilgi çekicidir. Bu sözleşme sembolik bir nitelik taşısa da Scientology'e olan bağlılık noktasında oldukça önemsenmektedir.

Scientolgy tarikatının Los Angeles'taki merkezi

Scientology; bir magazin haberinde de, bilimsel yönü ile ele alınan bir yazıda da, günümüz din ve tarikatları ile ilgili bir araştırmada da karşımıza çıkabilecek bir oluşumdur. Günümüzün popüler konularından biri olduğu hususu gerçektir. Biraz incelediğinizde; bazı ülkelerde tehlike niteliğinde değerlendirildiği, bazı ülkelerde ise kiliselerine büyük önem verildiğini görebilirsiniz. Sürekli artan gücü, ünlü yıldızların reklamları, karşıt fikirlilerin protestoları sayesinde Scientology muhtemelen uzun yıllar daha gündemi meşgul etmeye devam edecektir.




Scientology tarikatının diğer faaliyetleri


ABD’nin ardından Avrupa’da da faaliyetlerini artıran Scientology tarikatı Almanya’da tepki topluyor. Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle tarikatın Almanya’da yasaklanması gündeme geldi.

Scientology, özellikle son yıllarda Hollywood yıldızlarının konuyla ilgili yaptığı açıklamalarla gündeme geldi. Scintology’nin ünlü aktör, Tom Cruise’dan John Travolta’ya, Kristie Alley ve Rock’n Roll efsanesi Elvis Presley’in eşi Priscilla Prestley ile kızı Lisa Marie Presley’e kadar dünyaca ünlü müritleri var. Kurucusu L. Ron Hubbard'ın tanımlamasıyla 'gerçeği aramak' anlamına gelen Scientology dünyanın en hızlı yayılan dini kabul ediliyor.

Psikoloji tarikatı


Scientology Almanya’da 70’lerin başından beri faaliyet gösteriyor ve o tarihten günümüze kadar ülkede „bir din“ olarak kabul görülmesi için uğraş veriyor. Kiliselerse organizasyonu daha çok bir „psikoloji tarikatı“ olarak tanımlıyor. Scientology’nin dünya genelinde yaklaşık 10 milyon müridi olduğu tahmin ediliyor. Almanya’da ise Scientology öğretilerini savunanların sayısı beş bin dolayında. Dünya genelinde en hızlı yayılan din tanımlamasının yapıldığı Scientology’nin bir çok metropolde görkemli merkezleri bulunuyor.

Başkentlerde görkemli merkezler açıyor


Londra, Brüksel ve Madrid’ten sonra bu yılın başında Almanya’nın başkentinde de bu tür bir merkezin açılması dikkatlerin yeniden Scientology’nin üzerine yoğunlaşmasını sağladı. Siyasi arenada tarikat hakkındaki tutumlar farklı tartışmalara yol açıyor. Örneğin, Scientology’nin anayasayı koruma dairesi tarafından daha sıkı takip edilmesi bu tartışmaların başında. Berlin Anayasa’yı Koruma Dairesi, Scientology’nin faaliyetlerinin gözlem altında tutulmasını bir kaç yıl önce mahkeme kararıyla durdurmuştu.

Özürlülere yer yok


Tarikat uzmanı Blumenthal, merkeziyetçi bir yönetimle idare edilen Scientology’nin, kendisini bir kilise olarak tanımladığını ancak örneğin cemaatinin içinde özürlülere yer verilmediğini söylüyor. Blumenthal’e göre, tarikat üyelerinden Holywood yıldızları Tom Cruise ya da John Travolta gibi ünlülerin, Scientology’nin masum bir yapısı olduğunu kanıtlamaya yeterli gelmiyor.

Tarikatın ulusal düzeyde takip edilmesini isteyenlerden biri de Bavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Günter Beckstein, Scientology’i bir kiliseden çok bir şirkete benzetiyor. Beckstein, iktidarın, siyasi baskının ve paranın söz konusu olduğu “Scientology Şirketi” dediği tarikatın, anayasaya aykırı faaliyetlerde bulunan bir kurum olduğunu savunuyor.

Peki Scientology nedir ve gerçekte bu kadar tehlikeli bir yapı mı?


Scientology, kurucusu Lafayette Ron Hubbard'ın tanımlamasıyla 'gerçeği aramak' anlamına geliyor. Hubbard, iki yüzü aşkın bilim-kurgu, gerilim, polisiye, macera romanı ve bir çok da makalesi olan bir yazar. Scientology’nin temeli de, Hubbard’ın kaleme aldığı „Exkalibur“ adlı bir makalesine dayanıyor. Scientolojistlere göre Hubbard yarı peygamber, yarı öğretmen, yarı kurtarıcı. Yazdığı her kelime Tanrı kelamı gibi değer görüyor.

1954'te doğan Scientology’nin 159 ülkede 10 milyon üyesi ve 6 bin kilisesi olduğu iddia ediliyor. Tarikatın toplam değeri milyarlarca doları bulan yedi kıtaya yayılmış gayrimenkulleri mevcut. Ancak, ABD’de 1993'ten beri, vergiden muaf tutulan Scientology Kilisesi, üyeleri ya da finans kaynakları hakkında bilgi vermiyor. Karşılaştırmalı dinler uzmanı kimi akademisyenler, Scientology'yi geçtiğimiz yüzyılın en belirgin dinsel hareketleri arasında sayıyor. Scientology köklerini Budizm, Hinduizm ve Hıristiyanlık dahil olmak üzere pek çok dinden alıyor.

Misyon iddiası


Scientolojistler bir misyona sahip olduklarını düşünüyor. Kendilerini, dünyayı ve hatta galaksiyi kurtaracak bir doktrinin ve yeteneklerin tek sahibi olarak görüyorlar. Scientolojistler, bir takım telkin programıyla müritlerinin ruh ve zihinlerini „arındırıyor“, yüksek teknoloji imkanlarından faydalanıyor. Ayrıca mevcut bazı sorunların üstesinden ancak tarikat üyeliği ile gelinebileneceğini savunuyor. Ancak tarikatta üyelik yada öğretilerinden faydalanmanın her aşamasında, kişilerden yüklü miktarlarda para isteniyor. [1]

Scientology tarikatı Türkiye'de


Yedi kıtada kilisesi, 10 milyon üyesi var, 120 ülkede örgütlüler. Scientology tarikatının Türkiye sorumlusu Zafer Yılmaz ilk aşamada olduklarını ve tüm ülkeye yayılmayı hedeflediklerini söyleyip ekliyor: İkinci aşamada milletvekillerine ulaşılacak..


BAŞLARKEN 

Dünya 2000'li yıllara giriş yaptığında küreselleşme olgusu yeryüzünün kodlarını her anlamda değiştirdi. Bu yeni süreçte kutsal dinlerin dışında yeni inançlar, gizemli tarikatlar tüm dünyada etkisini hissettirmeye başladı. 2000 yılından bu yana Türkiye de bu garip ve gizemli tarikatların ilgi alanına girdi. Tom Cruise ve John Travolta gibi Hollywood yıldızlarının üyesi olduğu Scientology tarikatı şu an Türkiye'de ciddi bir etkinlik kazanma yolunda ilerliyor. İki yıl önce İstanbul'da bir otel odasındaki seks ayinleriyle gündeme gelen dünyanın en sapkın tarikatı Rael'in de hedefi Türkiye...

Eski çağın gizemli bilgilerini taşıdıklarını iddia eden Altın Şafak Hermetik Cemiyeti, bilinmeyen bir varlıktan haber aldığını öne süren bir kadının kurduğu Ramtha tarikatı ve binlerce üyesine toplu düğün yapan Moon tarikatının da yolu artık Türkiye'den geçiyor. Bunların yanı sıra Hint felsefesinin ilginç tarikatları Brahma Kumaris, Hare Krishna da Türkiye'de epeydir faaliyetlerini yürütüyorlar. Bunlara bir de paganistleri eklemek gerek. Dünya Pagan Federasyonu'nun Türkiye temsilciliği de gizliden gizliye faaliyet içinde. Küresel tarikatların Türkiye operasyonları dışında, bu ülkeden de ilginç yapılar ortaya çıktı. Sınırsız seks taraftarı Yeşil Yol tarikatı bunlardan biri. Görünen o ki, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yeni sapkın inanç sistemleri ve sapkın garip tarikatları çok fazla konuşacağız.

Tom Cruise, Katie Holmes, John Travolta, Dustin Hoffman gibi pek çok Hollywood yıldızının üyesi olduğu Scientology, dünyada ayrı bir din kategorisinde tutuluyor. Scientology'nin kuralları, hiyerarşisi, ilişki biçimleri ve gerçekte tarikata girildiğinde insanların neler yaşadığı asla bilinmiyor. Scientology'nin dışarıya verdiği görüntü dışında gerçek yüzünü hep sakladığı düşünülüyor. Adeta bir devlet gibi onlarca değişik örgüte bölünmüş olan tarikatın istihbarat servisi gibi çalışan birimleri bile var. Scientology, üyeleri tarafından dışarıya, insanın ruhunun özgürleşmesi, bir yaşam bilimi olarak sunuluyor.

Zihin kontrol cihazı


Türklere yönelik 2005 yılında başlatılan çalışmaları, Almanya'da yaşayan Türk işadamı Zafer Yılmaz ve Umut Duman yürütüyor. Kurulduğu ABD'den sonra dünyadaki en etkili Scientology merkezlerinden biri olan Almanya üzerinden yürütülen çalışmalarda hep gurbetçi Türklerin etkili rolü göze çarpıyor. Altı yaşında gittiği Almanya'da tornacılıktan gelip atom santralleri, boru hatları yenileme gibi projeler gerçekleştiren bir şirket kurarak yılda 15 milyon dolarlık ciro yapacak güce gelen 41 yaşındaki Zafer Yılmaz, Türkiye'deki Scientology çalışmalarının koordinatörü. Almanya'daki Scientology kiliselerine bağlı Türkler iki ülke arasında yoğun bir trafik içinde. Çünkü 1989'dan bu yana Scientology üyesi olan Zafer Yılmaz'ın deyimiyle, "Türkiye'yi ve Türk halkını da kurtarmak" amacındalar. Hayatta daha başarılı olma, her insanın şu anda olduğundan daha yetenekli hale gelebileceği vaadinde bulunuluyor. İşte bu vaatlerini tarikat ilginç bir aletle gerçekleştiriyor.

İnsan vücuduna 1.5 voltluk elektrik verilerek zihin kontrol aleti gibi çalışan, yalan makinesine benzetilen E-Metre aygıtı. Tarikatın Türkiye sorumluları Zafer Yılmaz ve Umut Duman E-metre aletini ilk kez SABAH için sergilediler. Elle tutulan iki metal silindir üzerinden verilen 1.5 voltluk elektrik akımıyla, adına auditor dedikleri denetçi tarafından uygulanan sistemle tarikata girecek kişinin geçmişinden arınması, berrak hale gelmesinde ilk adım atılıyor.

Depremzedeler fişlendi


Scientology tarikatı Türkiye'ye ilk kez 1999 yılındaki büyük deprem sırasında ilgi duymaya başladı. Tarikatın Türkiye sorumlularından Umut Duman'ın davetiyle Scientology'nin Kızılhaç'ı denebilecek Volunteer Ministers adlı yardım kuruluşundan dört kişi depremin bölgesine giderek 500 civarında Türk'ün kayıtlarını alıyor. Duman, Scientology teknikleriyle depremzedelere yardım edip kayıt çalışmalarıyla ilgili şunları söylüyor: "1999'da Türkiye'de deprem oldu. Scientology'den bana ulaştılar, ne yapalım diye? O dönemde Scientolog'lar Türkiye'ye geldi. Bazı uygulamalar yaptılar. Bize de gösterdiler. Yardımlarda bulundular. 500 insanın kayıtları alındı o dönem. Assist dediğimiz yardım teknolojisi uygulandı." Scientology tarikatının Türkiye faaliyetlerini anlatan Umut Duman ilginç bir bilgi daha veriyor. O da, tarikatın öğretilerini benimseyen ve hatta Almanya'dan gelen auditorler aracılığıyla seanslara giren bazı ünlüler olduğu. Ancak bu isimleri, tarikatın gizlilik kuralları gereği açıklamaktan kaçınıyor. Umut Duman ayrıca tarikatın şu an Türkiye'de aktif 30 civarında üyesinin bulunduğunu ve eğitim süreçlerinin devam ettiğini söylüyor. Zafer Yılmaz, çeviriler tamamlandığında özellikle siyasetçiler ve milletvekillerine yönelik ziyaretlerde bulunmayı düşündüklerini söylüyor. Konuyla ilgili olarak, "Milletvekilleri, ünlülere yönelik çalışmalarımız olacak. İlk etapta bu kitapların tercüme aşaması bitsin. Bu insanlara Türkçe dilinde hitap etmek zorundayım" açıklamasını yapıyor. [2]

Karşılıksız hiçbirşey yok!


Scientology'nin şu an aktif olarak Türkiye sorumluluğunu yürüten ve İstanbul'da yaşayan Umut Duman tarikatın önemli bir ilkesinden daha söz ediyor. O da "Scientoloy'de karşılıksız hiçbir şey yok" kuralı. Çünkü tarikatta alınan her kitabın, kursun, eğitimin karşılığı ödenmek zorunda. Tarikatta en üst noktaya gelebilmek için belki yüzlerce kurstan geçmek gerekiyor. Her aşamada uygulanan "auditing" işleminin bedeli Türkiye'de 100 dolar. 100 doların karşılığı olarak 12.5 saatlik bir seans gerçekleşiyor.


RİVAYET O Kİ

İnsanlığın oluşumuyla ilgili garip bir inançları var. 75 milyon yıl önce, galaksinin çeşitli bölgelerinde 76 gezegeni yöneten Xenu adlı zalim yönetici aşırı nüfus problemini çözmek için 13.5 trilyon varlığı bir uzay gemisine toplayıp dünyaya göndermiş. Dünyanın çeşitli yerlerindeki volkanlara düşen bu canlıların "thetan" adlı radyoaktif ruhları, dünyaya dağılmış. Bu dağılım sırasında thetanlar, atmosfere kurulan çeşitli tuzaklara takılarak Tanrı, İsa, din gibi yanlış düşüncelere kapılmış. İnsanlığın tüm problemleri, thetan'ların vaktiyle kapıldığı yanlış düşüncelerden kaynaklanıyor. Onlara göre, kurtuluşun tek yolu ise bu düşüncelerden kurtulmak!

'Köprü' adlı 40 derece var


Tarikat üyelerinin ellerinde köprü adı verilen bir aşamalar listesi bulunuyor. Bu aşamaları aşarak en yüksek noktaya gelmek için bir ömrün bile yetmeyeceği düşünülüyor. 40'a yakın aşama söz konusu. Dinin en üst seviyesi olan 'tam özgürlüğe' ulaşmak için bir köprü vazifesi gören aydınlanma yolundan geçmek gerekiyor. 'Tam özgürlüğe köprü'nün belirli aşamaları ya da dereceleri var. Üstlere tırmanmanın anahtarı yüzlerce belki de binlerce kez 'denetleme'den geçmeye dayanıyor.

Sessiz doğumun sırrı


Tom Cruise ile Katie Holmes'un geçen yıl doğan kızlarının Scientology kurallarınca "sessiz doğum" yöntemini kullanmaları gündeme gelmişti.Tarikata göre, doğum sırasında konuşulan her şey bebeğin şuuraltına işliyor ve bütün hayatını etkiliyor. Yılmaz bu durumu, "Doğum anı bebek ve anne için felaket sancılı bir andır. O sırada konuşulan her şey çocuğun şuuraltında kaydoluyor. Bütün hayatını etkiliyor. O yüzden bir insan sancı ve rahatsızlık yaşadığı an o insanın yanında herkes sessiz olmak durumundadır. Sadece doğumda değil yaralanma anında da geçerli" sözleriyle anlatıyor. [3]

Scientology tarikatından kurtulan bir kadın anlatıyor...

Avustralya’nın en saygın televizyon kanallarından biri olan ABC’nin The Drum programına konuk olan, tarikatın eski bir üyesinin anlattıkları bu haftaki yazının konusu.

Ramana Dienes Browning, çocuk yaştan itibaren Scientology okuluna gider, 15 yaşında da yönetici olur. Tarikattan ayrılması ise tam 5 yılını alır. Şimdi ise konuşmaktan çekinmiyor, bildiklerini ve yaşadıklarını ekranlardan hissedildiği kadarı ile temkin sınırını koruyarak anlatıyor.

Browning’in anlattığına göre tarikata alınacak kişinin geçmişi, 6 yaşından itibaren araştırılıyor, bir nevi tarikatın kendi güvenlik taramasından geçiriliyor. Yanlışlar, hatalar kişinin anlatımı ile Hristiyanlık inancında da olan, günah çıkarma, itiraf yöntemi ile kayıt altına alınıyor ve bilgiler saklanıyor. Bu bilgilerin daha sonra aleyhte kullanıldığına ilişkin iddialar da var. Peki 6 yaşındaki bir çocuğa ne tür sorular soruluyor? Browning kendi deneyimini şöyle aktarıyor:

“Davranışlarımız, ne tür hatalar yaptığımız, anne ve babamızın nelere yaptığı gibi şeyleri soruyorlar. Bugün hâlâ beni rahatsız eden sorular da soruluyordu cinsellikle ilgili. Bana soruları yönelten kişi orta yaşlı bir erkekti. Bugün o soruların taciz olduğunu düşünüyorum.

Tarikatın alt organizasyonları olduğunu söyleyen Browning, üye kişilerin kendilerini tamamen adadıklarını, haftada 50 dolarla yaşamayı öğrendiklerini anlatıyor: “Rahibe olmak gibi bir şey. Tarikata girerken sana “1 milyar yıl” sözleşmesi imzalatılıyor. Bu, ömür boyunca ve öldükten sonra da ki tarikat inancında reenkarnasyon var, ruhunla bu yapıya hizmet etmeye devam edeceksin anlamına geliyor.”

Peki çocuklara nasıl davranıyorlar? Çocuklara yetişkin gibi muamele ediliyor. Ceza sistemi daha çok izolasyon üzerine kurulu: “İşlediğiniz suça bağlı olarak ceza alıyorsunuz. Farklı farklı “rehabilite” programları var. Ceza alan bir çocuk fiziki olarak ağır şartlarda çalıştırılıyor. Her yere, her şeye koşmak zorundasınız. Ve bu çocuklar tamamen siyah giyiniyorlar o dönemde.”

Daha önce kaçmayı denediğini ama başaramadığını, sonrasında tarikattan ayrılma kurallarına uygun olarak tarikatı terkettiğini anlatıyor Browning. Güle oynaya bir ayrılık olmamış tabii ki. Aynı tarikatta yer alan annesi üzerinden psikolojik baskı görmeye başlar. Annesinin bütün görevleri elinden alınır. “Ya tarikat ya kızın” seçimine zorlanır. Bütün bunlar ve çocukken yaşadığı tacizler onu susturmaz, aksine konuşması gerektiğine inanır.

Peki korkmuyor mu? Adaletsizliğe ve annesinin yaşadıklarına isyanından dolayı susmayacağını söylese de Browning, bazı sorulara verdiği yanıtlarda tedirgin. Tarikatın ayrılanlarla ilgili uyguladığı “disconnection” politikasının aileler açısından yıkıcı etkisi olduğunu, ailelerin “disconnection” nedeni ile çocukları öldüğünde bile haberdar edilmediğini söylüyor.

Böylesi baskıcı, aşırı kontrolcü yapıdan insanlar neden ayrılmıyor ya da ayrılamıyor? Browning bu soruyu, “insanlar yemin ediyorlar inançları için. Bunları yapmadıklarında manevi özgürlüğünü kaybedeceğini düşünüyorlar. Bütün bu ceza sistemini de manevi özgürlüğü elde etmenin bedeli olarak yorumluyorlar” diye yanıtlıyor.

Browning bu tür yapıları özetleyen bir cümle ile ifade ediyor ayrılış nedenini: “Bir zaman sonra fark ettim ki, aklım, fikrim, zihnim bana ait değil.”

Tom Cruise’un yanı sıra yine Hollywood’un bilinen isimlerinden John Travolta’nın da üye olduğu tarikatın California’da bir aktör okulu olduğu iddiaları için ise Browning “bilmiyorum ama duydum” yanıtını veriyor. [4]



Dipnotlar:


1-) Deutshe Welle Türkiye 8/12/2007

1 yorum:

Küfür, hakaret içeren yorumlar, spam sayılarak kaldırılacaktır. Üçüncü şahıs ve kurumlara karşı yapılan yorumlar, yorum yapanın sorumluluğundadır. Sadece Gerçek dergisi ve editörleri bu yorumlardan sorumlu tutulamaz.